| Performans kaygısı, hastalara bütüncül yaklaşımın önündeki önemli engel |
|
Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) tarafından düzenlenen 47. Ulusal Psikiyatri Kongresi, 26-30 Ekim tarihleri arasında Maritim Pine Beach Resort, Belek Antalya’da gerçekleştirildi. Konusu “21. Yüzyılda Psikoterapiler” olan kongrede, 4 gün boyunca psikiyatri alanında yurt içi ve yurt dışından gelen uzmanlar ile birlikte bilimsel toplantı ve tartışmalar yapıldı. 950 kişinin katıldığı kongrede 5 konferans, 35 panel, 15 kurs düzenlendi. İncekaralar firması kongrede; Mecta speECTrum 5000Q EKT cihazını tanıttı. Firma ayrıca, Dr. Harold A. Sackeim’in konuşmacı olarak katıldığı, “ECT: The Past, Present and Future” başlıklı bir oturum düzenledi. Janssen ve AstraZeneca başta olmak üzere kongrede 28 firma stant açtı. Kongre çerçevesinde düzenlenen basın toplantısına; TPD 2. Başkanı Prof. Dr. Tunç Alkın, Prof. Dr. Raşit Tükel, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Burhanettin Kaya, Bilimsel Toplantılar Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mine Özmen, Uzm. Dr. Halis Ulaş ile Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi katıldı. Prof. Dr. Mine Özmen toplantıda yaptığı konuşmada, psikolojik tedavinin bir bütün olduğunu belirterek, bu tedavinin kişinin hem biyolojik hem de psikososyal ihtiyaçlarına göre ayarlanması gerektiğini söyledi. Psikoterapi noktasında halkın yeterli bilgiye sahip olmadığını kaydeden Prof. Dr. Özmen, “Psikoterapi ya da halk arasındaki tanımı ile konuşma tedavisi, düşünce, duygu ve davranışları konuşma, ilişki kurma yolları ile etkileyerek değiştirme ve iyileştirme demektir. İstanbul Üniversitesi’nde, tıp fakültelerinde yaptığımız bir anket çalışmasında katılımcıların önemli bir kısmının psikoterapiyi derdini anlatarak rahatlama ve fikir danışma olarak gördüğü belirlenmiştir. Üçte ikisi psikoterapinin hangi durumlarda yapıldığını bilmemekte, önemli bir kısmı, özellikle eğitim düzeyi düşük olanlar psikoterapi ile fizyoterapiyi karıştırmakta ve psikoterapinin boyun fıtığı, felç, özürlülük gibi durumlarda yapıldığını düşünmektedir. Katılımcıların çoğu devlet kurumlarından psikoterapi alabileceğini düşünmesine karşın, psikoterapi uygulananların yaklaşık yarısı özel bir kurumdan bu hizmeti aldığını belirtmektedir. Halkımızın bilgi eksikliğine ülkemizde denetimlerin de yetersiz olması eklenince ucube tedaviler, şarlatanlık diyebileceğimiz uygulamalar, ciddi sınır ihlalleri ve etik sorunlar ortaya çıkıyor; hastalarımız istismar ediliyor. Psikiyatrist sayısının yetersizliği, hastalara ayrılan sürelerin kısa olması, performans kaygısı hastalara bütüncül yaklaşımın önündeki diğer önemli engeller. İçinde bulunduğumuz koşullar yetiştirdiğimiz psikiyatristlerin asistanlık eğitimleri boyunca kazandıkları terapötik becerilerini kullanmalarını, hastayı hakkıyla değerlendirmelerini, iç dünyalarını anlamalarını engellemektedir” dedi. “Muayenehanelerle SGK anlaşması yapılsın” Prof. Dr. Özmen sözlerini şöyle sürdürdü. “Psikiyatristlerin hastalarını dinleyecek vakitleri yok. Bir günde çalışma saatleri içerisinde 50-100 hasta nasıl bakılabilir? Bu yoğunlukta çalışan hekimlerin moralleri bozuluyor, tükenmişlik hissedebiliyorlar, meslekleri hakkındaki olumlu duyguları yok oluyor Kamu kurumlarında değil psikoterapi hatta psikoeğitim yapmak, nitelikle sağlık hizmeti vermek neredeyse imkânsız. Kuşkusuz bazı hastalar hekimini 3 ayda bir 15 dakika görerek ve ilacını kullanarak iyi olabilir ancak birçok hastada bundan fazlasına ihtiyaç vardır. Hastalar beş merkez dolaşıp birkaç dakika, en fazla 15’er dakika görülüp, önerilen ilaçları birkaç günde bırakıp, hastalıkları hakkında en ufak bilgileri olmadan torba torba ilaç ve tetkiklerle dolaşacaklarına bir psikiyatristin hiç değilse yarım saat ayırarak görmesi daha olumlu sonuçlar vermez mi? Psikoterapinin geri ödemelere girememesi de uygulanmasını kısıtlamakta, ne ödenirse o uygulanmakta. Ödemeler saat başına yapılıyor, oysa seans başına yapılmalı, bir psikoterapi seansı yarım saat ya da 45 dakika olabilir. Ayrıca SGK sisteminde hastaları en erken 10 gün sonra çağırabiliyoruz. Oysa yapılandırılmış bir psikoterapi bu şekilde uygulanamaz. Hastalar belli bir süre boyunca haftada bir bazen iki kez çağırılır. Yapılan çalışmalar psikoterapinin ilk bakışta pahalı bir tedavi gibi gözükmesine karşın aslında yaşam boyu tedavi maliyetini düşürdüğünü göstermektedir. Psikoterapi uygulamalarının teşvik edilmesi ve SGK geri ödeme sistemine dahil edilebilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması sağlık harcamalarını uzun vadede olumlu etkileyecektir. Psikoterapi genellikle muayenehanelerde ya da özel sağlık merkezlerinde uygulanıyor. O halde neden