Diz kireçlenmesi çaresiz bir hastalık değildir
Özel Aile Hastanesi’nden Op. Dr. Ahmet Hakan Kara, ’’Yediden yetmişe dillerden düşmeyen bir hastalık olan korkulu rüya diz kireçlenmesinin her türlü evrede başarılı tedavileri vardır’’ söylemi ile diz kireçlenmesinin bir kabus olmadığını dile getiriyor.
Diz kireçlenmesinin her türlü evresinde başarılı bir tedaviler ile sağlıklı sonuçlar elde edildiğini belirten Özel Aile Hastanesi’nden Op. Dr. Ahmet Hakan Kara, diz kireçlenmesi ile açıklamalarda bulundu…
Kireçlenme en anlaşılır şekilde, eklemlerde kemik yüzeylerin birbirine sürtünmesine bağlı oluşan bir hastalıktır. Vücudumuzda en sık görüldüğü bölgelerden biri dizlerimizdir. Gençlerde çok nadir hastalıklar dışında görülmez, yani bir orta-ileri yaş hastalığıdır. Zamanla önce dizlerin koruyucusu menisküslerin zarar görmesi, ardından kemiklerin koruyucusu kıkırdakların zarar görmesi sonucu dizlerimizde kireçlenme tablosu oluşur. Bu durum uzun yıllara yayılan bir süreç olduğu için erken evre hastalık yaklaşık 45’li yaşlarımızda başlar, ortalama 60’lı yaşlarda ileri evre hastalık haline dönüşür. Bu hastalığın oluşmasında en önemli etken genetiktir. Hızlandıran nedenlerde ise fazla kilo, kas zayıflığı, tedavi edilmemiş erken evre menisküs ve kıkırdak problemleri, dizlerin üzerinde oturma alışkanlığı başı çekmektedir.
Hastalarımız bizlere çeşitli hastalığın çeşitli evrelerinde gelmektedir. Tabi ki ne kadar erken dönemde gelinirse tedavi o kadar basit olmaktadır. Peki erken dönem hastalığı nasıl anlarım? Elbette ilk bulgu ağrıdır. İlk zamanlarda ağrılar hafiftir, ilaç kullanmakla, buz uygulamakla ve istirahat ettirmekle geçirilebilmektedir. Tedaviler oldukça basittir. Basit egzersizler verilir. Dizde ağrı oluşturan nedenler engellenir, daha doğrusu yaşam tarzı değişikliklerine gidilir. İlaç tedavisi ve eklem içi hyaluronik asit enjeksiyonları uygulanabilir. Erken evre kireçlenmelerde film ve MRI bulguları çoğunlukla temiz görünmektedir.
Ne zaman ayrıntılı tedaviler yapılmalı? İlaca ve istirahate olumlu yanıt vermeyen diz ağrısı olduğu zaman ileri tedavi metodlarının başlanması gerekmektedir. Bunun için öncelikle hasta muayene edilir, tek ayak üzerinde basarak röntgen grafileri ve gerekli ise MRI tetkikleri incelenerek tedavi programı şekillendirilir. Çekilen filmlerde diz eklem kemikleri birbirine değmiyorsa erken dönem hastalık olduğunu düşünürüz ve bu hastalarımızda MRI incelemesi daha değerli hale gelmektedir. 1. Evre hastalıkta PRP, PRGF, hyaluronik asit gibi eklem içi enjeksiyonlarla tedavinin girişimsel kısımları tamamlanır. Ancak 2. ve 3. evre menisküs ve kıkırdak hasarlarında artroskopik (kapalı) ameliyat teknikleri ile tedavi planlaması yapılır. Kıkırdak hasarlarının boyutları saptanarak, yapılacak olan işlem ameliyat öncesi seçilir. Boyuta göre basitten kompleks tedaviye gidecek olursak, öncelikle traşlama/debridman işlemi tercih edilir, eğer kıkırdak hasarı büyük ise mikrokırık adı verilen hasarlı kıkırdak alanda küçük delikler açılarak yenilenme sağlanabilir. Daha da büyük hasarlar görülür ise mozaikplasti adı verilen kıkırdak nakli işlemi tercih edilir. Nakledilen kıkırdak hastanın kendi vücudundan alınır. Aynı işlem esnasında hastaya PRGF enjeksiyonu (eklem içi ve kıkırdak altı bölgeye (kemik içerisinden)) veya kök hücre tedavisi eklenebilir. Çalışmalar PRGF veya kök hücre tedavilerinin başarıda katkılarının olduğunu göstermektedir.
Artroskopik ameliyatlar sonrası hastalarımıza 1 ay üzerine yüklenmemesini ve sadece egzersizle destek önermekteyiz. İşlem başarısını görmek amacıyla da yaklaşık 6 ay ila 1 sene içerisinde yeni MRI görüntüleri istemekteyiz. Kapalı işlem sonrası toparlanma süreci hızlı olmakla birlikte hastanede yatış süresi de 1 günü geçmemektedir. Kapalı ameliyat işlemlerimizin başarılı sonucunu gördüğümüz takdirde dizi korumaya yönelik egzersizlere devam ederiz, kilo almanın önüne geçeriz ve özellikle diz üzerine oturarak yapılan faaliyetlerin önüne geçeriz. Hastalarımızı senelik takibe alırız.
İleri dönem hastalıkta ise çekilen filmlerde kemiklerin birbirine değdiği görülmektedir. Bu hasta grubunda MRI tetkiki görmenin çok bir anlamı yoktur. Hastaların ağrıları ilaca ve istirahate yanıt vermemektedir. Gece uykudan uyandıran, uzun yürüyüşlere müsade etmeyen ağrılar hastaların yaşam kalitesini oldukça düşürmektedir. Bu aşmada artık iğne, ilaç, egzersiz tedavileri maalesef işe yaramamaktadır. Bu hastalarımızda diz protezi ameliyatı ile çözüm bulmaktan başka yol kalmamıştır. Diz protezi ameliyatı korkutucu gibi görünse de yaklaşık 45 dakikalık bir işlem olup, hastaların 1 gün içerisinde yürümesine, 3 ila 6 hafta içerisinde tam iyileşmesine olanak sağlayan bir cerrahi işlemdir. Hastalar ameliyat sonrası tüm diz hareketlerini serbestçe yapabilmektedir.
Günümüzde sıkça duyulan bir diğer konu da robotik diz protezi uygulamasıdır. Ekonomik nedenlerden ötürü kullanımı sıklığı artamasa da yakın gelecekte giderek yaygınlaşacak bir uygulama olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Peki geleneksel yöntemden artıları nelerdir? En önemli avantajı cerrahi işlem hatası ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Ameliyat öncesi ve esnasında yapılan ölçümler ve bilgisayar ortamında yapılacak işlemlerin planlanması hata ihtimalini sıfıra indirmektedir. Yumuşak dokularda daha az işlem yapılmasının yolunu açarak iyileşme süresinin 1.5 kat kısalması sağlanmaktadır. Bu kadar kısa sürede iyileşmek hangi hastanın arzusu olmaz ki…
Kısaca özetlemek gerekirse diz kireçlenmesi orta-ileri yaş hastalığıdır. Her aşamasına uygun tedaviler mümkündür ve de başarı oranları yüksektir. Erken alınan önlemler hastalığın ilerlemesinin önüne geçebilmektedir.



