Yeni teknolojiler kanser hastalarına umut oluyor

Türkiye Nükleer Tıp Derneği Başkanı Prof. Dr. Zehra Özcan, kanser teşhis ve tedavisinde kullanılan son teknoloji PET/BT ve PET/MR cihazlarının dünyada 80 tane, Türkiye’de ise 3 tane bulunduğunu ve bu sayıyla Türkiye’nin birçok Avrupa ülkesini geride bıraktığını söyledi. Söz konusu  cihazlarla kanser öncesi teşhis ve tedavide büyük yol kat edildiğini belirten Özcan, Türkiye’nin bu cihazlara sahip olmasını büyük bir şans olarak gördüğünü dile getirdi.

 

Türkiye Nükleer Tıp Derneği (TNTD) tarafından düzenlenen 29. Ulusal Nükleer Tıp Kongresi Antalya Belek’te yapıldı. 10-14 Mayıs 2017  tarihleri arasında yaklaşık 400 katılımcının takip ettiği kongrede, 49 oturum başkanı ve 50 konuşmacı görev aldı. 17 konferans, 2 panel, 3 kurs, 7 bildiri oturumu ve 3 uydu sempozyumunun yapıldığı kongrede bu yıl “Geleceğin Tıbbında Nükleer Tıp” teması ile kurgulandı. Kongrede, nükleer tıp uzmanlık alanındaki son gelişmeler ile yenilikler ele alındı.

 

Ülkemiz için sevindirici bir gelişme

 

Türkiye Nükleer Tıp Derneği Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana bilim dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Zehra Özcan, kanser teşhis ve tedavisinde kullanılan son teknoloji PET/MR cihazlarının tüm dünyada 80 tane, Türkiye’de ise 3 tane bulunduğunu söyledi. Türkiye’nin nükleer tıp alanında çok geniş ekolojik duruma sahip olduğunu ve bir çok Avrupa ülkesini geride bıraktığını belirten Özcan, “Özellikle kanser tanısında çok önemli olan görüntüleme sistemleri mevcut. Bu görüntüleme cihazlarının ülkemizde sayıları 120’yi aşmış durumda. Ülkemizde şimdiye kadar 2 PET/MR cihazı mevcut idi. Bir tanesi İstanbul ikincisi Ankara’da kurulmuştu. Şimdi çok yeni üçüncüsü devreye girdi. İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesine kuruldu. Bu ülkemiz için çok sevindirici bir gelişme. Sağlık hizmetinin en üst seviyede teknolojik donanımla Türk halkına ulaşmış olmasından dolayı memnuniyet duyuyoruz” dedi.

 

İspanya’da bile henüz yok

 

PET/BT ile PET/MR’ın dünyada çok yeni ve üst bir donanım olduğunu belirten Özcan, bu cihazların onkolojide çok avantaj sağladığına dikkat çekti. PET/BT ile yanıt bulamadıkları hastalar için PET/MR’yı kullandıklarını belirten Özcan, cihaz sayısının Türkiye’deki kanser hastaları için büyük bir şans olduğuna dikkat çekerek “Özellikle radyasyon dozu olmadığı için çocuk ve genç hastalarda daha faydalı olacağını düşünüyoruz. Dolayısıyla Türkiye’deki 3 rakamı, bence şu anda Türkiye ihtiyaçları için makul rakamlar. Şuanda İspanya’da daha birincisini almak için görüşmeler yapılıyor. Dünyadaki 80 rakamını göze aldığınızda Türkiye’deki 3 rakamı aslında Türkiye ihtiyaçlarını şu an için büyük oranda karşılayabilir. Çünkü bu cihazlar sadece klinik hizmet amacıyla değil. Klinik hizmeti büyük oranda PET/BT görüntüleme yapıyoruz. Bu cihazları ilk önce araştırma çalışmalarında bir pilot cihaz olarak görmek lazım. Beyin çalışmalarını, onkoloji dışı başka alanlarda da görmek lazım. Zaten çok büyük bir kanser hastalığında PET/BT ile sorularımızı yanıtlayabildiğimiz için, PET/MR’ı daha çok üst aşamalarda kullanmak akılcı olacaktır” diye konuştu.

 

Türkiye BT ve MR sayısında birinci

 

OECD rakamlarına göre Türkiye’nin en çok BT ve MR çeken ülke olduğunu söyleyen Özcan, bu durumu endişe verici olarak yorumlayıp, “Bunlar aslında güzel şeyler değil. Bunlar bu modolitelerin, bu tetkikler bir anlamda gereğinden fazla kullanıldığını gösteriyor. Bir şeyi çok kullanıyor olmak, rakamın yüksek olmasının olumsuz bir mesajı da var aslında bizlere. Biz her hastaya bu işlemleri yapıyor muyuz? Dolayısıyla bu cihazların bence Türkiye ihtiyacına göre, Türkiye’deki nüfusa göre, kurulacak merkezin kapsamlı bir onkoloji merkezi olup olmadığı, orada ileri onkoloji diğer tanı işlemlerinin, cerrahilerin, radyoterapinin yapılıp yapılamadığına yani başka parametreleri göz önüne alınarak optimum seçilmiş referans, eğitim veya kamu hastanelerine yönelik bir planlama yapılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

