Romatizmal hastalıklarda kişiselleştirilmiş tedavi hastanın hayat kalitesini artırıyor

0
79
ulusal-romatoloji-dernegi-kongresi

ulusal-romatoloji-dernegi-kongresi
Prof. Dr. İhsan Ertenli, “Yapılan tedaviler hastalığı tamamen yok etmese dahi günlük hayatın ağrısız ve rahat olmasını sağlamayı amaçlamaktadır” dedi.

XV. Ulusal Romatoloji Kongresi 29 Ekim- 2 Kasım 2014 tarihleri arasında Antalya Belek’teki Kaya Palazzo Otel’de gerçekleştirildi. Kongre çerçevesinde düzenlenen basın toplantısına; Hacettepe Üniversitesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türkiye Romatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ali İhsan Ertenli, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Eren Erken, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Mesut Onan ve Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bünyamin Kısacık katıldı. Toplantıda bir konuşma yapan; Prof. Dr. Ali İhsan Ertenli, romatizmal hastalıklarda kişiselleştirilmiş tedavinin hastanın hayat kalitesini artırdığını söyledi. Prof. Dr. Ertenli, “Romatizmal hastalıklar genel olarak kadınlarda daha sık görülmekte ve yaş ilerledikçe sıklığı artmaktadır. Ancak erkeklerde daha sık görülen gut, ankilozan spondilit ya da gençlerde daha sık rastlanan örneğin sistemik lupus eritematozus gibi hastalıklar da vardır. Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında da görülebilir. Romatizmal hastalıkların önemli bir bölümünün kesin nedeni bilinmemektedir. Ancak genetik yatkınlık bazı romatizmal hastalıklarda önem taşır. Eklemlerdeki yükü artıran şişmanlık ya da damar yapısını bozan sigara kullanımı gibi dış etkenlerin engellenmesi romatizmalı hastalar için de yararlıdır. Bazı iltihaplı romatizmal hastalıklar kas-iskelet sistemi dışında derimizi (kızarıklık, döküntü), iç organlarımızı (akciğer, böbrek, beyin vb.) etkileyebilir. Bütün sağlık sorunlarında olduğu gibi romatizmal hastalıklarda da en uygun tedavinin yapılabilmesi için ilk aşamada hastalığa doğru teşhisin konulması gereklidir. Romatizmal hastalıklarda belki de en önemli sorun hastaların romatoloji uzmanına ulaşıncaya dek çok sayıda tetkik ve tedavi denemiş olmaları yani hastalığın zamanında teşhis edilememesidir. Romatizmal hastalıklarda yine en önemli noktalardan biri de ‘kişiselleştirilmiş tedavi’dir. Bir hasta için yararlı olan ilaçlar ya da tedavi girişimleri bir başka için yarar sağlamayabilir. Bu nedenle hastaların doktorlarının önermediği ilaçları kullanmamaları özellikle önem taşımaktadır. Aksi halde bilinçsiz ve gelişigüzel ilaç kullanımı romatizmal hastalığı tedavi etmeyeceği gibi hasta için tehlikeli sonuçlar doğurabilir en önemlisi de hastalığın tedavisini geciktirir. Romatizmal hastalıklarda hastaların bilmesi gereken en önemli şey bu hastalığın müzmin yani kronik olduğudur. Bu durumda tedavinin de uzun süreceğini ve verilen ilaçların hekim kontrolünde sürekli alınması gerektiğini unutmamak gerekir. Yapılan tedaviler hastalığı tamamen yok etmese dahi günlük hayatın ağrısız ve rahat olmasını sağlamayı amaçlamaktadır” dedi.
İnternetin hastaları depresyona sokma anlamında zararlı olduğuna da değinen Prof. Dr. Ertenli, “İnsanlar internette yazılan her şeye inanıyorlar. Örneğin Behçet Hastalığına yakalanan her hasta kör olacak değil. Romatizmadan korkma geç kalmadan kork diyoruz. Erken teşhis ve doğru hekim çok önemli” diye konuştu.

