Sağlık bütçesinin yüzde 5’i böbrek hastalarına kullanılıyor

ulusal-nefroloji-kongresi

Prof. Dr. Gültekin Süleymanlar, “Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre 21.600 hasta böbrek bekliyor. Tedbir alınmazsa bu hastalar için ayrılan bütçede sıkıntı yaşanacaktır” dedi. 

 

31. Ulusal Nefroloji, Hipertansiyon Diyaliz ve Transplantasyon Kongresi 22-26 Ekim 2014 tarihleri arasında Antalya Belek’te Susesi Deluxe Hotel’de düzenlendi. Kongrede hekim ve hemşirelerin önerileri doğrultusunda hazırlanan nefroloji, hipertansiyon, diyaliz ve transplantasyon ile ilgili en güncel konular yerli ve yabancı bilim insanları tarafından katılımcılarla paylaşıldı. Kongrede; Vascular Access Society ile ortaklaşa düzenlenen uluslararası katılımlı “Vascular Access Course – Damar Erişim Kursu” ve Transplantasyon Çalışma Grubu tarafından hazırlanan “Transplantasyon Kursu” yer aldı. Ayrıca, Türkiye’nin de katıldığı uluslararası DOPPS çalışmasının ülkemize ait ilk verileri, bu yılki kongre sırasında katılımcılara sunuldu. Bu yıl kongreye katılan 1.200 kişinin 300’ünü hemşireler oluşturdu. Kongre çerçevesinde düzenlenen basın toplantısına; Türk Nefroloji Derneği Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gültekin Süleymanlar, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turgay Arınsoy, Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Ateş, İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Altun, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Prof. Dr. Ali Rıza Odabaş ve davetliler katıldı. Türk Nefroloji Derneği’nin çabalarıyla hazırlanan bir eylem programından bahseden Prof. Dr. Gültekin Süleymanlar, “Türk Nefroloji Derneği’nin yıllardır sürdürdüğü çabalar bu yıl gerçekleşti ve derneğimizin büyük katkıları ile Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu tarafından Türkiye Böbrek Hastalıkları Önleme ve Kontrol Programı başlatıldı, 2014-2017 yıllarını kapsayan bir eylem programı hazırlandı” dedi. Hiçbir hastanın tedavisiz kalmadığını ifade eden Prof. Dr. Süleymanlar, “Ülkemizde sağlık bütçesinin yüzde 5’i böbrek hastalarına kullanılıyor. Tedbir almazsak ayrılan bütçede sıkıntı yaşanacaktır” diye konuştu. Prof. Dr. Süleymanlar sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu anda ülkemizde Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre 21.600 civarı hasta böbrek bekliyor. Aslında transplantasyon merkezi sayısı yeterli, devlet de üzerine düşeni gayet iyi yapıyor. Bu konudaki çalışmaları takdirle karşılıyoruz. Ama burada halkın algısını değiştirmek, halkın bu konuya pozitif bakmasını sağlamalıyız. İşin tıbbi tarafı hariç sosyoekonomik olarak getirdiği yük o kadar büyük ki geçtiğimiz yıllarda yaptığımız analizlerde yaklaşık 1,5 milyar dolarlık bir maliyeti var. Bugün için 66.000- 70.000 hasta varlığını kabul edersek yani devlet imkânlarını seferber ediyor, herkese tedavi ulaştırmaya çalışıyor.”

