Orhan Taşova

Pek çok din vardır, fakat sadece bir tek ahlak vardır

“Pek çok din vardır, fakat sadece bir tek ahlak vardır” der John Ruskin. Bu söz, bütün inanç sistemlerinin evrensel ahlaka vurgu yaptığını ifade etmektedir aynı zamanda.

Bizim kültürümüzde ahlak denildiği zaman genel anlamda cinsel ahlak akla gelir. Oysa ahlak hayatın tüm alanlarında geçerlidir; varlığı ve yokluğu, o alanın istikrarını, devamlılığını doğrudan etkiler: bir ticaret ahlakı, bir iletişim ahlakı, bir davranış ahlakı ve daha birçok alanın kendine özgü ahlakı vardır.

19. yüzyılın sonlarında yaşamış bir Amerikan hukukçusu olan John F. Dillon “Ahlak bütün sivil yasaların amacı ve hedefidir” derken, ahlakla hukuk arasındaki ilişkiyi çok güzel ortaya koymuştur.

Yine 19. yüzyılda yaşamış bir Fransız liberal teorisyen Frederic Bastiat, “Bir toplum ahlak ve hukuk içinde olmadığı zaman, vatandaşlar kendilerini bir çıkmaz içinde bulurlar. İnsanlar ya ahlaki değer yargılarını veya hukuka olan saygılarını yitirirler” demektedir.

Konfüçyüs, ahlakın sadece yasalarla korunamayacağı görüşündedir: “İnsanları yasa ve ceza ile yönetirseniz, onlar bir daha yanlış yapmayacaklar, ancak şeref ve utanma duygularına da sahip olmayacaklardır. İnsanları erdemle ve ahlak kuralları ile yönetirseniz, o zaman onlar hem utanma duygusuna sahip olacaklar, hem de doğruyu yapmaya çalışacaklardır” demektedir. Dolayısıyla ahlak ve hukuk her ne kadar birbiriyle içli dışlı olsa da, tek başına hukuk kuralları, bir toplumun yükselmesi için yeterli değildir, ahlak ve erdemle desteklenmesi gerekir.

Osmanlı’nın büyük aydınlarından biri olan Katip Çelebi, ahlakı bir ilim olarak tarif etmiş ve bu ilmin de diğer ilimler gibi öğrenilmesi ve öğretilmesi gerektiğini düşünmüştür: “Ahlak ilmi, faziletler ve reziletler ilmidir ki, nefsi faziletlerle süsleme ve reziletlerden koruma yollarını gösterir.” Bir başka deyişle ahlakın varlığı insan benliği ve kişiliğinin yükselmesini, yokluğu ise alçalmasını sonuç verir.

”Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi, sen de başkasına yapma” sözü belki ahlakın en kesin tarifidir ve yukarıda anmış olduğumuz ifadelerden de anlaşılıyor ki, bir toplumun yükselmesi ve gelişmesi için her birey çocukluğundan gençliğine, gençliğinden olgunluğuna hayatın her alanında ahlakı yaşamak ve korumak durumundadır.

Aksi takdirde, ailevi ilişkilerden sosyal ilişkilere, ticari ilişkilerden iletişime kadar hayatın her alanında kimsenin kimseye güvenmediği bir toplum yapısı ortaya çıkar.

Böyle toplumlarda, hayat akmaz, sıkışır, daralır; ilerleme ve gelişme durur, bozuluş ve çöküş başlar.

Dolayısıyla Kant’ın dediği gibi her insanın içine yazılmış olan ‘evrensel yasa’yı, ahlak’ı yeniden ve yeniden düşünmeli, tüm ilişkilerimizde ve iletişimlerimizde ahlaki duyarlılığımızı korumaya çalışmalıyız. Bugünümüz ve gelecek kuşaklarımız için…

Sağlıcakla kalın.
Orhan Taşova

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu