Yeni Bir Toplum Felsefesi: Öbekleşme Kuramı ve Toplumsal Karmaşıklık

0
73

Toplumsal süreçleri “birey” ve “toplum” benzeri şeyleştirilmiş genellikler bakımından düşünmeyen, aynı şekilde mikro ve makro olmak üzere iki sabit düzeyde gerçekleştiği fikrini altüst eden bir yeni ontolojidir bu. Kitapta tanımlanan gerçekçi toplumsal ontoloji, kişilerden devasa ulus-devletlere dek çeşitlilik barındıran toplumsal varlıkları, tarihsel süreçler aracılığıyla inşa edilmiş öbekleşmeler biçiminde ele alıyor. Her ne kadar Fransız düşünür Gilles Deleuze’ün öbekleşme kuramından hareket etse de, bu yaklaşım onun zorluklarını ve eksikliklerini irdeleyerek genişleten ve onu bir adım öteye taşıyan, toplumsal gerçekçiliğin kusurlarını bertaraf etmeye imkân tanıyan “yeni bir öbekleşme kuramı”nın temel fikirlerini ve kavramlarını barındırıyor. Bu kitabın ekseninde Deleuze’ün yanı sıra, Max Weber, Fernand Braudel, Michel Foucault, Pierre Bourdieu, Erving Goffman gibi düşünürler de yer alıyor.

 

Yeni Bir Toplum Felsefesi özgün olduğu kadar derinlikli bir modern toplum analizidir; en önemlisi de indirgemeciliğe, özcülüğe ve şeyleştirmeye kökten bir karşı çıkıştır.

 

Kitaptan alıntılar

“Kişilerarası ağlar ve kurumsal örgütlenmeler insanların öbekleşmeleridir; toplumsal adalet hareketleri, ağ biçimli birtakım toplulukların öbekleşmeleridir; merkezi hükümetler birtakım örgütlenmelerin öbekleşmeleridir; şehirler, bina ve caddelerden madde ve enerji akışları için yapılan iletim hatlarına dek çeşitli altyapı bileşenlerinin yanı sıra insanların, ağların ve örgütlenmelerin öbekleşmeleridir; ulus-devletlerse şehirlerin, şehirlerle örgütlendirilmiş coğrafi bölgelerin ve bu gibi birkaç bölgenin oluşturduğu eyaletlerin öbekleşmeleridir.”

 

“Yerli yurtlulaşma kavramı ilk olarak düz anlamıyla anlaşılmalıdır. Karşılıklı sohbetler daima belirli bir yerde (bir köşe başında, bir barda, bir kilisede) gerçekleşir ve katılımcılar birbirlerini onayladıkları vakit sohbet çizgileri belli mekânsal sınırlara kavuşur. Benzer biçimde çok sayıda kişilerarası ağ, etnik muhitler ya da küçük kentler olsun, belirgin sınırlara sahip mekânsal yer yurtlarda yaşayan toplulukları tanımlar.”

 

“Mekânsal sınırları istikrarsızlaştıran ya da içsel heterojenliği artıran herhangi bir süreç ise yersiz yurtsuzlaştırıcı addedilir. Yazıdan ve güvenli posta hizmetinden telgraf, telefon ve bilgisayarlara uzanan iletişim teknolojisi buna iyi bir örnektir, zira bunların hepsi, birlikte bulunma mecburiyetini safdışı bırakarak toplumsal varlıkların mekânsal sınırlarını bulanıklaştırır, sohbetlerin uzaktan yapılabilmesini sağlar; düzenli mektuplaşma, telefon görüşmeleri ya da bilgisayar tabanlı iletişimler aracılığıyla kişilerarası ağların oluşmasına imkân tanır ve bu ağların aynı anda farklı ülkelerde faaliyet gösterebilmesi için gerekli araçları örgütler.”

 

“Şeyleştirmeden kaçınmak için daha ziyade bu ürünleri üreten tarihsel süreçlere odaklanmamız gerekir; elbette ‘tarihsel’ teriminin insanın tarihinin yanı sıra kozmolojik ve evrimsel tarihe de gönderme yapması kaydıyla.”

 

“Bir sohbetin içeriğini oluşturan sözcüklerin akışı önemli bir ifadesel rol oynamasına rağmen, sohbetteki her katılımcının yüz ifadesi, bedensel duruş, zarafet ve itidal icrası (veya icradaki başarısızlık), konu seçimi ve başka birçok yolla belli bir kamusal personaya yönelik ifadesel talepleri vardır. Bu kimlik taleplerinin ifadesi titizlikle yapılmalıdır, yani öyle bir biçimde icra edilmelidir ki yansıtılan imge başkaları tarafından kolaylıkla itibarsızlaştırılamasın. Mevcut her sohbet, katılımcılarını kendileri hakkındaki aleyhte olguları ifade etme riskinin yanı sıra lehte bilgileri de ifade etme fırsatıyla donatır. Bu bilgi kişinin itibarının bir parçası haline geldiğinden, bir sonraki karşılaşmada ifade edilebilecek kimlik taleplerini de etkileyecektir. Bir kamusal personaya yönelik taleplerin ifade edildiği çeşitli araçlar, bu öbekleşmelerin dilsel olmayan temel ifadesel bileşenini oluşturur.”