 

Prostat kanserinde yeni yöntem

 

TNTD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gülin Uçmak da, nükleer tıpta pek çok kanser tanısında o kanser dokusuna spesifik ajanlar geliştirilmeye çalışıldığını vurguladı. Prof. Dr. Uçmak, “Örneğin prostat kanserinin dokusunda olan prostat spesifik membran antijen denilen bir molekül bulunmaktadır. Bu molekül sadece prostat dokusunu yakalayan bir antijene sahiptir, dolayısıyla sizi yanıltmadan doğrudan hedefi işaretleyip, tümör sahasını ve metastazlarını göstermektedir. Aynı molekülün tedavi özelliği de vardır. Şu anda prostat kanseri tedavisinde uygulanan bu gelişme, ilerleyen dönemlerde diğer kanser türleri için de gündeme gelecektir. Bu tedavinin yan etkileri daha az ve klinik olarak uygulanması çok daha kolaydır. Ayrıca kemoterapinin etkisiz kaldığı hastalarda artık moleküler yöntemlerle sonuç alınmaktadır” diye konuştu.

Hasar oluşturduğuna dair kanıt bulunmamakta

TNTD Genel Sekreteri Prof. Dr. Tevfik Fikret Çermik, radyasyonun zararları hakkında şunları söyledi: “Nükleer tıpta kullanılan radyoaktif maddelerin radyoaktivite dozları genellikle çok düşüktür. Bu dozlarda radyoaktivitenin insanda önemli bir hastalık veya radyasyona bağlı ciddi bir hasar oluşturduğuna dair kanıt bulunmamaktadır. Kullanılan radyoizotopların fiziksel yarı ömrü ve vücutta biyolojik yollarla atılması sonucunda vücudumuz radyoaktiviteden kısa sürede arınmaktadır. Hastanın aldığı radyasyon miktarı tanı amacıyla çekilen pek çok radyolojik tetkikte daha az veya ona benzerdir. Bununla birlikte elbette gereksiz yere radyoaktiviteye maruz kalınmaması hem de hamile veya çocuk gibi, organ ve dokuları gelişme döneminde olan ve radyasyondan etkilenme olasılığı daha yüksek olan grupların tanısal incelemeleri hassasiyet gerektirmektedir. Radyasyon güvenliği olarak isimlendirilen bazı özel tedbirlerin alınması, belli incelemeler esnasında, örneğin emzirmenin kesilmesi gibi hususlar ilgili merkezlerde uygulamadan sorumlu nükleer tıp hekimlerince anlatılmaktadır.”

 

Prof. Dr. Tevfik Fikret Çermik ayrıca,  son 20 yılda tıpta yaşanan büyük gelişmelerden Türkiye’nin de etkilendiğini ifade etti. Çermik, “Çok uzun dönem 2000’li yılların başlarına kadar daha çok kan dolaşımıyla, canlılıkla ilişkileri değerlendirirken yani vücutta var olan iyi hadiselerin, normal fizyolojik veya patolojik bir hadisenin ne ölçüde kanlandığını, ne ölçüde canlı kaldığını araştırırken, son 20 yıldaki tıpta olan büyük gelişmelerden biz de etkilendik. Hücresel düzeyde de artık neler olup bittiğini bile bilebiliyoruz. Bir hücrenin içerisinde hangi mekanizmalar çalışıyor, bunlar paralojik durumlarda ne hale geliyorlar. Bunları anladıkça bu mekanizmaları kullanan bazı radyoaktif bileşiklerin kullanımı söz konusu oldu. Normalde biz ilaç kavramını kullandığımız zaman, miligramlarla konuşuyoruz. Görüntülemede ise bunların dışında bazı bileşiklerin ama aynı zamanda radyoaktif niteliği olan bileşiklerin çok düşük düzeylerde hastaya verilmesi üzerinde kurulu bir görüntüleme metodu aslında bu. Yaptığımız bu son derece düşük radyasyon dozu içeren, oldukça bu anlamda güvenli, her yaş gurubuna rahatlıkla uygulayabildiğimiz ve var olan vücut içerisinde bu tüm patolojiyi aynı anda tüm vücudu görüntüleme yaparak anlayabildiğimiz bir görüntüleme yönteminden bahsediyoruz. Hangi fonksiyonu değerlendirmek, hangi olayı anlamak istiyorsak bu ne bileyim şeker metabolizması olabilir, DNA ile ilgili yapım aşamasıyla ilgili bir hadise olabilir, hücrenin içerisindeki var olan canlılık düzeninin anlaşılması söz konusu olabilir. Ne istiyorsanız, amacınız ne ise nükleer tıp görüntüleme bu amacı tek bir seansla tüm ayrıntısıyla görüntüleme şansına sahip oluyorsunuz. Moleküler düzeyde ne olup bittiğini artık değerlendirebiliyoruz. Bu da artık bizim 21. yüzyılda özellikle öne çıkacak bir görüntüleme teknolojisi olduğumuza sahip olduğumuzu ortaya çıkarıyor” şeklinde konuştu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir