| Türkiye'deki ölümlerin yüzde 55'ini kardiyovasküler hastalıklar oluşturuyor |
|
| 12 06 2010 | |
Royal Philips Electronics tarafından yaptırılan ve tüm Türkiye’yi kapsayan sağlık araştırmasının sonuçları düzenlenen bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyuruldu. Philips’in üst düzey yöneticileri sağlık bakımı ile ilgili global trendleri, Philips’in bu alandaki çözümlerini ve Türkiye’de gerçekleştirilen sağlık anketi sonuçlarını medya temsilcileriyle paylaştı.
Hilton Oteli’ndeki toplantıya; Philips Türkiye CEO’su ve Philips Healthcare Türkiye Genel Müdürü Willem Rozenberg, Philips MCR EMEA bölgesi CEO’su Arjen Radder ve Philips Healthcare Uluslararası (Avrupa, Ortadoğu, Afrika, Asya Pasifik, Latin Amerika Bölgesi) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Kevin Haydon katıldı. İstatistiklere göre Türkiye’deki ölümlerin yüzde 55’ini kardiyovasküler hastalıklar oluştururken, Philips tarafından yapılan sağlık araştırmasına göre Türk halkının yüzde 33’lük kısmı kalp-damar hastalıklarını gelecek beş yılda potansiyel bir tehdit olarak görüyor. Philips sağlık araştırmasının sonuçlarına göre Türk halkının yüzde 36’sı hipertansiyondan endişe ederken, yüzde 26’sının onkolojik hastalıkları tehdit olarak görüyor. Yine çalışma sonuçlarına göre Türk halkının yüzde 40’ı Türkiye’de erken teşhis ve tedavi için gereken görüntüleme teknolojisinin bulunduğuna inanırken, yüzde 50’si ise gelişmiş medikal teknolojisinin daha uzun bir hayat sağlayabileceğini düşünüyor. Philips Türkiye CEO’su ve Philips Healthcare Türkiye Genel Müdürü Willem Rozenberg, toplantıda yaptığı konuşmada dünya nüfusunun tarihte daha önce görülmemiş bir oranda yaşlandığını belirtti. Rozenberg, “2000 yılında 60 yaş üzeri kişi sayısı 600 milyonken, 2006’da bu rakam 700 milyon oldu. 2050’de bu rakamın üç kat artarak 60 yaş üstü kategoride 2 milyar kişinin üzerine çıkmasını bekliyoruz. Dünya genelinde toplumlar artan ve yaşlanan nüfusların ve ayrıca herkesi sağlıklı tutmaya çalışmanın etkileşimli olarak artan masraflarının gerçekliği ve yüküyle zaten karşı karşıyadırlar. Eğer şimdiki eğilimler devam ederse, pek çok piyasada sağlık-bakım harcaması, çok da uzak olmayan bir gelecekte, GSYİH’nin % 20’sini aşacaktır. Yaşlanma ve sağlıksız hayat tarzları da kronik hastalıkların artışına katkıda bulunmakta ve sağlık-bakım sistemlerimize daha fazla baskı yapmaktadır” dedi. Rozenberg, 2050 yılında gelişmiş dünyanın yarısının kronik hastalıklara sahip olacağının beklendiğini ifade etti. “Biz, insanların hayatı sağlıklı ve dolu dolu yaşamalarına yardımcı olmak istiyoruz” diyen Willem Rozenberg şöyle konuştu: “Ancak, odak noktamız bireyin ilerisindedir: Topluluklarımızın, toplumlarımızın, dünyamızın sürdürülebilirliğine olan bağlılığımızı yansıtmaktadır. Philips, Türkiye’deki faaliyetlerine 1930 yılında başladı ve o nedenle gururla söyleyebilirim ki bu yıl Türkiye’deki 80. yılını kutlayacaktır. Türkiye’de 80 yıl çok uzun bir zamandır ve iyi günde, kötü günde bu ülkeye olan bağlılığımızı göstermektedir. Philips Healthcare, son birkaç yıldır tüm şirketin büyümesine büyük ölçüde katkıda bulunmuş ve mükemmel sonuçlar elde etmiştir. Sağlık-bakımda, kilit pek çok alandaki liderlik pozisyonumuzu güçlendiriyoruz. Görüntüleme ve İzleme çözümlerinde küresel pazar lideriyiz. Kardiyovasküler çözümlerde de kesinlikle 1 numarayız”. