Kemik iliği nakillerinde sağ kalım oranları artıyor

0
65
turk-hematoloji-dernegi-kongresi

turk-hematoloji-dernegi-kongresi
Prof. Dr. Teoman Soysal, “Hekim, hemşire ve diğer görevlilerin artan deneyimleri, tedavideki gelişmeler sonucunda sağ kalım oranları ülkemizde artmıştır” dedi.

40. Ulusal Hematoloji Kongresi, 22-25 Ekim 2014 tarihleri arasında Titanic Otel Kongre Merkezi, Belek /Antalya’da düzenlendi. Ulusal Hematoloji Kongreleri 47 yıllık köklü bir geçmişe sahip olan Türk Hematoloji Derneği tarafından düzenli olarak organize edilmekte ve ülke çapında hematoloji konusunda gerçekleştirilen en büyük organizasyon olma özelliğini taşımakta. Bu yıl kongre programında 14 bilimsel konferans oturumu, 7 uydu sempozyum, altı uzmanına danışın oturumu, 12 sözlü sunu ve çok merkezli bilimsel çalışmalara ayrılmış bir Türk Kan Bilim Ağı oturumu yer aldı. Kongre çerçevesinde düzenlenen basın toplantısına; Türk Hematoloji Derneği ve Kongre Başkanı, İstanbul Üni. Cerrahpaşa Tıp Fak. Hematoloji BD, Öğretim Üyesi Prof. Dr. Teoman Soysal, Türk Hematoloji Derneği Genel Sekreteri ve Kongre Sekreteri Trakya Üni. Tıp Fakültesi Hematoloji BD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muzaffer Demir, Türk Hematoloji Derneği İkinci Başkanı ve Dokuz Eylül Üni. Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji BD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hale Ören ile Uluslararası Tromboz ve Hemostaz Derneği (International Society on Thrombosis and Haemostasis-ISTH) Başkanı Prof. Dr. Nigel Key katıldı. Prof. Dr. Teoman Soysal yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Kongre sırasında uluslararası saygın hematoloji dernekleri ile ortak eğitim oturumlarına da yer verildi. Türk Hematoloji Derneği’nin uluslararası hematoloji camiasındaki ilişki düzeyi bu toplantıları rutin hale getirmiştir. Bunlardan birisi kanama ve pıhtlaşma hastalıkları konusunda dünyadaki en önemli bilimsel dernek olan ‘International Society on Thrombosis and Haemostasis’ ile ortak düzenlenen eğitim oturumlarıdır. Diğer ortak eğitim oturumları ise Avrupa’daki tüm ülkeleri kapsayan tek hematoloji derneği olan EHA (Avrupa Hematoloji Birliği) ile birlikte düzenlendi. Türk Hematoloji Derneği ile EHA arasında bu kongre sırasında ortak aktivitelerin gelecekte devamı bir sözleşme altına alındı. Bu sözleşme EHA’nın bir ulusal hematoloji derneği ile gerçekleştireceği ilk sözleşme oldu.”

Yeni bilimsel gelişmeler
Kan hastalıklarında yeni bilimsel gelişmelerin yaşandığına da dikkati çeken Prof. Dr. Soysal, “Türk Kanbilim Ağı çalışmalarının meyvelerinden bir yenisi: Yaşlı Akut Lösemiler için yeni tedavi yöntemi araştırıldı. 16 farklı hematoloji merkezi tarafından ortak yapılan araştırmada, 2009-2014 tarihleri arasında 60 yaş üstünde olan 130 hastanın sonuçlarına göre kemoterapi dışı yeni bir tedavi yöntemi ile elde edilen sonuçlar ortaya kondu. Bu tedaviler lösemi seyrinde önemli klinik düzelmelere yol açmıştır. Uygulanan kür sayısı arttıkça, hastaların hayat kalitesinde düzelme görülmüştür. İleri yaşta olmaları nedeniyle standart kemoterapilerle tedavilere uygun olmayan hasta grubunda yeni ilaçlar yeni bir tedavi kapısı açmıştır” dedi. Kan kanserinde habis hücrelerin yapılarına ait moleküler ve genetik düzeyde bilgilerin son yıllarda hızla arttığını anlatan Prof. Dr. Soysal şöyle konuştu: “Bu bilgiler hastalık oluşumu mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasına daha önemlisi kanserli hücrelerin anormal davranışlarından sorumlu bozuklukların iyice açığa çıkmasını sağlıyor. Bu gelişmeler kanser tedavisinde kemoterapinin yerine kullanılabilecek alternatifleri de beraberinde getiriyor.
Bunlardan birisi hücreleri kanser hücresi olarak davranmaya iten mekanizmalara yönelik noktasal hedefli tedavilerdir. Bu tedaviler günümüz tıbbının hizmetine girmiş durumdadır. Tipik örnek kronik miyeloid lösemi tedavisinde 2000’li yılların başından beri uygulamada olan tirozin kinaz engelleyici olarak adlandırılan ilaçlardır. Bu ilaçlar kanser hücrelerini doğrudan hedef alarak durdurmakta, kronik miyeloid lösemi hastalarının hayat kalitesini arttırmakta, hastalığın hücresel, genetik ve moleküler düzeyde yanıt vermesini sağlamakta ve yaşam süresini de uzatmaktadır. Eskiden sıklıkla kemik iliği nakli ile tedavi ettiğimiz kronik miyeloid lösemi’de artık hedefe yönelik tedaviler sayesinde kemik iliği nakli yapılması gereken hasta sayısı giderek azalmıştır. Bu tedavi yaklaşımı kan ve lenf kanserleri başta olmak üzere diğer kanser türleri için de yol gösterici olmuştur. Benzer gelişmeler bir başka kronik kan kanseri olan kronik lenfositik lösemide de gündemdedir. Kronik lenfositik lösemide kanserli hücre artık çok daha yakından ve ayrıntıları ile araştırılıp, çeşitli özellikleri ve hastalık mekanizmaları daha iyi ortaya konabilmektedir. Bu araştırmalar da tedavide yeni seçeneklerin geliştirilmesine ışık tutmuştur.”

