Yardımlaşmayı seven bir toplum olarak bilinmemize rağmen; karnemiz zayıf

0
30

Dünya Bağışçılık Endeksi’ne göre, Türkiye, gönüllü faaliyetlere katılma konusunda 135 ülke arasında ancak 132’nci sırada yer alıyor. Türkiye’de gönüllülük daha çok para verilen bir faaliyet olarak görülüyor. Türk halkının yüzde 10’u para bağışı yaparken, yüzde 4’ü gönüllü faaliyetlere katılıyor. Karnemiz zayıf, yardımlaşmayı seven bir toplum olarak bilinmemize rağmen! Gelişmiş ülkelerde ise sivil girişimlere toplumsal katılım oranları yüzde 25-56 arasında değişiyor. “Dünya Değer Araştırması”na göre, 55 ülke içerisinde Türkiye, gönüllü bir faaliyete katılan kişiler araştırmasında sonda yer almıştır. Türkiye’de gönüllü faaliyetler yürüten 105 bin dernek bulunuyor ve bunun da 5-6 binini vakıflar oluşturuyor. Vatandaşların yalnızca yüzde 2,5 kadarı toplumsal kuruluşlarda, yüzde 4,2’si ise siyasal kuruluşlar için gönüllülük faaliyeti yürütüyor. Türkiye’de rakamlar parlak görünmese de son dönemde gönüllülük kavramı özellikle şirketler arasında yaygınlaşmaya başladı. Türkiye’nin birçok köklü şirketi, çalışanlarının performanslarını arttırmak, iş yerindeki birliği ve beraberliği arttırmak için STK/gönüllülük çalışmalarına ağırlık vermektedir. Vahşi kapitalizmin en yoğun hissedildiği ABD bile huzuru, gönüllülük duygusunu geliştirmekte görüyor. Gençler gönüllü projelerine yönlendiriliyor, şirketler çalışanlarını gönüllü olmaları için maddi, manevi teşvik ediyor. Gönüllü olarak hizmet edenler destek ve takdir görüyor. Amerika’da bir gencin iyi bir üniversitede okuması, yüksek lisans veya doktora yapabilmesi için en önemli kriteri yapılan ve görev alınan gönüllülük projeleri oluşturuyor. Amerika’nın en varlıklı insanları da servetlerinin büyük bir bölümünü kurdukları vakıflara ve oluşturdukları gönüllü projelerine aktarıyorlar. Oysa hayırsever olarak bilinen toplumumuz için ise bu kavram “yardım etmek” ile eşdeğer. Ne kadar çok muhtaca ve yoksula yardım ederseniz, hayırsever olarak kabul ediliyorsunuz ve hayırseverliği de dini vecibeleri yerine getirmek için yapıyoruz. Yapılan araştırmalara göre ise (TÜSEV-Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı), son 10 yıldır hayırseverlik oranımız yüzde 32,5’ta kalmış ve bu oranlara bakıldığı zaman yüzde 52,5 ile daha çok dilencilere, para vermeyi tercih ediyoruz. Toplumu harekete geçirecek sivil toplum kuruluşlarına ise bağışçılık oranımız ise sadece yüzde 16’larda. İş hayatında ise gelişmeler umut verici. Sabancı Holding, UPS, Türkcell gibi birçok dev şirket, şirket çalışanlarıyla ortak gönüllülük projeleri yürütüyorlar. Yapılan araştırmalara göre ise bu faaliyetler işyerindeki birliği ve beraberliği güçlendiriyor.
İş ve sosyal yaşamım nedeniyle iş dünyasında koşan, büyük fabrikalar, holdingler kuran, yatırımlar yapan ve ünlü olan birçok insanla karşılaştım. Ruhsal değerlerinin farkında dahi olmadan çıkar telaşı, endişesi ve korkusu içinde koşuyorlardı. Parayı, pulu, şanı, şöhreti mutluluk kaynağı zannediyorlardı. Biraz yaklaştığınız zaman onların ne büyük acı ve mutsuzluk içinde yaşadıklarını hemen fark ediyorsunuz. Buna karşın bazı iş insanı arkadaşlarım ise sevgi, şefkat, merhamet içinde cömertçe severek ve vererek yaşıyorlardı. Mutlulukları yüzlerinden okunuyor; yalnız kendilerini değil çevrelerini de aydınlatıyorlardı. İş insanı olma şansını, fırsatını elde eden insanlar üstün liderlik yeteneklerine sahip, etkin ve başarılı insanlardır. Bu yetenek ve etkinlerini hiçbir karşılık beklemeden başka insanların mutluluğu için kullandıklarında; iyi insan olmanın büyük mutluluğunu kendi yaşamlarına kattıkları gibi, birçok insanın huzur ve mutluluğuna da çok şeyler kattıklarını 40 yıla aşkın gönüllülük yaşamımda hayranlıkla izlemişimdir. İş insanlığı önemli bir kavramdır. Bu nitelik her insana kolay kolay kısmet olmaz. Olsa bile sürdürülmesi kolay değildir. İş dünyasına, ticarete, endüstriye hizmet etmek, binlerce insana iş ve ekmek vermek ruhsal değerlerimizin aydınlığında yapılırsa iş hayatı insanı yüceltir, rahmetini ve bereketini arttırır, hayatını güzelleştirir. Ruhsal aydınlık; yaptığımız her işte hakka, hukuka, adalete uygun davranmak ve tüm İlişkilerimizde sevgi, şefkat, merhamet içinde yaşamaktır. İnsan evrenin en şerefli varlığı olarak yaratılmıştır. Her işi yapabilecek güce ve yeteneğe sahiptir. Önemli olan yaptığı işler değil, insan olabilmesidir. İnsan olmak demek; evrende yaşayan canlı, cansız tüm varlıklara ve doğaya zarar vermeden yararlı olabilmek ve bu çaba içinde bir yaşam sürdürebilmektir. İş insanı yaptığı girişimlerle dünyanın daha çok gelişmesine, daha çok güzelleşmesine etkili katkılar yapabilir. İş ilişkileri ve çalıştırdığı insanlar nedeniyle insanlarla yakın ilişkiler kurulabilir. Hakka, hukuka, adalete uygun davranışlarıyla topluma örnek olabilir. Kendi üretkenliği ve etkin liderliği ile insanların daha başarılı ve daha üretken olmalarına katkı yapabilir. Yani iş insanlığı, topluma daha yararlı bir insan olabilmek yolunda çok geniş olanaklar sunar. Bu olanakları verimli kullanabilmesi için sevgisine sınır koymamalı, ayrım yapmamalı, dil, din, ırk farkı gözetmemeli ve karşılık beklemeden cömertçe verebilmelidir. İş dünyası, karşılık beklentisi, sevgi dünyası ise beklentisizlik içinde amacına ulaşır. Eğer iş insanı tüm dünyasını işin beklentileri üzerine kurarsa yaşamı anlamını yitirir, işin ve kazancın esareti altına girer. İnsanlara yabancılaşır, tüm ilişkilerini çıkar hesapları üzerine kuran insan insanlıktan uzaklaşır. Ortada iş kalır, insanlık biter. İnsanlar içlerindeki boşluğu dolduracak, yaşamlarına anlam ve sevinç katacak bir arayış içindeler. Tek çare insanları karşılıksız ve koşulsuz sevmek, hizmet etmek yani gönüllü yaşayarak dünya barışına ve huzuruna ulaşma yolunda teşvik etmektir.