“Türk’ün Türk’ten başka düşmanı yoktur”

0
101

Yazının başlığını okuduğunuzda başlığın yanlış yazılmış olduğunu düşündüğünüzün farkındayım. Başlığı yanlış okumadınız.

 

Eskiden beri bizlere söylenen “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” sözünün artık inandırıcılığının kalmadığını ve doğru bir söz olmaktan çoktan çıktığını düşünenlerdenim. Sporda, ekonomide, siyasette, sanatta, komşulukta, arkadaşlıkta ve hayatın her yerinde insani bakımdan karşılık beklemeden birisini kalben destekleyen var mıdır? İstisna olanların affına sığınırım. Sözde verilen destekler ya suni, ya da çıkar karşılığı verilmekte; çıkarlar ve menfaatler bittiğinde karalamalar, engeller, iftiralar, şantajlar devreye sokularak gerçek yüzler ortaya çıkmaktadır. Bu sebepledir ki, sporda uluslararası bir sporcumuz, müzikte tanınmış bir vatandaşımız, sanayide, sermaye de uluslararası aktör konuma yükselmiş bir Türk firması yok. Bu anlayışla, olması da mümkün değildir. Bizler millet olarak buna fırsat ve imkân vermeyiz. “Ben olamıyorsam başkası neden olsun?” düşüncesinin sonucu olarak genlerimize işlemiş olan kıskançlık ve yüksek düzeydeki ego bunda en büyük etkendir. Bu ülkede devletine güvenerek yatırım yapan, tüm mali imkânlarını kaynak olarak ortaya koyup işini büyütenlerin, istihdam yaratanların, etik ve dürüst iş yapanların sonu hüsran olmuştur. Önceki yıllarda devalüasyonlar, şimdilerde kur dalgalanmaları bu da yetmiyorsa “sen artık çok büyüdün, kontrolsüz güç haline geldin” denilerek çeşitli şekilde önlerinin kesilerek kredibilitelerine zarar verilmesi suretiyle şirketleri iflasa sürükleyerek boş fabrikalar ve terk edilmiş ofisler yaratılmada üzerimize yoktur. On bir yılın istikrar alışkanlığı ve “benim sanayicim aslandır, Türk insanı müteşebbistir, bizler devlet ve hükümet olarak arkanızdayız, yanınızdayız” sözleriyle cesaretlendirilen iş alemi büyük işler başarmıştır. Yurtta ve dünyanın muhtelif ülkelerinde yatırımlar yapmış, ihaleler almış ve ticari bağlantılara imza atarak döviz cinsinden taahhüt altına girmişlerdir. İş alemi devletine, hükümetine ve istikrara güvendiği için risk alarak bu atılımları yapmıştır. Türkiye olarak ekonomik açıdan ayakta durmak, dünya ekonomisinde yer almak bakımından ve artan nüfusuna istihdam sağlamak için bu yapılanlar doğrudur ve yapılmak zorundadır. Peki, sorun nerede? Sorun, başta da belirttiğim noktada. Sorun, Milli sermayeli şirketlerin büyümesi, bu şirketlerin yurt içindeki büyük bayındırlık ihalelerini yabancı firmalar olmadan alabiliyor olmaları ve yurt dışında ses getiren ihaleler alıyor olmalarıdır. Sorun, IMF’ye borçsuz kalmamız ve istikrarın getirdiği piyasa şartlarına bağlı olarak Türk ekonomisinin büyümesidir. Sorun, Türkiye büyümemeli, her zaman dışarıya bağımlı olmalı, borç veren değil, borç alan olmalı, dış politikasını kendi iradesiyle belirlememeli. Gelir kaynaklarını terör belasına harcamalı, halkın alım gücü düşmeli. Türkiye’nin huzur ve refah içinde olmasıdır.
Her dönemde iktidarda olan siyasetçilerin tamamı en ufak bir yönetim zafiyetinde suçu başkalarına atma refleksi göstererek sorunun sebebini dış güçler adıyla gelişmiş ülkelere atarak mazeret beyan ederler. Biliyoruz hiçbir ülke başka bir ülkenin büyümesini istikrarlı olmasını istemez. Burada bilinmeyen bir şey yok. Bilinmeyen ve sorun olan tek şey, Türkiye’nin kalkınmasını ve gelişmesini istemeyen bu dış güçler her zaman amaçlarına ulaşmak için bizlerden (içimizden) birilerini kullanmayı nasıl başarıyorlar? Biz bu tuzağa nasıl düşüyoruz? Bence üzerinde durulması ve bilim adamlarınca araştırma konusu yapılması gereken konu budur. Bu günlerde döviz kurları arttıkça sevinen muhalefet, aleve benzin dökmeye çalışan çıkar gurupları ve gurupların destekçisi konumundaki medya ve medyadaki köşe yazarları, ülkenin ve milletin zararını görmeden ateşe benzin dökmekten geri durmuyorlar. Bunlar “kime” ve “neden” hizmet ediyorlar? Sergilenen tutum ve davranışları anlamak mümkün değil. Halkın sıkıntıya girmesi ve milli kayıplarımızın artması onların umurunda değil. Sormak isterim ateşe benzin dökmeye çalışan ve bunu keyifle yapanlara, “son yaşanan kur dalgalanması ve ekonomik belirsizliklerden dolayı devletine ve hükümetine güvenerek işini büyüten, yurt içinde ve yurt dışında yatırımlar yapan, taahhütlere giren firmaların zararını kim ödeyecek?” “İflas edecek veya küçülecek iş yerlerinde işinden olmak zorunda kalacak halkın durumu ne olacak? “Mevcut krizin yarattığı petrol, doğalgaz, enerji maliyetlerinin getireceği zamlardan dolayı halkın geçim sıkıntısını kim görecek?” Bu sorulara içtenlikle cevap vermek için önce vicdan ve ahlak sahibi olmak lazım. İşte o zaman, verilecek cevabınız olabilir. Millet olarak ortalama on yılda bir yaşamakta olduğumuz ekonomik krizler Allah yazgısı mıdır? Millet olarak birbirimize düşmeden, şahsi küçük çıkarlar için ülkeye zarar vermemeyi becerebilecek miyiz? Acaba sorun nerede?

 

Mehmet Ali ÖZKAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here