Hedefe yönelik tedavi çağına gelindi
“Kronik lenfositik lösemi hücrelerinin yüzeyinde bulunan bazı moleküllere yönelik moleküller bir süredir kronik lenfositik lösemi tedavisinde kemoterapi ilaçları ile birlikte kullanılmaktadır” diyen Prof. Dr. Teoman Soysal, “Bu tedavi yaklaşımı Kronik lenfositik lösemide toplam yanıt oranlarını yüzde doksanların üzerine çıkarmıştır. Şu sıralar ise aynı hastalık hücrelerinde hastalığa yol açacak hücresel mekanizmalar daha da anlaşılmıştır. Bu mekanizmalara yönelik hedefli tedaviler geliştirilmektedir. Bir kısmının ön klinik çalışmaları yayımlanmış, yüksek riskli hastalar da dahil olmak üzere, çok olumlu cevaplar elde edildiği anlaşılmıştır. Üstelik hastaların tedaviye verdikleri cevap uzun süreli görünmektedir. Bu ilaçların bir kısmı kanserli hücrenin B hücre reseptörü yolağı denilen mekanizmayı durduran ilaçlardır. Kemoterapi dışı tedavilerin Kronik lenfositik lösemide de kullanılabileceği yeni bir dönem böylelikle açılmıştır. Buna benzer başka seçenekler arasında kanser hücrelerini destekleyen çevre doku hücreleri üzerinde de etkili olan immünmodülatör ilaçlardır. Ayrıca kanserli hücrenin hayat süresini uzatan mekanizmaları durduran ilaçlar (BCL-2 durdurucuları) da geliştirilmektedir. Bu hastalık için de ufukta yeni umutlar şimdiden görülebilmektedir” diye konuştu.

Kemik iliği nakillerinde son durum
Prof. Dr. Soysal, ülkemizdeki kemik iliği nakilleri ile ilgili son durum hakkında ise şunları söyledi: “Hematopoetik Kök Hücre Nakli olarak da adlandırdığımız Kemik İliği Nakilleri ülkemizde sürekli gelişme göstermektedir. Günümüzde 60’dan fazla ruhsatlı kemik iliği nakli merkezi mevcuttur ve 38 kadarı halen Avrupa Kan ve Kemik İliği Nakli Derneği üyesidir. Dünyada yılda 60.000 nakil gerçekleşmektedir. Türkiye’de 2000 yılında toplam 293 nakil gerçekleşmişken 2013 yılının ilk 6 ayında bu sayı 1500 dolayındadır. 2012 yılında 2500’ü aşan kemik iliği nakli yapılmış, bunların %54.6’sı otology (kendinden), % 34’ü allojeneik (başkasından) kök hücre nakli olarak bildirilmiştir. Otolog ve allojeneik kök hücre nakil merkezlerinde çalışan hekim, hemşire ve diğer görevlilerin başarıları, artan deneyimleri, tedavideki gelişmeler sonucunda sağ kalım oranları ülkemizde belirgin artmış ve evrensel ölçütlere ulaşmıştır. Ülkemizde allojeneik kemik iliği nakillerinde verici bulma sorunu henüz devam etmektedir. Akraba (genellikle kardeş) verici bulma ihtimali %30 kadardır. Hastaların çoğunluğu akraba dışı vericiye muhtaç durumdadır. Ülkemizde akraba dışı kök hücre vericisi kullanım oranı % 16’dır. Kök hücre vericisi sayıları ülke nüfusuna oranlandığında ABD’de bu oran % 2.1, Almanya’da % 5.5, Türkiye’de % 0.0005 olduğu dikkati çekmektedir. Ülkemizde TRİS (İstanbul Üniversitesi) ve TRAN (Ankara Üniversitesi) olmak üzere iki ulusal doku bilgi bankası vardır. Derneğimiz kök hücre nakli için doku grubu bakılan tüm bireylerden kendi hastalarına uymadığı takdirde başka bir hastaya kullanılmak üzere gönüllü verici olmalarını özendirmeyi desteklemektedir. Yüksek riskli hastalarda akraba/akraba dışı doku grubu tam uygun donör bulunamazsa artık ülkemizde doku tipi tam uyumlu olmayan veya haploidentik (yarı uyumlu) nakillerde gerçekleştirilmekte ve başarı ile yapılabilmektedir.”

