Sigara kullanımı, tedavisi olan bir hastalıktır

0
76

31 Mayıs Dünya Sigara Bırakma Günü vesilesiyle görüş bildiren Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Toraks Derneği Tütün Kontrolü Çalışma Grubu Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Oğuz Kılınç, “Sigara, kadınların ömründen 23 yıl, erkeklerin ömründen 28 yıl çalıyor. Bu nedenle önemli olan sigaraya hiç başlamamaktır” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; tütün, hem insan sağlığına verdiği zararlar, hem de diğer ekonomik kayıplar nedeniyle kişisel ve toplumsal gelişmenin önündeki engel ve gelişmeyi tehdit eden bir maddedir. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Toraks Derneği Tütün Kontrolü Çalışma Grubu Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Oğuz Kılınç tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle her yıl dünya genelinde yaklaşık 6 milyon, Türkiye’de ise 110 bin kişinin hayatını kaybettiğini vurguladı. Türkiye’deki tüm ölümlerin yüzde 27’si, yani dörtte birinden fazlası tütüne bağlı hastalıklar sebebiyle gerçekleşiyor ve bu şekilde devam ettiği takdirde 2030 yılına gelindiğinde dünya genelinde tütün kullanımı nedeniyle ölenlerin sayısının yılda 8 milyonu aşması bekleniyor. Tütüne karşı yürütülen kampanyaların halen sigaraya başlama oranını azaltamadığını belirten Prof. Dr. Oğuz Kılınç, bu oranının azaltılması için alınması gereken önlemler konusunda değerli bilgiler verdi.

Paketleme ve katkı maddesi kısıtlamalarıyla sigaraya başlama oranları düşürülebilir

Sağlık Bakanlığı’nın tütün karşıtı kampanyaları sigarayı bırakma konusunda önemli başarılar elde etse de, gençler arasındaki sigaraya başlama oranlarının azalmadığını belirten Prof. Dr. Oğuz Kılınç şöyle devam etti: “Burada asıl sorun sigaraya başlamanın engellenememesi ve bunun da birinci nedeni sigaranın cazibesini, en basitinden ambalaj çekiciliğini hala ortadan kaldıramamış olmamız. Sigara paketlerinin çekiciliğinin azaltılması yönünde daha kapsamlı çalışmalar yürütülmesi gerekiyor. Şu anda sigara paketlerinin üzerinde, sigaranın sağlığa verdiği zararlarla ilgili resimler var ancak bu yeterli değil. Sigaralar halen şekerlemeler, çikolatalar ve çocukların ilgisini çeken bu tip ürünlerle benzer paketleme özelliklerine sahip. Dolayısıyla çocuklarda, “büyüdükten sonra tüketilecek bir ürün” algısı yaratıyor. Sigarayı bir kez denemek bile çok riskli bir şey çünkü deneyen her dört çocuktan üçü, eroin ve kokainle eşdeğer bağımlılık gücüne sahip olan nikotin ve katkı maddeleri nedeniyle bağımlı oluyor. Halbuki çocuklar sigara paketlerini ölümle ve sakatlıkla eşdeğer görseler, örneğin bir tarım ilacı üzerindeki kurukafa imgesi gibi güçlü bir mesaj verilebilse, sigarayı deneme ihtiyacı duymaz. Sigaraya başlamanın engellenememesinin ikinci önemli nedeni ise, içine kolayca bağımlılık yapıcı maddelerin eklenebilmesi. Bu katkı maddeleri bağımlılık riskini artıran çok önemli bir faktör ve bunların kullanımının kesinlikle yasaklanması gerekiyor. Başta Brezilya olmak üzere, bunu yapan ülkeler var. Artık Brezilya’da mentol dahil olmak üzere hiçbir katkı maddesinin sigaraya dahil edilmesine müsaade edilmiyor.”

