Mikro cerrahide dünyada çok önemli bir yerdeyiz

0
79

Türkiye’nin ilk kadın yüz naklini gerçekleştiren Prof. Dr. Selahattin Özmen ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

 

Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi alanında başarılı operasyonlara imza atan Prof. Dr. Selahattin Özmen şu anda Koç Üniversitesi Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü’nde görev yapıyor. Özmen ile hem plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi alanında yaşanan gelişmeleri hem de mevcut durumu konuştuk.

Hocam eğitim hayatınıza baktığımızda hep dereceler ve ödüller var. Böyle hekimlerimiz olduğunu görmek bizleri de onurlandırıyor. Biyografinizde akademik bilgelere vakıf olabiliyoruz ama biz kısaca sizi tanımak isteriz; beyaz önlüğü bir kenara koyunca nasıl biri ile karşı karşıyayız?

Yaptığım her işi, en iyi şekilde yapmak isterim. Bu bir düğme dikmek de olabilir, başka bir şey de. Bunun için de elimden geleni yaparım. Mümkün olduğunca kendimi geliştirmeye çaba gösteririm. Beyaz önlüğü bir kenara bırakınca çok fazla zaman kalmıyor ama yine de kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Mesela 2 yıl önce Açıköğretim Fakültesi’nde başladığım Fotoğrafçılık ve Kameramanlık bölümünü bitirdim. Şimdi de Felsefe bölümüne başladım. Burayı zamanında bitirebilirsem tarım okumak istiyorum. Bir öğrenme açlığım var. Mümkün olduğunca bu açlığımı doyurmaya çalışıyorum. Çok sevdiğim bir şey de kitap okumak. Film izlemeyi ve tiyatroya gitmeyi de severim ama çok fazla zamanım kalmıyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde aldığınız eğitim alanları içinde kök hücre de var. Kök hücre konusundaki gelişmeler yeni ufuklar açıyor. Bu konuda siz neler söylemek istersiniz?
Bu eğitim daha çok kök hücrelerle nakil alanındaydı. Özellikle sıçanlarda bacak nakli, yüz nakli veya karın duvarı ve diğer dokuların nakli gibi konularda çok önemli başarılar elde ettik. Bağışıklık sistemini baskılamadan organ naklinin mümkün olabileceğini gördük. Sıçanlara kısa aralıklarla; 5, 7 veya 35 günlük sürelerde bu ilaçları vererek, yaşam süreleri boyunca nakil yapılan dokuyu reddetmeden bağışıklık sağlamanın mümkün olduğunu gördük. Bu aslında çok önemli bir gelişme.
Kök hücrelerin başka alanları da var. Biz o zaman kemik iliğinden çalışıyorduk şimdi yağ hücresinden çok daha yoğun miktarda kök hücre elde edilebildiğini öğrendik ve bunu çok sık kullanıyoruz. Tabii ki kök hücre tedavisini bir yandan nakillerde kullanıyoruz bir yanda da işin estetik boyutunda da kullanıyoruz. Kısaca her yerde kullanmaya çalışıyoruz. Geleceğine bakarsak ne olabilir? Bizlerin beklentisi; bir yerde bir kalıp üreteceğiz, üstüne kök hücre koyacağız ve istediğimiz organ o kalıbın içinde oluşacak. Bu dediğimi şu anda tek tük de olsa başaranlar oldu ama henüz tam istediğimiz yerde değil. Bu gerçekleştiğinde de başka bir insandan ya da kadavradan doku almadan, laboratuvar ortamında üreterek, adeta bir otomobilin tamiratında raftan yedek parça alır gibi istenen dokuyu reddetme riski olmadan organ tamiratını sağlamış olabileceğiz.

Biz ülke olarak plastik ve estetik cerrahisi alanında nasıl bir konumdayız?
Bugüne kadar çok çok iyi giden bir tıp eğitimimiz vardı. “Şimdi yok mu?” diyeceksiniz. Tabii ki var. Fakat mecburi hizmet ve performans sistemi bence bunu biraz baltaladı. Bizim dönemimizde yani 2000’lerde, mezun olan her arkadaşımızı, istinasız yurt dışına gönderiyorduk. Çoğunlukla da Amerika’ya ama daha sonra mecburi hizmet işin içine girdikten sonra bunun önü kapanmaya başladı. Önce mecburi hizmete gittiler, geldiler. Derken bu arada yaş da ilerlediği için evlenip yuva kuranlar… Hal böyle olunca insanlar çok fazla yurt dışına eğitim almaya gidememeye başladı. Yanlış anlaşılmasın arkadaşlarımızı yine gönderiyoruz ama biraz bloke oldu diyebiliriz. Tabii şu anda hizmet veren çok iyi eğitimli bir grup var. Özellikle Plastik cerrahiyi yönlendiren, çok üst düzey, bütün dünyanın tanıdığı bir gruptan bahsediyorum. Özellikle bazı konularda dünyada bir numara sayılıyoruz. Bu yüzden uluslararası toplantılarda bize çok saygı duyuyorlar. Bu açılardan bakacak olursak bence çok iyi bir yerdeyiz. İnşallah gelecek nesiller daha da iyiye götürecektir.
Tabii Plastik Cerrahi olarak başka sıkıntılarımız da var. Plastik cerrahi biraz yanlış tanıtılıyor ve yanlış yönlendiriliyor. Bazı hekimler de biraz daha hızlı para kazanayım, az risk alayım, bir takım yasal sorunlardan dolayı da büyük ameliyatlar yapmayayım başım derde girmesin durumundalar ve bu ileride nelere yol açar bilemiyorum. Bu açıdan biraz sıkıntı var.

