İleri yaşta anne olmak isteyenlerin yüreğini Fetal DNA Testi ferahlatacak

0
71
tjod-1

tjod-1

TJOD Başkanı Prof. Dr. Cansun Demir, Fetal DNA Testi ile anne ve bebeğin hiçbir risk almadan kromozom anomalilerinin değerlendirilebildiğini söyledi.

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) tarafından düzenlenen 12. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi & 6. Akdeniz Ülkeleri Jinekoloji ve Obstetrik Federasyonu Kongresi 15-19 Mayıs 2014 tarihlerinde Antalya’da Rixos Sungate Otel’de düzenlendi. Kongrede; Maternal Fetal Tıp- Perinatoloji, İnfertilite, Endometriozis, Jinekolojik Onkoloji ve Ürojinekoloji gibi önemli konular ele alındı. Kongreye 400 yerli, 20 yabancı bilim insanı katıldı. Kongre çerçevesinde düzenlenen basın toplantısına; Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı ve FGOM Başkanı Prof. Dr. Cansun Demir ile TJOD Genel Sekreteri Prof. Dr. Ateş Karateke katıldı.

Fetal DNA Testi

Konuşmasına ileri yaşlarda anne olmak isteyenlere bir müjde vererek başlayan Prof. Dr. Cansun Demir, Fetal DNA Testi ile anne ve bebeğin hiçbir risk almadan kromozom anomalilerinin değerlendirilebildiğini söyledi. Prof. Dr. Demir, “Özellikle ileri yaş hamileliklerde bebeğin sağlık durumu hakkında önemli bilgiler veren girişimsel tanı testi amniyosentez pek çok hamile kadının korkulu rüyası. Anne kanından yapılan ve kromozomal anomalileri tespit eden ‘Fetal DNA Testi’ ise amniosentez ve koryon villus biyopsisi ile kıyaslandığında hiçbir riski taşımıyor” dedi. Prof. Dr. Cansun Demir testin uygulanma şekli ile ilgili şunları söyledi: “Kan özel bir tüpte saklanarak, belli bir süreyi aşmaksızın, laboratuvara iletiliyor. Anne kanındaki fetal DNA özel bir platformda çoğaltılarak eldeki sağlıklı veya belirlenmiş kromozomal hastalıkları içeren şablonla kıyaslanıyor. Bu sayede kromozomal anomalisi olduğundan şüphelenilen sağlıklı fetuslar düşük riskine maruz kalmaz. İşlemin sonucunda fetusun sağlıklı olduğu ortaya çıkarsa, amniosenteze veya koryon villus örneklemesine gerek kalmamaktır. Konuyla ilgili güncel yayınlar kromozomal anomali şüphesi olan her gebelikte amniyosentez veya koryon villus örneklemesi yapmadan önce, anne kanında fetal DNA bakılması şartını koşmuyor olsalar da, klinisyen tarafından yüksek riskli her gebeye bu seçeneğinde sunulmasını önermektedir. Teknikle şu an standart olarak en sık görülen 3 değişik kromozomal anomali değerlendirilmekte, klinik şüphe olursa bu sayı arttırılabilmektedir. Belli başlı tüm kromozomal anomalilerin değerlendirilmesinin standart hale gelmesi ve maliyetin azalmasıyla, anne kanında fetal DNA testi, amniyosentez ve koryon villus biyopsisine olan ihtiyacı oldukça azaltacaktır.”

Neden tercih edilmeli?