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu çeşitli ülkelerde, yerli halkın kendi sağlık durumunu nasıl gördüğünü ve en çok hangi sağlık sorunları konusunda endişelendiğini öğrenmek için sağlık-bakım konusunda kamuoyu yoklamaları yaptıklarını anlatan Rozenberg, “İlk ele almak istediğimiz sorun insanların kendi sağlık durumlarını nasıl gördükleridir; anket sonucu insanların % 74’ünün kendi sağlık durumlarını iyi ya da mükemmel olarak değerlendirdiklerini göstermektedir. Bu aslında iyi bir sonuç olabilirdi, ancak sorun bu sonucun gerçekçi olup olmadığıdır. Eğer ömür beklentisinin, özellikle de sağlıklı ömür beklentisinin 61-63 yıl olduğunu görüyorsak, daha yapacak çok iş olduğu sonucuna varmak yanlış olmaz. En çok dile getirilen potansiyel tehditler hipertansiyon, onun ardından da kardiyovasküler ve onkolojik hastalıklardır ki kardiyovasküler sorunlar Türkiye’deki ölümlerin yarısından fazlasından sorumludur. Bunun ardından, ankete katılanların % 14’ten fazlası bir felç olasılığı konusundaki endişelerini dile getirmişlerdir. Katılımcıların çoğunluğu Türkiye’deki bilgi ve tesislerin yeterli olduğunu düşünüyor, ancak bağımsız OECD raporları bu tesislerin herkesin erişimine açık olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Sağlık-bakımın Türkiye’deki standardı çok yüksek, ancak hesaplı ve dayanıklı çözümlerle buradaki “herkese eşit bakım sağlama” zorluğunun üstesinden gelmek gerekiyor. Kabaca % 40 oranında katılımcı Türkiye’de erken teşhis ve tedavi için yeterli görüntüleme teknolojisinin mevcut olduğunu düşünmektedir; yapılacak olan slayt gösterileri katılımcıların % 50’sinin bunun daha uzun yaşama imkânı sağlayabileceğini düşündüğünü göstermektedir. Nüfusun % 33’ü kardiyovasküler hastalıkları gelecek beş yıl için kendi hayatlarına yönelik potansiyel bir tehdit olarak görüyor. Türkiye’de tüm ölümlerin % 79’u kronik hastalıklardan % 55’i de kardiyovasküler hastalıklardan kaynaklanmaktadır. Türkiye’deki kardiyovasküler hastalık oranı örneğin Amerika Birleşik Devletleri’ndekine kıyasla üç ila dört kat daha yüksektir. Nüfusun % 74,2’si sağlık durumunu iyi ya da mükemmel olarak görüyor; diğer taraftan, doğumda ömür beklentisi erkek/kadın için 71/75, sağlıklı hayat beklentisiyse erkek/kadın için 61/63 yıl ile sınırlı” diye konuştu.Hem ev hem hastane bakımı Philips MCR EMEA Bölgesi CEO’su Arjen Radder ise konuya ilişkin değerlendirmesinde “Günümüzde sağlık bakımının bir defaya mahsus tedavinin ve geleneksel bakım araçlarının ötesine geçmesi gerektiğini görüyoruz. Bu nedenle çözümlerimizi hem ev hem de hastane bakımına odaklıyor ve hastalıklardan korunma, teşhis, tedavi ve izleme alanlarına eğiliyoruz” dedi. Sağlık konularında kamu bilincini artırmanın, hastalıkları önlemede daha proaktif tedbirler alınmasını teşvik eden sosyal sistemler geliştirilmesinin önemini vurgulayan Radder, tarama ile erken teşhisin ve hastane merkezli bir sağlık bakım sisteminden ziyade hasta merkezli bir sisteme geçilmesinin önemini de dikkat çekti. Tedaviye olduğu kadar korumaya da önem verilmesi gerektiğini kaydeden Philips Healthcare Uluslararası (Avrupa, Ortadoğu, Afrika, Asya Pasifik, Latin Amerika Bölgesi) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Kevin Haydon ise tüm dünyada kronik