İyi yaşamak kolaydır…

0
65

Sanki bizim gönlümüzü yıkamak temizlemek için milyonlarca yıldan beri akar dururlar. Yağmur, bereketiyle tüm dünyayı besler. Toprakla birleşmesi, kucaklaşması ne güzeldir… Yağmur sonrası yayılan toprak kokusu gönüllere bereket ve güven yayar. Dağlarda ne büyük efsun vardır… Ovalar yaylalar ne temiz havalıdır… Çimenler, çiçekler, envai tür böcekler; hepsi dünyanın süsüdür, zenginliğidir. Özetle dünya güzel bir yerdir.

Dünyanın en güzel yerlerinden biri olan ülkemiz iseevrenin tüm güzelliklerine, rahmet ve bereketine en bol şekilde sahiptir. Dört mevsimin tüm renkleri ve cümbüşü doyasıya yaşanır. Anadolu, verimli toprakları, suları, güzel havası ve konumu ile binlerce yıldan beri büyük devletlere, köklü geleneklere ve çok çeşitli kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Rengi, zenginliği, güzelliği tüm insanlarımıza yansımıştır. Karadenizli, Akdenizli, Egeli, Doğu Anadolulu, Güney Doğulu, Trakyalı; ayrı renkler, ayrı nitelikler ile bir insanlık senfonisi oluştururlar.

Eğer ilgi gösterilir ve değerlendirilebilirse dünyanın her zerresi yüce bir değerdir. Dağı, taşı, toprağı, havası, suyu, altı, üstü, her yeri sayısız, sınırsız nimetlerle doludur. Üzerinde yaşayan her insan ise ayrı bir dünyadır. Her birimizin yüzlercerengi, yeteneği vardır.Yeteneklerimizinbüyük bir bölümünü fark etmez, yaşamımıza katmaz, bedenimizle birlikte toprağa gömer gideriz. Zihinsel yeteneklerimizin küçük bir bölümünü kullanırız; fiziksel yeteneklerimizin birçoğununfarkına varmaz, geliştirmez tam yararlanamayız. Duygularımızı sürekli baskı altında tutarız. Birçok insan ise yalnızca dünyaya odaklanmış bir halde,kendi değerlerinin ruhsal yüceliğininfarkında bile olmadan koşar dururlar.

Biz bu dünyaya insan olarak geldik. İnsan olabilmek çokbüyük bir değerdir.Ananız, babanız, kardeşleriniz, akrabalarınız vardır. Dostlar arkadaşlar, sevgililer, aşklar, tutkular ve bağlılıklar içinde yaşarsınız. Derin bir uykunun sabahında uyanmak ne güzeldir. “Günaydın” diyebilmek, gülmek, konuşmak, sohbet etmek, anlamak, anlaşmak, koklaşmak, öpmek, sarılmak insanlarla birlikte olmanın zenginliklerine ulaştırır bizi. Yaşamak, hayatın güzelliğini hissetmek, sevmek, vermek, paylaşmak insanı ne denli mutlu eder. Kimseye boyun eğmeden, hakka, hukuka, adalete uygun, dürüst, ahlaklı, erdemli bir hayat sürmek belki de evrenin en güzel şeyi, insanın yüceliği ve iyi yaşamanın en kolay şeklidir.

Güzel bir dünyada, güzel bir ülkede, sonsuz nimetler içinde doğduk. İnsanlar güzel, ırkımız güzel, milletimiz güzel… Geliştirilebilecek birçok yeteneklere sahibiz.Önümüz, çevremiz, her tarafımız sayısız ve sınırsız nimetlerle dolu. Denizler en lezzetli balıkları, dağlar en şifalı otları, ağaçlar tadına doyulmaz meyveleri, kaynaklar en sağlıklı suları, tarlalar en bereketli gıdaları veriyor. Cömertçe verilen bu güzellikleri ve nimetleri ile birlikte, bolluk bereket içinde dünyanın kıymetini bilmemiz gerekir. Oysaki gördüğüm insanların çok büyük bir bölümü halinden şikâyetçi, kendilerini iyi hissetmiyorlar. Hayat bir ziyafet olarak önümüze konulmuş ama birçok zavallı, lezzetini bile tadamadan açlıktan kıvranıyor. Bizi kuşatan dünyanın zenginliklerini görmüyorlar. Bize verilenleri fark etmeden, bilincine ulaşmadan, bereketini bulamaz, rahmetine kavuşamayız. Etrafımızdaki sınırsız zenginlikler ve nimetler,ambalajı dahi açılmamış değerli hediyeler gibi boynu bükük bizim yararlanmamızı beklerler. Mutlaka bunları değerlendirmeyi, iyi yaşamayı öğrenmemiz gerekir.

Hayatı kötü yaşamak çok zor bir iştir. Kavga, gürültü, çekişme, mücadele, kin, kıskançlık; almaya, kapmaya, sahip olmaya çalışmak, olumsuz şeyler düşünmek, olumsuzluk içeren yıkıcı planlar kurmak… Hepsi çok zor şeylerdir. Yüklerini taşıyabilmek, altlarından kalkabilmek için çabalamak dayanılmaz acılar verir insanlara. Cezaevlerinde, hastanelerde, hatta kendi evlerinde, işyerlerinde ruhsal değerlerinin aydınlığına ulaşamayıp olumsuzluklar içinde yaşayan insanlar vardır. Kanserin, ülserin, kalp ve damar hastalıklarının, fiziksel yapıda ortaya çıkabilecek birçok rahatsızlıkların nedeni kavga, gürültü, çekişme, stres içinde geçen hayatlardır. Ruhsal ve sinirsel bozukluklar, dengesiz süren yaşamların sonucudur.

Eğer şükretmeyi, vermeyi, karşılığında bir şey beklememeyi öğrenebilirseniz hafiflersiniz, yükleriniz azalır, kendinizi iyi hissedersiniz, hayatınız kolaylaşır… Dünyanın, ülkenizin, insanlığınızın ve hayatınızın lezzetini tadarak, güzelliğini duyarak iyi bir hayat yaşarsınız.