Türkiye’nin ilk kadın yüz naklini gerçekleştirdiniz. Yüz nakli doku nakillerinin içinde en zor olanı mıdır? Sağ kalımı belirleyen unsurlar nelerdir?
Yüz nakillerine baktığımızda aslında tüm dünyada 40 küsur nakil yapılmış. Bunların da yedi tanesi Türkiye’de gerçekleşmiş. Sayı olarak çok iyi. Aslında sayıya da bakmamak lazım. Yaptığınız işin kalitesi mühim olan. Niye çok fazla yapılmıyor? diyecek olursanız: Hayat kurtarıcı bir işlem gibi görünmüyor. Bir karaciğer, böbrek nakli gibi değil. İkincisi yaptığımız nakiller kaç yıl yaşayacak, ne olacak bunlar hep irdelenmesi ve açığa çıkması gereken durumlar…
Nakillerde çok başarılıyız, teknik hatamız pek yok. Teknik hatanın olmama sebebi de çok güzel, çok büyük damarlarımız var ve gelişmiş bir mikro cerrahi tekniğimiz var. Bu açıdan teknik olarak bunun çok zor olduğunu düşünmüyoruz ama hastaların organizasyonunu sağlama kısmı var. Görünür görsel bir alan ve fonksiyon ön plana çıkıyor. Bazı alanlarda çok da fonksiyona bakılmadan nakiller yapılıyor. Esas olarak bakılması gereken; solunum, çiğneme, yemek yeme gibi fonksiyonlarımız için bu nakiller var ve bu tüm dünyada da bu böyle. Bu açıdan baktığımızda çok kontrollü gidiyoruz. Belki bir süre sonra daha da rutine oturacak. Biraz önce de bahsettiğim gibi kök hücrelerde bir takım tedavilerle sıçanlarda çok başarılı sonuçlar elde ettik ama bunu henüz insanlarda başarabilmiş değiliz. Eğer bağışıklık sistemini manipüle etmeyi başarabilirsek, bu tür nakiller bizler için çok kolay.

Sağlık Bakanlığı Doku Nakli Bilim Kurulu’nun 6 üyesinden birisiniz. Bu kurulun önemi ve amacı nedir?
Bu kurul özellikle bizim kompozit doku nakli dediğimiz; kol, el, yüz, bağırsak veya gırtlak nakli gibi doku nakillerinin izni ve denetiminden biz sorumluyuz. Buradaki işimiz; gelen talepleri inceleyip abartılı şeyler yapılmasının önüne geçmek. Abartılıdan kasıt az evvel bahsettiğim henüz deney aşamasında olan işlemler ve bu işlemleri her önüne gelenin uygulamaya kalkması faydadan çok zarar verebilir. İşte bu noktada biz devreye giriyoruz ve gelen talepleri değerlendiriyoruz. Uygun olduğunda da uygun kuruma izin veriyoruz.

Şu anda Koç Üniversitesi Hastanesi kadrosunda yer almaktasınız. Buradaki çalışmalarınızdan ve ekibinizden bahseder misiniz?
Koç Üniversitesi Hastanesi çok yeni bir kurum olmasına karşılık akademik anlamda çok hızlı ilerliyor. Kurumun genel prensibi; başarı odaklı ve hep daha iyisi için çalışmak olduğundan hızlı ilerlediği görüşündeyim. Hepimizin amacı; daha iyi, kaliteli ve çağın gereklerine uygun öğrenci, hekim yetiştirelim. Bu nedenle de biraz daha hırslı, daha çok çalışmayı isteyen kişileri kadrolarında bulundurmak istiyorlar. Bunun için her türlü imkanı da sağlıyorlar. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı için konuşacak olursam iyi bir kadromuz var ve yakın zamanda ekibimizi genişleterek daha da güçlü hale gelmek istiyoruz.

Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi alanında adına çok sık rastlıyoruz. Fakat ağız, çene ve el cerrahisi konusunda çok fazla cerraha rastlamıyoruz. Bunun nedeni nedir?
Aslında biraz önce de bahsettiğim gibi zorlu vakaları insanlar artık çok fazla yapmak istemiyor. Temelde bizim eğitimimizin tüm aşamalarında el, ağız-çene ve yüz cerrahisi ve mikrocerrahi eğitimi vardır. Bunu hemen tüm kurumlar gücü ve imkanları dahilinde asistanlarına aktarmaya çalışmaktadırlar. Aslında çok çok iyi ağız-çene ve yüz cerrahisi yapan arkadaşlarımız da var. Çok iyi mikro cerrahlarımız da var. Dünyada sayılı mikro cerrahi ülkelerinden biriyiz. Bu gücümüzü bir yandan medikolegal konuların çok artması, yeni çıkan performans yasaları çok baltalıyor. Bu şartlar altında ister istemez; bir tane mikro cerrahi işlem yapacağıma, 20 tane ben çıkartırım. Bu da hekimi “aynı parayı kazanırım hatta belki de daha fazlasını kazanırım ve çok daha risksiz olur” gibi düşüncelere sevk ediyor. Ama çok çok iyi doktorlarımız, çok iyi cerrahlarımız var. Az diye düşünmeyin ama insanlar elini eteğini çektiler.

Sizin alanınız için estetik kısmın öne çıkması tabii ki kaçınılmaz olan. Hem medyanın hem de insanların odak noktası estetik ve plastik cerrahi. Bu alanda da hekimlerimiz kendi yöntemleriyle ön plana çıkıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Mesela burun ameliyatı konusunda Türkiye bir numara. Birçok cerrahımızın, buna ben de dahilim burun ile ilgili teknikleri vardır. Fakat ben tek tür ameliyat yapan biri değilim. Hemen hemen plastik cerrahinin tüm alanlarında iş yapmayı severim. İyi de yaptığımı düşünüyorum. Öyle de olmalı ki hasta sayım da epey fazla. Liposuction, meme ameliyatları (küçültme / büyütme dahil), hepsini çok seviyorum ama burun ameliyatlarını daha da çok seviyorum. Çünkü bana göre burun ameliyatları çok komplike ve düzgün yapılmalı. Kötü yapıldığı için bize müracaat eden hastalarımız var. O yüzden her önüne gelenin yapmaması gereken bir ameliyat. Çok iyi bir eğitim süreci gerektiriyor. Tabii hastanın mutluluğu da bizim için çok önemli. Buradaki mutluluktan kasıt; hastanın her istediğini yapmak değil, hastanın 3, 5 hatta 10 yıl sonra bu yaptığımız işten mağdur olmamasını sağlamak da çok önemli.

Ekşi Sözlük’te bir arkadaş sizden övgüyle bahsederken şu anda “Le fort kırıklarıyla ilgili çalışmalar yapıyor” demiş. Yıl 2013, bahsi geçen çalışmaların neticesi ne oldu acaba?
Biraz önce bahsettiğimiz yüz kırıklarıyla ilgili bir konudan bahsediyor. Trafik kazalarında her türlü yaralanmalarda biz çok aktif bir şekilde çalışıyoruz. Kamu üniversitesindeyken daha fazla hastamız oluyordu. Şu anda özel bir kurumda olduğum için biraz daha az yüz kırığı vakamız oluyor ama tabii ki bu kırıklarla ilgili uluslararası eğitim veren “AO Foundation” adında bir grup var, onun uluslararası eğitmenlerinden biriyim. Türkiye’den birkaç arkadaşımız daha var. Elimizden geldiğince tüm yenilikleri yüz kırıkları da dahil takip etmeye çalışıyorum.

Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi alanında medyatik olmak da önemli. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?
Bu konuda biraz geri kafalı olduğumu düşünüyorum. Bizim yetişme tarzımızda, bizim için en önemli olan; üniversitenin en büyük hocalarından eğitim almaktı. Şu anda yeni yetişen bir uzman bile olsanız; medyayı, sosyal medyayı çok iyi kullanıyorsanız belki de hak etmediğiniz payeleri alabiliyorsunuz. Kendinizin bile inanamayacağı kadar vaka yapmaya başlıyorsunuz ama bu da bir takım sorunları beraberinde getiriyor. Alt yapıyı çok iyi oluşturmak lazım. “Tanınmak” evet, faydalı olabilir ama altı boş olursa hem doktoru hem de hastaları mağdur eden komplikasyonlar olur. Bu konuda çok fazla şikayet de alıyoruz.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Öncelikle Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahinin; bir estetisyenlik veya bir makyaj bölümü olmadığını, çok ciddi bir cerrahi bölüm olduğunu herkesin bilmesi lazım. Bizler birçok branştan ağır ve büyük cerrahiler yapıyoruz. Ayrıca bizim de yaptığımız cerrahi işlem. Elimizde sihirli bir değnek yok, dokunduğumuzda her şey sıfırlanmıyor. Sadece teknikleri biraz daha detaylı biliyoruz. Biraz farklı teknikler uyguluyoruz ama mucizeler yaratmıyoruz. Mucize diye bir şey yok sadece bilgi var. Bilgiyi işleyip tekniği iyi uygularsanız, iyi sonuç alırsınız.