Prof. Dr. Demir testin neden tercih edilmesi gerektiği ile ilgili bir soruya yu cevabı verdi: “Serbest fetal DNA gebelikte nadiren 5. hafta (son adete göre) kadar erken dönemde belirlenebilse de genellikle 9. haftadan sonra saptanabilmektedir. Fetal kan dolaşımı başlamadan önce anne kanında serbest DNA belirlenmesi bunun trofoblastlar kaynaklı olduğunu düşündürmektedir. Anne kanında serbest fetal DNA’nın yarı ömrü dakikalarla ifade edilebilecek kadar kısa belirlenmiştir. Bu nedenle doğumdan yaklaşık 2 saat sonra anne kanında belirlenemediği bildirilmiştir. Günümüzde gebelikte bebekte Down sendromu (trizomi 21) taraması neredeyse rutin olarak yapılmaktadır. Yapılan prenatal tarama testleri ile down sendromlu bebeklerin yaklaşık % 15-20’si tarama testi sonucu normal geldiği içih belirlenememektedir. Ayrıca yüksek risk sebebiyle amniyosentez uygulanan her 20 gebeden 1’inde down sendromlu bebek saptanmaktadır, 19 gebe gereksiz invaziv girişime maruz kalmaktadır. Fetal DNA testinin tüm bu avantajlarına rağmen rutin olarak uygulanabilecek bir test değildir. Maliyeti oldukça yüksek olan bu test gerçekten gerekli olduğu durumlarda uygulandığı takdirde önemli avantajlar sağlamaktadır.” Testin maliyetli bir yöntem olduğunu, özel hastanelerde 1500- 3000 TL arasında yapıldığını belirten Prof. Dr. Demir, Türkiye’de yakında bir laboratuvar açılacağını böylece fiyatların düşebileceğini kaydetti.

Gestasyonel diyabet

Gebelerde kan şekerinin normale göre düşük düzeyde olduğunu belirten Prof. Dr. Demir, şunları söyledi: “Gebelik öncesi yeterli insülin salgılayabilen pankreas hücreleri gebeliğin ilerlemesiyle yeterli insülin salgılayamaz, bu nedenle daha önce diyabet belirtisi olmadığı halde gebelik boyunca kan şekeri yükselebilir. Bu duruma ‘Gestasyonel Diyabet’ veya gebelik şekeri adını veriyoruz. Bu tablo, gebelik bitiminde genellikle düzelir. Genellikle ailesinde çok sayıda diyabetik kişiler bulunan, 30 yaşın üzerinde, fazla kilolu hamileler, önceki gebeliklerinde diyabet olan, iri fetus doğuran kişiler gestasyonel diyabet açısından risk taşırlar. Toplumda % 3-10 sıklığında görülür. Gestasyonel diyabeti olan hastalarda tedavi edilmezse çocuklarının iri olması, zor doğum, yeni doğanda hipoglisemi, sarılık ve hatta ölü doğum riski vardır. Genellikle diyetle kolayca regüle olur. Ama bazen antidiyabetik ilaçlar veya insülin de gerekebilir. Hasta ilk geldiğinde bir açlık şekeri, bakılır risk yoksa 24-28 haftada tarama testi önerilir.”