5 erişkinden biri şeker hastası
Prof. Dr. Turgay Arınsoy da yaptığı konuşmada CREDİT 2 insidans çalışması hakkında bilgi verdi. Çalışmaya göre her 7 kişiden birinin böbrek hastası olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arınsoy, “CREDİT’in ilk çalışması 2006 yılında ülke genelinde 23 ilden 10.750 erişkin katılımı ile gerçekleştirilmişti. Çalışmanın ikinci aşamasında 2011 yılında ilk araştırmaya katılan toplam 4453 erişkin kronik böbrek hastasına ulaşıldı. İlk çalışmada yüzde 12.7 olan diyabet sıklığı 2011’deki çalışmada yüzde 18.3’e yükseldi. Neredeyse 5 erişkinden biri şeker hastası. Hipertansiyonda daha mücadeleci bir bilinç kazanmış durumdayız. 2006’da hipertansiyon farkındalık sayısı yüzde 43’dü. 5 yıl içinde farkındalık yüzde 70’e çıktı. Hipertansiyon yönünden toplum bilinçlenmiş durumda” dedi. Obezite probleminin artarak devam ettiğine değinen Prof. Dr. Arınsoy şunları söyledi: “Beş yıllık sürede Türk toplumunun vücut ağırlığı 2.2 kg arttı, uzunluğu değişmedi, bel çevresi 3.4 cm kalınlaştı ve beden kitle indeksi 26.3 kg/m2’den 27.1 kg/m2’ye yükseldi. Bel çevresi esas alındığında 2006 yılında % 33.7 olan obezite sıklığının 2011’de % 40.8’e yükseldiği gözlendi. Kronik böbrek hastalığının sıklığında ise hafif bir azalma belirlendi. 2006’da % 15.7 olan kronik böbrek hastalığı sıklığı 2011’de % 13.3 bulundu. Bir diğer sevindirici gelişme sigara konusunda idi. Topluma yönelik kampanyaların olumlu bir sonucu olarak sigara kullanan erişkin oranının % 35.2’den % 27’ye gerilediği gözlendi.”

“Diyaliz merkezlerinde nefrolog olmalı”
Prof. Dr. Kenan Ateş de konuşmasında, diyaliz merkezlerinde sorumlu uzmanların olması gerektiğini söyledi. Bu sorumlu uzmanın bir nefrolog olması gerektiğinin de altını çizen Ateş, Tam Gün Yasası’nın çıkmasının ardından diyaliz merkezlerinde sertifikalı uzmanların çalıştığını vurguladı. Bu durumun beraberinde birçok sorun getirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Ateş, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Yönetmeliğe göre her diyaliz merkezinin bir sorumlu uzmanının olması gerekiyor. Bu sorumlu uzmanın da nefroloji uzmanı olması gerekiyor. Yok ise bir süre eğitim almış o eğitimin sonucunda sertifikalandırılmış iç hastalıkları uzmanları veya çocuk hastalıkları uzmanları bu sorumlu uzman görevini yapabiliyorlar. Tam Gün Yasası çıktıktan sonra Türkiye’de hemodiyaliz hizmetinin büyük kısmı özel diyaliz merkezleri aracılığıyla yürüyor. Hastaların yüzde 70’i özel merkezlerde diyalize giriyor. Tam Gün Yasası’nın çıkmasından sonra özel merkezlerde nefroloji uzmanlarının sorumlu uzman olarak görev alması büyük oranda ortadan kalktı. Kalkmasıyla birlikte diyalizde bir takım problemler yaşanmaya başlandı. Son dönemde hemodiyalizde özellikle ölüm oranlarında bir artış var. Yüzde 10 civarından yüzde 15’e yükselmiş durumda. Bunun tek nedeni Tam Gün Yasası’ndan sonra nefrologların sorumlu uzman olamaması değil. Tabi ki hastalar yaşlanıyor kötü sonuçların olduğu diyabetik hasta oranı giderek artıyor. Hastaların nefrolog takibi olmadı. Bu bir etken. Bir hasta gurubu var hemodiyalizi uygulanan böbrek hastası bu hastaları en iyi şekilde ancak o konuda en iyi hekim gurubu nefrologlar takip edebilir. Hemodiyaliz hastalarının nefroloji uzmanları tarafından görülebilmesini sağlayan düzenlemeyi yapmak gerekir.”