Kemik iligi nakli
Prof. Dr. Hale Ören ise şunları söyledi: “Bilindiği gibi kemik iliği veya kan kök hücre nakli bazı kan hastalıklarının tedavi yöntemleri arasında önemli yer tutmaktadır. Tam uyumlu vericiden nakil yapılması ideal hedef olmakla birlikte, bazı koşullarda hastalara tam uyumlu verici bulunamayabilmektedir. Bu koşullarda hastaların nakil tedavisi olabilmelerini sağlayabilecek alternatif nakil türleri ile veya farklı vericilerden nakil yapılması önem kazanmıştır. Bu yöntemlerden birisi tam uyumlu olmayan ya da yarı uyumlu vericilerden yapılan nakillerdir. Ülkemizde de son yıllarda bu konuda başarılı çalışmalar yapılmakta olup çok sayıda hastaya faydalı olunabilmektedir. Kongrede sunulan çalışmalar arasında yarı uyumlu vericilerden yapılan nakillerin tam uyumlu vericilerden yapılan nakillerin sonuçları ile karşılaştırıldığı bir çalışma sunulmuştur. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, akut lösemi tanısıyla yarı uyumlu vericilerden nakil yapılan 49 hastanın nakil sonrası verileri tam uyumlu 70 hastanın verileriyle karşılaştırıldığında nakil sonrası sağkalım, hastalıksız yaşam ve erken dönem hayati düzeyde komplikasyonlar açısından yarı uyumlu nakillerin diğer tam uyumlu nakillere göre istatistiksel düzeyde herhangi bir olumsuzluk taşımadığı, başarı oranlarının bu anlamda farklı olmadığı anlaşılmıştır.”

“Tromboz önlenebilir”
Tromboz hakkında konuşan Prof. Dr. Muzaffer Demir de şu bilgileri verdi: “Dünyada ölüm nedenlerinin ilk sırasında tromboza yol açan kalp-damar hastalıkları gelmektedir. Akut koroner sendrom (kalp krizi ve benzeri olaylar) ve inmeler toplum tarafından iyi bilinen kalp-damar hastalıklarıyken, toplardamar tıkanıklığı (venöz tromboembolizm-VTE) konusunda yeterli bilgi birikimi ve farkındalık mevcut değildir. Toplumda görülme sıklığı ortalama binde bir iken, sıklığı yaşla artmakta, 65 üstü yaş grubunda sıklığı binde 14’e kadar çıkmaktadır. Toplumumuzun yaşlandığı dikkate alındığında, ne kadar önemli bir sorun olduğu açıkça görülmektedir. VTE hakkındaki bilinirliliği arttırmak için Uluslararası Tromboz ve Hemostaz Derneği 13 Ekim tarihini Dünya Tromboz Günü olarak ilan ederek bir farkındalık kampanyası başlatmıştır. Dünya genelinde ulusal ve yerel organizasyonlar ile birlikte tromboza karşı farkındalığı arttırmak için başlatılan bu kampanyanın ülkemizdeki aktivitelerinin sorumlusu olan Türk Hematoloji Derneği’nin ulusal kongresinde önlenebilir ve öldürebilir bir hastalık olan VTE konusu ele alınmıştır.” Dünya Tromboz Günü ile ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Nigel Key ise, Dünya Tromboz Günü’nün, kapsamlı bilimsel inceleme ve kamuoyu araştırması sonrası büyük ölçüde önlenebilir olan bu hastalığın farkındalığını oluşturmak ve halkı bilgilendirmek amacı ile oluşturulduğunu kaydetti.

Yusuf KÜRKÇÜOĞLU
ykurkcuoglu@medikalplus.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here