“Ailesel Akdeniz Ateşi’nde doğru tanı önemli”
Ailesel Akdeniz Ateşi (AAA)’nin tekrarlayan ateş ve poliserozit atakları ile karakterize; otozomal resesif geçişli olduğu düşünülen bir hastalık olduğunu anlatan Prof. Dr. Eren Erken, “Genetik testlerle tanı konabiliyor. Ailesel Akdeniz Ateşi tedavisinde genetik ve klinik çalışmalar birleştirilmeli. Yoksa yanlış kararlar verilebiliyor” dedi. Türkiye’de AAA görülme sıklığının yaklaşık binde bir olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Erken, “Bu önemli bir oran olmasına karşın hastalığın tanısında hâlâ neredeyse 7 ila 10 yıl gecikme yaşanıyor. Ailesel Akdeniz Ateşi, tanısı geç konulursa ve iyi tedavi edilmezse olumsuz sonuçlara sebep olabilecek bir hastalık türüdür. Eğer hastayı iyi tedavi etmezseniz vücutta amiloid birikimi olur ve bu madde başta böbrekler olmak üzere hastanın organlarının yeterli bir şekilde çalışmamasına sebebiyet verir. Bu da zamanla kalp yetersizliği, böbrek yetersizliği ve karaciğer yetersizliğine yol açar. Hastalığın tedavisinde kolşisin etken maddeli ilaçlar kullanılır. Düzenli kullanılırsa atakları ve amiloidozu önler. İlaç yüzde 65 tam hastalık kontrolü, yüzde 30 kısmi hastalık kontrolü sağlar, yüzde 5 hasta ise ilaca yanıtsızdır. Bu yanıt vermeyen hastalarda bile kolşisine amiloidozu engellediği için devam edilir. İlaç tedavisi ömür boyudur. İlaç, gebelik ve süt verme dönemlerinde bile kesilmez” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Erken, romatizmal hastalıkların sigara ile de ilişkisi olduğunu belirterek, “Ankolozin Spondolit hastası sigara içmemeli. Akciğerlerde birtakım değişiklikler oluyor. Sigara içenlerde hastalığın yan etkileri daha fazla ilerliyor” dedi.

Doğurganlık çağındaki romatizmal hastalıklar
Genel olarak çoğu romatizmal hastalığın görülme yaşının bayanlarda doğurganlık çağına denk geldiğini ifade eden Prof. Dr. Eren Erken şunları söyledi: “Bu durum bayan hastalarda birçok soru işaretini beraberinde getirecektir. Romatizmal hastalığa sahip olan ve doktorunun reçete ettiği ilaçları kullanan anne adaylarının hamile kalmadan önce mutlaka romatoloji uzmanlarına danışmaları gerekiyor. Çünkü bazı romatizmal hastalıkların gebelikteki seyri önem taşımaktadır. Romatizmal hastalıkların tedavisi için verilen ilaçlar metabolizma üzerinde son derece etkilidir bu nedenle hem anne hem de doğacak bebeğin sağlığı açısından gebelik öncesi ve gebelik sırasındaki kontroller önem taşımaktadır. Bazen anne adayının müsaitse ilaçların bir kısmını 3 ay önce kesmek gerekmektedir. Bazı ilaçları ise yıllarca anne kanında kalacağı için vücuttan uzaklaştırıcı ilaçların kullanılması gerekmektedir. Bazı hastalıklar (romatoid artrit gibi) gebelik sırasında çok iyi bir seyir gösterir, hastalık ile ilgili ilaçların büyük kısmının kesilmesine müsaade eder. Ancak Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) gibi bazı hastalıklar da gebelik sırasında aktif olarak hem gebelik kaybına hem de anne için hayati tehlikeye neden olabilmektedir. Öte yandan hastanın doğum sonrası durumu da büyük önem taşımaktadır. Çünkü bazı hastalıklar doğum sonrası alevlenme göstermektedir. Özelikle SLE (Sistemik Lupus Eritematozus) bunun en belirgin örneğidir. Bu yüzden hastaların doğum sonrası durumlarını iyi takip etmeleri ve yakınmalarının arttığı dönemde doktorlarına başvurmaları önem taşımaktadır.”