Araştırma sonuçları açıklandı

TJOD Kongresi’nde dernek faaliyetleri ve devlet sağlık politikaları değerlendirme araştırmasının sonuçları da açıklandı. Araştırmada, doktorların yüzde 67’si erkek kadın doğum uzmanlarının özel sağlık kurumlarında iş bulmakta zorlandığı yönünde görüş bildirdi. Çoğunluğu 50 yaş altı tüm illerden 755 kadın doğum uzmanı arasında yapılan anket çalışmasına göre, erkek kadın doğumcular iş bulmakta zorlanırken, doktorların büyük çoğunluğunun kendilerini mesleklerini yaparken güven içinde hissetmedikleri ortaya çıktı. TJOD Genel Sekreteri Prof. Dr. Ateş Karateke tarafından açıklanan ve devlet hastaneleri, özel hastaneler, özel muayenehaneler, üniversite hastaneleri ve klinik doktorlarını kapsayan anket çalışmasına göre, TJOD faaliyetlerinin yüzde 80 oranında takip edildiği ortaya çıktı. En çok takip eden bölgeler ise Marmara ve Ege olarak açıklandı. Mesleğin toplum içindeki saygınlığına ilişkin olarak ankete katılanların yüzde 83’lük bölümü eskiye göre çok ciddi bir azalma olduğunu belirtirken, bu düşünceye sahip olanların büyük bölümünün devlet ve üniversite hastanelerinde çalışan doktorlar olduğu bildirildi. Çocuğuna mesleği tavsiye etme oranında ise yüzde 68’lik bir oran kendi çocuğuna kesinlikle doktorluğu tavsiye etmezken, ‘Tavsiye ederim’ diyenlerin oranı ise yüzde 6’larda kaldı. Devletin sağlık politikasının mesleki gelişim ve uygulamalar açısından ne derece başarılı bulunduğunu araştıran ankette yüzde 65.2 hiç başarılı bulmazken, başarılı bulanların oranı ise yüzde 2.2 oldu. Sağlık politikasının başarılı bulunmamasının sebepleri ise doktorların kötü çalışma koşulları ve haklarının korunmaması, mesleki saygınlığın azaltılması, doktorlar aleyhindeki politikalar, mesleki gelişime yatırım yapılmaması, doktor ve hasta arasındaki ilişkiye zarar vermesi, doktorların güvenliğinin yetersizliği olarak sıralandı. ‘Hastaların doktora karşı geliştirebileceği olumsuz tutum ve davranışlara karşı kendini hukuksal çerçevede yeterince güvende hissediyor mu?’ sorusuna ise doktorların yüzde 55,9’u, ‘Tamamen yetersiz’ cevabını verirken, sadece yüzde 1,2’si, ‘Tamamen yeterli’ dedi. Ankete göre Türkiye’de sezaryen oranlarının yüksek olmasının en önemli nedenleri ise; ‘medikal problemler yüzde 67, aile isteği yüzde 40, toplum baskısı yüzde 17, hekimlerin yönlendirilmesi yüzde 5, özel hastaneler yüzde 5, sağlık politikası yüzde 5, yardımcı personel yetersizliği yüzde 4, doğum sonrası komplikasyonlar yüzde 3’ olarak ortaya çıktı.

Sezaryen oranları

Son 10 yılda yüzde yüz artışla % 55 seviyesine ulaşan sezaryen oranlarının aşağı çekilebilmesi için Türk Jinekoloji Derneği ve Türk Ebeler Derneği harekete geçti. Sağlık Bakanlığı’nın gereksiz sezaryenleri önlemek için başlattığı çalışmalara destek veren iki dernek, ebelik sistemini yeniden canlandırabilmek bir pilot proje hazırladı. Prof. Dr. Ateş Karateke bason toplantısında yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği Projesi olarak hazırlanan bu pilot çalışmanın önümüzdeki aylarda Karabük ilinde başlatılacağını söyledi. Normal doğumu özendirmek için yeni doğumhane sistemlerinin kurulması ve anne adayının kendini evinde gibi hissetmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Karateke, “Oradaki takip süreçlerinde de hem psikolojik destek yapacak hem de yanına gidip oturacak; sohbet edecek elini tutacak ebe sisteminin yerleştirilmesi gerekiyor. Bu ebeler, normal doğum sürecinde ya da elektronik takipte bir aksama olduğunu hissettikleri zaman hemen hekime haber verirlerse, sezaryen oranlarının makul bir seviyeye ineceğini düşünüyoruz. Bu konuda Karabük ilinde bir pilot çalışma planladık. Bunu bir Avrupa Birliği Projesi olarak hazırladık. Finansmanını AB’den sağlayacağız. Başarılı olursa diğer illerde de uygulanması için çalışmalar yapacağız” dedi. Uzayan doğum sürecinde anne adayının ve bebeğin sağlığının takip edilmesinde ebelere önemli bir sorumluluk yükleniyor. Gerektiğinde anne adayına psikolojik destek verecek olan ebeler, tıbbi bir problem olduğunda doktoru devreye sokarak, hem annenin hem de bebeğin doğum sürecini güvenle atlatmasını sağlayacak. Ebeler, mezuniyet sonrası eğitimle doğum olayının koordinatörü haline gelecekler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here