 

Sigara daha pahalı ve zor erişilebilir olmalı, ürün çeşitliliği azaltılmalı

Bağımlılığın azaltılması için, sigaranın daha zor erişilebilen bir ürün haline getirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Oğuz Kılınç şöyle devam etti: “Sigaranın her yerde satılabilen bir ürün olmaması, her yere tütün ürünleri satış ruhsatı verilmemesi gerekiyor. Sigara sadece belirli yerlerde, örneğin her şehirde bir-iki yerde satılabilmeli. Bundan başka bir yöntem daha var; o da ürün çeşitliliğini azaltmak. Bir örnek verelim ve diyelim ki piyasada sadece sütlü çikolata var. Tek çeşitli bir ürünün tüketimi mi fazla olur yoksa sütlü, bitter, fındıklı, meyveli gibi çikolata çeşitleri arttığında mı tüketim fazla olur? Aynı şey sigara için de geçerli. Sigara çeşitliliği arttıkça tüketim de artıyor ve bununla ilgili yapılmış çalışmalar var. Ürün çeşitliliği yüzde 10 arttığında tüketimin yüzde 4 arttığı kanıtlanmış. Dolayısıyla bu yönde de bir önlem alınması gerekiyor. Son olarak, sigaranın fiyatının artırılması da bu yönde alınabilecek önemli bir önlem. Tütün endüstrisi, sigara fiyatlarının yükselmesi kaçakçılığı artırır gibi bir argüman ortaya koyuyor. Halbuki kaçakçılıkla sigara fiyatının yüksekliği arasında ilişki olmadığı bilimsel olarak gösterilmiş. Öyle bir şey olsaydı bugün en pahalı sigaranın satıldığı İngiltere’de en fazla kaçakçılığın olması gerekirdi. Halbuki sigaranın en ucuz olduğu ülkelerde daha fazla kaçakçılık söz konusu. Tüm bu önlemler alındığında gençlerin sigaraya başlaması daha da azalacaktır ancak sigara endüstrisi bu önlemlere şiddetle karşı çıkıyor.”

 

Sigara hem bireylerin sağlığını hem toplumların geleceğini tehdit ediyor

Prof. Dr. Oğuz Kılınç sigaranın toplumsal etkileri hakkında şunları söyledi: “Türkiye’de sigara alımı için yılda yaklaşık 20 milyar dolar harcanıyor. Sigarayla ilişkili hastalıkların tanı ve tedavisi için harcanan para ise yaklaşık 30 milyar dolar. Dolayısıyla çok ciddi bir paradan söz ediyoruz. Sigara ve diğer tütün mamullerinin kullanımı ülkemize, yılda 50 milyar dolarlık bir ekonomik yük getiriyor ve bu fakirleşmemize yol açıyor. Ayrıca tütün kullanan insanların doğurdukları çocuklar hastalıklara açık halde doğuyor. Sigara içen anne ve babanın çocuğu, sigara içmeyen bir anne babanın çocuğuna göre anlamlı şekilde daha düşük bir akciğer kapasitesiyle doğuyor, yani hayatına handikaplı başlıyor. Zaten akciğer sağlığını tehdit eden hava kirliliği, termik santral ya da endüstriyel gazlar gibi bir sürü faktör var ve bu risklere küçük bir akciğerle doğan bir çocuk maruz kaldığında kalıcı akciğer hastalıklarına yakalanma riski daha yüksek oluyor. Yeni jenerasyonun bu etkilere maruz kalması, toplumun geleceği olan genç neslin hastalıklı doğmasına yol açıyor. Bu da tabii ki insan hakları ve sağlık hakkı yönünden kabul edilemez bir şey.”

 

Sigara kullanımı, tedavisi olan bir hastalık gibi düşünülmelidir

En doğrusunun sigaraya hiç başlamamak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Kılınç, bir şekilde bağımlı olmuş insanların da sigaradan kurtulmasının mümkün olduğunu belirtti: “Burada tedavisi mümkün olan bir hastalıktan söz ediyoruz. Sigara kullanımında kişinin iradesinden bağımsız çalışan mekanizmalar söz konusudur. Sigara içen her 10 kişinin 9’u, sigara içme isteğini kendi iradesiyle kontrol edemiyor. Dolayısıyla irade dışı çalışan bu mekanizma, yüksek tansiyon ve diyabet gibi hastalıklarda olduğu gibi, Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış etkili tedavilerle kontrol altına alınabilir. Sigarayı bırakmak isteyenlerin yapabilecekleri en iyi şey, ALO 171’den kendilerine en yakın sigara bırakma polikliniğinin adresini öğrenip oraya başvurmaktır. Çünkü ALO 171’de kayıtlı sigara bırakma merkezleri, bilimselliği kanıtlanmış yöntemleri kullanan eğitimli hekimler ve sağlık çalışanları tarafından yönetiliyor. Dolayısıyla burada, tuzaklara düşmeden ve etkinliği kanıtlanmamış yöntemlere maruz kalmadan sigarayı bırakmak mümkündür.”