Ankilozan Spondolit erkeklerin belini büküyor
Halk arasında iltihablı bel romatizması olarak bilinen ve daha çok erkeklerde görülen Ankilozan Spondilit (AS) ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Ahmet Mesut Onan, hastalığın sakroiliak eklem ve omurgayı etkileyen kronik bir seyir izlediğini belirtti. Prof. Dr. Onat, “Özellikle yeni ilaçların devreye girmesiyle hastaların kısıtlılıkları ve işgücü kayıplarında belirgin düzelmeler olmuştur. Ancak hastaların yaşam kalitelerini devam ettirebilmeleri açısından düzenli kontrollerinin yanı sıra egzersiz, kilo kontrolü, sigaradan uzak durmak gibi tedbirleri almaları önem taşımaktadır. TNF blokeri dediğimiz yeni grup ilaçlar AS tedavisinde oldukça işe yaramaktadır. Bu ilaçlar AS’li hastaların önemli bir çoğunluğunda hem ağrı hem de tutukluk yakınmalarını büyük ölçüde gidermektedir. Ayrıca bu ilaçlar hastalığın barsak, büyük eklem ve göz tutulumu bulguları gibi özelliklerinde de etkilidirler. Ancak omurgada olan kemikleşme, birleşme eğilimini geriletme, durdurma konusundaki etkileri henüz açık değildir. Halen ülkemizde kullanımda olan 5 TNF blokeri ilaç bulunmaktadır. Bu ilaçların verilme şekilleri farklılıklar göstermektedir. Ancak uygulama farklılıklarına karşın 5 ilacın etkisi de hemen hemen benzerdir. Bunlar hastanın durumu, klinik özellikleri göz önüne alınarak hastalara verilmektedir. AS seyrinde uyumlu ve iyi bir tedavi ile ciddi sorunların önüne geçilmektedir. Farklı ilaçlar ve tedavi alternatifleri ile hastalara uzun yıllar daha kaliteli bir hayat sağlamak mümkün olmaktadır. Tedavide temel amaç gece ağrısı, sabah sertliği gibi önemli yakınmaları düzeltmek ve ağrıyı gidermekle birlikte hastalığın ilerleyici özelliğinden hastaları korumaktır. Özellikle son yıllarda biyolojik tedaviler olarak adlandırılan yeni ilaçların kullanılması hastalıkta tedaviye bakışı tamamen değiştirmiştir. Ankilozan spondilit tedavisinde egzersiz çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu hastalarda düzenli egzersiz yapmak hastanın bozulan postür, duruşunun düzelmesinin yanı sıra hareketliliğin artışına ve ağrının azalmasına yardımcı olur. Ayrıca düzenli egzersiz yapan hastalarda omurgalarda birleşme ve katılaşmanın yavaşladığı gözlenmektedir” dedi.

Behçet Hastalığı
Behçet Hastalığı ile ilgili açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Bünyamin Kısacık, hastalığın Türklere özgü olduğunu belirterek, “Gençlerde ve 20’li yaşlarda ortaya çıkıyor. Tanısı kolay. Hasta ile konuştuğunuz ve muayenesini yaptıktan sonra tanıyı koyabiliyorsunuz. Çok fazla görülen bir hastalık değil. Yüz binde 20 civarında görülüyor” dedi. Doç. Dr. Kısacık sözlerine şöyle devam etti: “Behçet hastalığı ağız içi ve genital bölgede tekrarlayan ülserler, ciltte kırmızı, ağrılı şişlikler, sivilceler ile kendini gösteriyor. Hastalık organ sistemlerini de tutabiliyor özellikle eklem, toplardamar ve atardamarlar ile beyin ve bağırsak tutulumu sıklıkla görülüyor. Hastalık Akdeniz’in doğusunda yer alan ülkelerde ve Ortadoğu’da sık görülüyor. Behçet hastalığı Türkiye’nin de içinde bulunduğu Kore, Çin ve Japonya’ya kadar uzanan hat boyunca İpek Yolu olarak da bilinen coğrafyada sıklıkla görüldüğü için bölgede yaşayan insanlarda belirli doku grubu antijenlerinin görülme sıklığı ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Hastalık genç yaşta başlayan erkeklerde daha ağır seyretme eğiliminde. Öte yandan kadınlarda genellikle kalıcı hasar oluşturmayan, tekrarlayıcı deri ve eklem bulguları ile seyreden hastalığın genç erkeklerde göz ve damar tutulumu gelişme riski yüksek. Göz tutulumu Behçet hastalığının en önemli organ tutulumlarından biridir. Hastalığın seyri boyunca hastaların yüzde 30-70’inde ortaya çıkar. Göz tutulumu genellikle hastalığın ilk yıllarında görülür ve erkeklerde kadınlara göre daha sıktır. Behçet Hastalığında göz tutulumu değişik şekillerde karşımıza çıkar, uzun dönemde tekrarlayan ataklar sonucu şineşiler, sekonder glokom ve katarakt gelişimi görülebilir, kalıcı görme kayıpları ve körlük de gelişebilir. Bu nedenle Behçet Hastalığında erken tanı ve tedavi istenmeyen sonuçların önlemesinde çok önemli.”

Yusuf KÜRKÇÜOĞLU
ykurkcuoglu@medikalplus.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here