muayenehanelerle de SGK anlaşması yapılmasın?” Üniversite hastanelerindeki yeni düzenlemeler Üniversite hastaneleriyle yönelik yeni düzenlemeler ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Raşit Tükel ise, “Yakında yürürlüğe girmesi beklenen Sağlık Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK taslağında ise, üniversite hastanelerinin, personeli, her türlü hak ve yükümlülükleri, taşınır, taşınmaz mallarıyla birlikte, yeni oluşturulacak olan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna devredilmesi hükmü yer almaktadır. Bu düzenlemeyle, eğitim, araştırma ve nitelikli hizmet sunumunun bir arada yapıldığı üniversite hastaneleri, Sağlık Bakanlığı’na bağlanarak hizmet hastanelerine dönüştürülecek; Kamu Hastane Birlikleri oluşturularak, üniversite hastanelerinin de içinde olduğu tüm hastaneler, kâr amaçlı işletmeler haline getirilecek; öğretim üyeleri üniversite kadrolarından çıkartılarak, sözleşmelerin tek taraflı olarak iptal edilebildiği güvencesiz sözleşmeli çalışma düzenine geçmeye zorlanacaktır. Yeni düzenlemeler, muayenehanesi olan öğretim üyelerinin hasta bakmalarını engellerken, bir yandan da mesai dışında gelir getirici faaliyette bulunmayan öğretim üyelerini, üniversite hastanelerinde tüm işleri ve sorumluluğu üstlenmelerine karşın, performans sisteminin güvencesiz ve giderek ağırlaşan koşullarında, düşük ücretlerle çalışmak zorunda bırakıyor” dedi. TPD Deprem Bölgesinde Doç. Dr. Burhanettin Kaya da, “Türkiye Psikiyatri Derneği olarak deprem haberini alır almaz içinde yer aldığımız sekretaryasını Türk Kızılay’ının yaptığı Afette Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ile birlikte gerekli girişimler başlamış ve görevlendirdiğimiz meslektaşlarımız bölgeye gitmiştir” dedi. TPD olarak bölgede en az 6 ay aktif olarak görev alacaklarını kaydeden Doç. Dr. Kaya, şunları söyledi: “Ekipler ruh sağlığı hizmeti sunmanın yanında yardım çalışmalarına katılanlara, sağlık çalışanlarına ve hedef gruplara yönelik eğitimler gerçekleştirmeyi planlamaktadır.” Depremlerin Türkiye’de ve dünyada en fazla yıkıma ve maddi kayba yol açan afetler arasında yer aldığına dikkati çeken Doç. Dr. Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünyada afetler son 40 yılda 3 kat artmış, son 20 yılda 3 milyon kişinin ölümüne ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu ülkelerde gözlenen çarpık kentleşme kentsel nüfus artışı, kent yoksulluğu, bununla koşut olarak yaşanan sağlıksız ve güvensiz yaşama alanları, sağlık hizmetlerinden yoksunluk, afetlere karşı hazırlıklı olmama ve önlemlerdeki çifte standart gibi, bireyin üretim sürecindeki yeri ve toplumsal konumlanışı ile bağlantılı durumlar belirleyici bir role sahiptir. Bu durumu meydana getiren etmenlerin başında bölgenin az gelişmişliği, yoksulluğu ve barındırdığı ekonomik ve toplumsal eşitsizlikler gelmektedir.” Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı TPD Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi de, kadın ruh sağlığını etkileyen en temel iki sosyal faktörün, şiddete maruz kalma ve yoksulluk olduğunu söyledi. Günümüzde bütün kadınlar geleneksel kavramların da etkisiyle fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik şiddete maruz kalmakta olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Başterzi şunları söyledi: “Kadınların ne yapması, nasıl davranması, ne kadar eğitim alacağı, parasını nasıl harcayacağı, nasıl giyineceği, hatta kimle evleneceği gibi temel seçimleri kural koyucu, yasa koyucu erkekler tarafından belirlenmektedir. Kadınların eğitilmemeleri, emekleri karşılığında ücret almamaları ve erkeklerden daha düşük ücret almaları, daha düşük sosyal konumda yer almaları şiddete uğramalarını arttırmaktadır. Ülkemizde kadınlar yaşamın her alanında şiddete maruz kalmaktadır. Ama kadınlar hâlâ en çok, en yakınlarındaki, en sevdikleri kişilerce ev içi şiddete maruz bırakılmaktadırlar.” Kadın cinayetlerini önceden kestirmenin mümkün olduğunu da söyleyen Doç. Dr. Başterzi, kurbanların öldürülmeden önceki yıl eşleri tarafından yoğun şekilde şiddete maruz bırakıldıklarını dile getirdi. Kadın cinayetlerinin her geçen yıl arttığını belirten Doç. Dr. Başterzi, resmi olmayan rakamlara göre bu yıl sadece Haziran ayında 20 ilde 24 kadının öldürüldüğünü ileri sürdü. Doç. Dr. Başterzi, “Ayşe Paşalı davasında olduğu gibi kadının aylar önceden başlayan şiddetli fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmasına rağmen boşanmış olması nedeniyle etkili yasal koruma tedbirlerinin alınmaması sonucu kadın cinayetleri endişe verici rakamlara ulaşmıştır” dedi. |





Prof. Dr. Mine Özmen, “Ödemeler saat başına yapılıyor, oysa seans başına yapılmalı, bir psikoterapi seansı yarım saat ya da 45 dakika olabilir” dedi.