 

Elektronik sigaralar da kapalı ortamlarda kullanılmamalı

Kılınç, elektronik sigaralar hakkında şunları söyledi: “Elektronik sigara, sigara bırakma yöntemi değildir. Tütün endüstrinin, bağımlılığın devamını sağlayan yeni oyuncağıdır. Elektronik sigaranın içinde, normal sigaradaki kadar zehirli madde yoktur ancak bu sigaranın oluşturduğu hastalıkların oluşmasına yetecek kadar zehir barındırmaktadır. Sigarada 1000 birim zehir var dersek, elektronik sigarada 100 birim vardır ama bu 100 birim de kanser ve diğer hastalıkların oluşması için yeterlidir. Yani sigara içmek 30 katlı binanın 30. katından atlamaksa, bu tip zarar azaltma ürünlerini kullanmak 9. katından atlamaktır. İkisinin de sonu ölümdür. Dolayısıyla bunu daha az zararlı diye kullanmak kaçınılmaz sonu geciktiren bir süreç değildir. Bunun aksini yazan “bilimsel” yayınların hangi amaçla hazırlandığını iyi düşünmek gerekir. ‘Bu buhar çıkarıyor, öbürü duman çıkarıyor dolayısıyla ben bunu kapalı alanda kullanabilirim’ demek doğru değildir. Nasıl ki nükleer santralin atık suları içme suyu olarak kullanılmazsa, bu cihazın çıkardığı buhar da ocakta kaynayan sudan çıkan buhardan farklıdır. İçinde kanser yapıcı ve zehirli maddeler vardır ve bu nedenle kapalı ortamlarda kullanılmamalıdır.”

 

Sigaranın olumsuz etkileri genç yaşta da ortaya çıkabilir

Sigaradan zarar görmenin yaşı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Kılınç şöyle devam etti: “Kanserlerin yüzde 95’inden sigara sorumludur. Yani “zaten her şey (hormonlu gıdalar, cep telefonları, mangal kullanımı) kanser yapıyor, tek suçlu sigara değil” algısı yanlıştır. Türkiye’de yılda 500 bin kişiye kanser teşhisi konuyor ve bunun 495 bini sigarayla ilişkili kanserler oluşturuyor. Bu nedenle sigarayla diğer faktörleri eşit görmemek gerekiyor. İnsan sigaraya başladıktan 1 gün sonra bile zarar görebilir çünkü sigaradan çekilen her nefeste kalıcı, öldürücü ya da sakat bırakıcı bir hastalığın hücresel düzeyde başlama riski yüzde 50’dir. Dolayısıyla sigara, Rus ruleti oynamaktan daha tehlikelidir ve yaşa bakmaz. Bu nedenle “Şimdi içeyim 30 yaşından sonra bırakacağım, bu hastalıklar zaten 40 yaşından sonra oluşuyor” düşüncesi tamamen yanlıştır. Sigara nedeniyle 22 yaşında akciğer kanseri olmuş, ya da 35 yaşında geri dönüşümsüz bir noktaya gelmiş KOAH’lı hastalar var. Dolayısıyla gençlik bir güvence değildir. Her dozu zararlı bir maddeden söz ediyoruz. Dolayısıyla az içmek, dudak tiryakisi olmak, zararı azaltılmış bir ürün kullanmak ya da mentollü sigara içmek bir şey değiştirmez. İçildikten sonra ortaya çıkan zararlı etkilerin ise panzehiri yoktur. İstediğiniz kadar kanser önleyici gıda tüketin, sigaranın zararlı etkisini engelleyemezsiniz. Sigaradan, tütün mamullerinden ya da elektronik sigaradan zarar görmek istemiyorsanız, bunun tek yolu bu ürünleri kullanmamaktır.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here