hastalıkların yayılması sebebiyle kamunun sağlık eğitimi büyük önem taşıdığına dikkat çektiği konuşmasında “İnsanların kendi hayat tarzlarının yol açacağı sonuçları anlamalarına yardımcı olarak kendi sağlıklarına özen göstermelerini ve böylece hastalık riskini azaltmalarını sağlayabiliriz” dedi. Önleyici hizmetlere yatırım şart Sağlık-bakımın bugün tüm dünyada en yaygın sorunlardan biri olduğunun farkında olunduğunu ifade eden Kevin Haydon şunları söyledi: “Geleneksel hayat biçimleri ve sosyal yapılar büyük değişimler geçiriyor ve bu dönüşümlerle birlikte hayat tarzları ve beslenme biçimleri de değişiyor. Ne yazık ki bu değişimlerin sonucunda kardiyovasküler hastalıklar, kanser ve diyabet gibi kronik hastalıklarda da ciddi bir artış yaşanıyor. Eminim ki manşetlere yansıyan istatistikleri hepimiz biliyoruz. Gelişmiş ülkelerde nüfusun % 50’sinin 2050 yılına kadar kronik hasta olacağı tahmin ediliyor. Orta yaşlı insanlar arasında erken ölüm, sıklıkla da aile reisi olarak, verimli hayatın 20-25 yılının yitip gitmesi anlamına geliyor. Orta yaşlı insanlar arasındaki en yaygın ölümler damar hastalıkları, solunum hastalıkları veya kanser gibi tedavisi pahalı hastalıklardır. Aslında, sonuçta, dünya genelinde sağlık-bakım sistemleri ve finansmanı ağır bir baskı altında kalıyor. Gelişmiş piyasalarda zorluk aynı zamanda hesaplı olabilen daha yüksek kaliteli sağlık-bakım hizmetini sağlayabilmektir. Gelişmekte olan ekonomilerin pek çoğundaysa, artan refah seviyesi, kentleşme ve gelişen sağlık-bakım imkanlarına rağmen, özellikle de kentlerde ve kırsal alanlarda yaşayan milyonlarca yoksul insan için sağlık-bakım erişimi sağlamak hâlâ önemli bir zorluk teşkil ediyor. Ayrıca, tedavinin yanı sıra önleyici hizmetlere de yatırım yapmamız gerekiyor. Kronik hastalıklar arttığından sağlık konusunda halkın eğitimi büyük önem taşıyor. Kişilerin kendi hayat tarzlarının sonuçlarının neler olacağını anlamalarına yardımcı olarak, kendi sağlık durumlarını iyileştirmelerini ve dolayısıyla da kendi hastalık risklerini azaltmalarını sağlayabiliriz.” Philips’te en önemli görevlerinin yerel ihtiyaçları ve o bölge halkının yaşadığı zorlukları anlamak olduğunu belirten Haydon, “O sebeple, ilk adım olarak, aralarında Türkiye’nin de içinde bulunduğu çeşitli ülkelerde sağlık-bakım konusunda kamuoyu yoklamaları yapılmıştır. Bu araştırmalar, yerel halkın kendi sağlık durumunu nasıl gördüğü ve en çok hangi sağlık sorunları konusunda endişelendiği konusunda bize öngörü sağlayacaktır. Yakın gelecekte, burada, mevcut sistemlerimizden daha insan odaklı ve sürdürülebilir bir sağlık-bakım sistemine geçiş gibi yerel zorlukların nasıl çözüleceği hakkında çeşitli tavsiyeler içeren ayrıntılı bir araştırma da yayınlanacaktır. Tüm çözümlere sahip değiliz, ancak sağlık-bakım dönüşüm sürecindeki amaçlarımızdan bir tanesi de müşterilerimiz, ortaklarımız, hastalarımız ve kesinlikle paydaşlarımız ve medyayla diyaloğu arttırmaktır. Bu iletişim, ilerleme için çok önemlidir, çünkü hiçbirimiz önümüzdeki sağlık-bakım sorunlarını tek başımıza çözemeyiz. Philips, hükümetlerin, tıbbi kurumların, sigorta şirketlerinin, uzmanların ve sektör liderlerinin küresel ve yerel sorunların ele alınmasında ortak bir sorumluluğa sahip olduğuna inanmaktadır.” |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|