Hayvanların Tarihi

0
5

Çalışmalarını çağdaş felsefenin sorunları merkezinde sürdüren akademisyen Oxana Timofeeva, Aristoteles’ten ödünç aldığı adla Hayvanların Tarihi‘ni felsefi bir hat üzerinde kuruyor, tabiri caizse, “felsefe tarihini hayvanların tarihi olarak okumayı” öneriyor.

 

Hayvanlar bugün daha ziyade evcilleştirme, kapatma ya da imgeleştirme yoluyla gündelik hayatımıza, dilimize, düşünce dünyamıza dahil olurken bu çalışma “hayvan meselesi”ni Aristoteles’ten Hegel’e, Adorno’dan Deleuze’e uzanan geniş bir felsefe geleneğine ve Bataille, Kafka, Platonov gibi yazarların metinlerine atıfta bulunarak ele alıyor, hayvanla insan arasında aşina olduğumuz tüm ayrımlardan, insanlığa ve hayvanlığa dair tüm keskin tanımlardan azade yeni bir düşünme ve tartışma imkânı sunuyor.

 

“Eğer felsefe bilgelik sevgisiyse, Oxana Timofeeva’nın Hayvanların Tarihi, hayvan sevgisinden mürekkep bir felsefe çalışmasıdır. Felsefeyi hayvanlara karşı yanlış tutumundan ötürü kolayca mahkûm etmek yerine, hayvanlara haysiyetlerini iade etmek üzere Aristoteles’ten Deleuze’e filozofların nasıl daha farklı yorumlanabileceğini yeni baştan anlama çabasına giriyor. Hayvanların Tarihi, bize, biz insanlara, yeni bir dünya kazanmak için tüm ‘devrimci hayvanlar’la birlik olmayı öğretiyor. “ Benjamin Noys

 

Kitaptan alıntılar

“Hayvanlar gitgide, teker teker sahneyi terk edip insanlığı kendi temsilleriyle, evcil hayvanları ve oyuncaklarıyla baş başa bırakıyor.”

 

“Tarih zulmün tarihidir ve insanların insanlara uyguladığı tahakküm insanın doğaya uyguladığı tahakkümle başlar.”

 

“İnsanın çoktan çöpe gitmiş insanlığı, arzunun müstehcen döküntüsünden başka bir şey değildir.”

 

“Kurbanlık hayvan her zaman insanın yerini alır; her zaman ‘bizim için’ ölür. Kurban etme bir aldatmacadır: ölecek olan ötekidir; aştığımız ölüm aslında ‘bizim’ değildir, şahit olduğumuz. Ancak tam aksine, şahit olduğumuz ölümün ‘içselleştirilmiş’ yahut bilince ait bir olgu olarak kavranmış haliyle bize ‘ait’ olması anlamında ‘bizim’ olduğu da söylenebilir.”

 

 

 

“Bilhassa delilerin ıslah edilmeleri için yerleştirildikleri tecrit veya kapatılma mekânları, hayvanların sergilendiği hayvanat bahçelerine benzer bir düzene sahiptir. Tecridin amacı delilik karşısında klasik aklın, yoksulluğun patlak verişi karşısında toplumsal düzenin, artık insana hiç mi hiç benzemeyen hayvan karşısında insanın güvence altına alınmasıdır.”

 

“Hayvanlar, insanlar, bitkiler; hepsi de hayati önem taşıyan bir meseleyle, kâinatın muhafazasıyla meşguldür.”

 

“Minerva’nın Baykuşu umutsuz hayvanlığımızın son umudunu gerçekleştirebileceğimiz yer olan terra utopia’ya açılan kapıların çoktan kapanmış olduğunu keşfeder. Ve bu kapıların üstünde şöyle yazar:

Hakikat. Hayvanlar giremez.”

 

 

“(…) hayvanlar hakikatin kapılarından girmenin yasak olduğunu bilmez. Kapılar onların umurunda değildir. Bir sınırı belirtmek için nereyi çitle çevireceksek çevirelim –‘tek gerçek serkeş’– hayvan o sınırı yasadışı yoldan aşacaktır. Ne de olsa, giriş kapısı yalnızca oradan geçme izni olmayanlar için anlam ifade eder. Hayvan tam da kaçış yokmuş gibi görünen yerde kaçış çizgisini bulacaktır. Ve bu çizgi üzerinde başka bir şey daha bulması mümkündür. Her şeye rağmen, özgürlüğü?”

 

“Hayvanların Tarihi başlığını Aristoteles’ten ödünç aldım. Mahsus yaptım bunu; bu iki sözcüğün bileşimine yeni bir an­lam vermek, tarihsel hayvanlık diye anlaşılması gereken şeye hakkını teslim etmek istedim. Başlıca öncülüm, tarihsel olma­yan bir tabiata emanet edilmeleri adet olmuşsa da hayvanların bir tarihi olduğudur. Hayvanların da kendi tarihsel maddiliği vardır, en azından bir emek gücü olarak. Ancak bana kalırsa bu tarihin mantığı hayvanların gitgide özgürleştiğinden, böy­lece en nihayetinde haklarının güvence altına alınacağından bahseden hümanist söylemin iyimserliğiyle uyum içinde değil­dir.”

 

“Felsefe hayvan hakkında ne söyler? Bu konudaki yaygın tutumu alışıldık bir hiyerarşi kalıbına oturtmak mümkün gibidir. Hayvanların bitkilerden ‘daha iyi’ olduğu, insanla­rın hayvanlardan ‘daha iyi’ olduğu, erkeklerin kadınlardan ‘daha iyi’ olduğu, özgür yurttaşların kölelerden ‘daha iyi’ olduğu fikri epey zaman önce Aristoteles’te karşımıza çıkmış­tır. Aşağıda kalan taraf ‘kötü’ olduğu için değil, üstün taraf neyin ‘iyi’ olduğunu daha iyi bildiği için. Açıkça hayvanlık­tan ‘taraf olup’ bu hâlâ pek insanca dünyada hayvan türünün eşit temsil edilmesi amacıyla hayvan hakları ve hayvanların özgürleşmesi için savaş verenler dahi insanlığın insani olma­yan doğaya tahakküm (şimdilerde yaygın biçimde eleştirilen bir tahakküm) uyguladığı fikrinden vazgeçememektedir; san­ki insani olmayan doğanın bizden gelecek yardıma, saygıya, desteğe, tanınmaya sahiden ihtiyacı varmış gibi.”