Kadavradan nakiller yetersiz
Prof. Dr. Aydın Türkmen ise son evre böbrek yetmezliğinin tek tedavi şeklinin nakil olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Türkmen, “Nakille hayat kalitesi ve süresi artıyor. Devlet açısından da maliyet açısından diyaliz yöntemlerine göre yarı fiyatı kadar daha ucuz. Her hastaya böyle bir tedavi sunma imkânımız yok. Özellikle son yıllarda canlılardan nakil artmış durumda. Kadavra donörünün artmaması da olumsuz bir durum. Son dört senedeki canlıdan nakil artışı kadavradan neden artmadı. Bunu araştırmamız lazım. Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı bildirimlere bakınca bin 700 aile yakınını kaybetmiş beyin ölümü gerçekleşmiş. Organ bağışı konusunda teklif edilince olumlu cevap veren aile oranı yüzde 20’lerde. Bu sayının yüzde 50 artması lazım” dedi. Ülkemizde 60’dan fazla merkezde böbrek nakillerinin yapıldığını belirten Prof. Dr. Türkmen, “Son 4 yılda 3 bin civarında böbrek nakli yapılmıştır. Dünyada sayılı ülkeler arasına girmiş durumdayız. Nakilden sonra hastalar uzun dönemde takip edilmeli. Devletin bu konuya odaklanması lazım. Hastalar diyalize dönerse devletin masrafı iki katına çıkıyor. Bu sebeple kongrelerimize Transplantasyon Nefrolojisi Kursu koyuyoruz” diye konuştu.

Türkiye’de diyaliz ve transplantasyon
Diyaliz konusunda son yıllarda ülkemizde ciddi gelişmelerin yaşandığını anlatan Prof. Dr. Ali Rıza Odabaş, ülkenin en ücra köşelerine kadar hemodiyaliz tedavilerinin ulaşmış olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Odabaş şu bilgileri verdi: “2013 yılı sonu itibariyle Türkiye’de 52.675’i hemodiyaliz, 4537’si periton diyalizi ve 9499’u böbrek nakilli olmak üzere renal replasman tedavisi uygulanan son dönem böbrek hastalıklı 66.711 hasta mevcut. 2012 yılı sonu itibariyle milyon nüfus başına 858 olan son dönem böbrek yetmezliği prevalansı 870’e yükselmiş durumda. 2013 yılı içinde hemodiyalize yeni başlayan hasta sayısı 8757’dir. 2012’de 48.900 olan hemodiyaliz uygulanan toplam hasta sayısı 2013 yılında 52.675’e yükselmiştir. Hemodiyaliz hasta sayısında önceki yıla göre % 7.7 artış vardır. Diyalize yeni başlayan hastaların % 36.5’inde böbrek yetmezliğinin nedeni diyabettir. Bunu hipertansiyon izlemektedir. 2013 yılında 1150 yeni hasta periton diyalizine başlamıştır. Periton diyalizi hasta sayısında son yıllarda gözlenen azalma eğilimi devam etmektedir. 2012’de 4777 olan periton diyalizi uygulanan toplam hasta sayısı 2013 yılında 4537’ye düşmüştür. 2013 yılında toplam 2944 hastaya böbrek nakli yapılmıştır. Böbrek nakli sayısı 5-6 yıl öncesine göre belirgin olarak yüksek olmakla beraber, son üç yılda sayının 2900-3000 arasına takıldığı gözlenmektedir. Önceki yıllarda olduğu gibi böbrek nakillerinin % 80 gibi büyük bölümü canlı vericiden yapılmıştır. Kadavradan böbrek nakli sayısı yeterli değildir. Diyaliz hastalarındaki yüksek ölüm oranı sorun olmaya devam etmektedir. 2013 yılı içinde yaklaşık 8500 diyaliz hastası hayatını kaybetmiştir.” Prof. Dr. Bülent Atun da konuşmasında, dünyada en fazla tuz tüketen ülkelerin başında Türkiye’nin geldiğini belirterek, “Sağlıklı bir hayat için günde 5-6 gr, yani bir çay kaşığı tuz alınması yeterlidir. Yapılan çalışmalar ülkemizde günlük tuz tüketiminin 14-18 gr arasında olduğunu göstermiştir. Tuz tüketiminin yaklaşık 6 gram azaltılması ile inmeye bağlı ölümlerin % 20-25, kalp krizine bağlı ölümlerin % 10-15 oranında azaltılabileceği öngörülmektedir” dedi.

Yusuf KÜRKÇÜOĞLU

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir