İlaç ve tıbbi teknoloji üretimine …

0
78
bakan-toplant-1

bakan-toplant-1

İlaç ve tıbbi teknoloji üretimine stratejik destekler geliyor

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, ilaç ve tıbbi teknoloji üretiminde Türkiye’nin kendi markasını oluşturabilmesi için stratejik destekler vereceklerini söyledi.

Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, İstanbul Ticaret Odası’nda basın mensuplarıyla bir araya gelerek, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Toplantıya Müezzinoğlu’nun yanı sıra; Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ali İhsan Dokucu ile İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Selami Albayrak ve çok sayıda basın mensubu katıldı. Konuşmasına, sağlık alanında AK Parti iktidarları dönemine bakıldığında Sağlıkta Dönüşüm Projesi ile önemli bir mesafe kat edildiğini belirterek başlayan Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “Dünyaya örnek gösterilen bir çalışma sürecini geride bıraktık. Bu anlamda 2011- 2012 Dünya Sağlık Örgütü tarafından Türkiye’nin sağlıkta örnek ülke gösteriliyor olması da zaten bu başarının bir ispatı veya Dünya sağlık kamuoyu tarafından da bir tespiti olarak değerlendirmek lazım. 75 milyon vatandaşın sağlığa hakkaniyetli ulaşabilmesi adına çok önemli mesafeler alındı. Ama sağlık öyle bir alan ki her 24 saatte yeni bilimsel gelişmeler, yeni tıbbi teknolojik gelişmeler dinamik bir şekilde devam ediyor. Ve biz bunları çok yakından takip etmek durumundayız” dedi.

Tıbbı teknoloji üretimine destek

Türkiye’nin gündemine kazandırılmak istedikleri iki önemli proje olduğunu söyleyen Müezzinoğlu, “Bunlardan bir tanesi ilaç sanayisinde ve tıp teknolojisinde Türkiye’nin kendi marka değerini oluşturabilen, kendi markası ve kendi ürünüyle insanına, bölgeye hizmet eden, ihracat yapacak noktaya gelmesidir. Stratejik olarak önümüzdeki dönemin en önemli alanlarından bir tanesi bu olacak. Mutlaka kendi ilacımızı üreten ülke konumuna geleceğiz. Stratejik destekler vereceğiz. Gerek ilaçta, gerekse tıbbi cihazda bunu yapacağız. Ülke olarak bu anlamda ciddi düzeyde ithalatımız var. Bir ürünü toplumumuzun istifadesine sunuyoruz. Dolayısıyla burada üreten, marka değeri oluşturabilen bir noktada olmalıyız. Bölgemizde Türkiye’yi sağlık alanında ve sağlık ürünleri alanında da öncü noktaya taşıyabilelim. Yakın coğrafyamızda yaklaşık 1 milyarlık bir nüfusluk bir bölgeye bu alanda da Türkiye’nin dinamiklerini yansıtabilelim. Bakanlar Kurulu’nda alt yapıyı büyük oranda oluşturduk. İnşallah önümüzdeki dönemde gelişmeleri kamuoyu ile paylaşırız” diye konuştu.

Sağlık Turizmi

Türkiye’nin, bölgede sağlık hizmetleri sunumunda önemli bir mesafe kat ettiğini anlatan Bakan Müezzinoğlu şöyle konuştu: “Dolayısıyla Sağlık Turizminde şu anda gelmemiz gereken noktanın çok daha gerilerinde olduğunu düşünüyorum. Sağlıkta serbest bölge ve sağlık turizminden Türkiye’nin alması gereken pay konusunda çok önemli atılımlar yapmamız gerektiğine inanıyorum. Ve yine yakın coğrafyamızdaki 1 milyarlık nüfusa sağlıkta bölgenin merkezi olacak dinamikleri önümüzdeki dönemde ülkemize kazandırmayı hedefliyoruz. Bunun da çalışmalarını başlattık. Önümüzdeki 1 yıl içinde önemli adımlar atmış olacağız.”

Sağlıkta şiddet

Sağlık alanında yapılan yeniliklere karşılık yaşananlar karşısında kendilerini en çok üzen ve yaralayan olaya değinen Müezzinoğlu, şunları kaydetti: “Sağlıkta hizmetin bu kadar kolaylaştığı bir dönemde sağlıkta şiddetin meydana gelmesi bizi yoruyor, üzüyor ve rencide ediyor. Bu anlamda 75 milyon ülke insanımızın en zor anında kendi can sağlığını, en çok sevdiklerinin can sağlığını teslim ettikleri hekimlerimize ve sağlık çalışanlarımıza sahip çıkmaları adına toplumsal bir bilince, toplumsal bir duyarlılığa ihtiyacımız var. Kamuoyundan da bu desteği bekliyoruz. Her şiddet ortamında mutlaka onlarca hasta yakını refakatçisi var buralarda kavganın içerisine girmek değil ama şiddet ve gerilim ortamlarına; bakışlarıyla, tavırlarıyla bir duruş sergilediklerinde inanıyorum ki bu tür olayların önünde bir bariyer oluşturacaktır. Yasal düzenleme Torba Yasanın içerisinde var. Adalet bakanımızla daha neler yapabiliriz diye görüşmeler yaptık.”

“Aile hekimliği güçlü hale gelecek”

Aile hekimliği ve koruyucu halk sağlığının önümüzdeki süreçte çok daha güçlü hale getirilmesi için çalışmalarda bulunduklarını söyleyen Müezzinoğlu, “Bireyin sağlığı, ailenin sağlığı, toplumun sağlığı, hasta olmadan önce sağlıklı bir toplum ve sağlıklı bireyin olmasının üzerinde daha fazla duracağız. Birinci önceliğimiz hastalanmayan sağlıklı bir toplum oluşturmak. Bu doğrultuda da Aile Hekimliği Merkezlerini daha da güçlendirmeyi planlıyoruz” ifadelerini kullandı. Hastaları bilinçli ilaç kullanmaya davet eden Bakan Müezzinoğlu, “Ateş düşürücü, ağrı kesici ve antibiyotiklerdeki duyarlılığı daha bilinçli bir hale getirmeye çalışıyoruz. Bir antibiyotik, bir ateş düşürücü bile yazmadı cümlesi yerine ‘doktor bey antibiyotik kullanmalı mıyım’ ‘bu ilaçları hangi koşullarda kullanmalıyım’ demenin bilincine varılmalıdır. Korucuyu halk sağlığı, hekimden ve ilaçtan istifadenin daha bilinçli hale taşınması adına önümüzdeki dönemde yoğun çalışmalar yapacağız. Kamuoyu bilinçlenmesi anlamında medyanın da desteğini bekliyoruz” diye konuştu.

Aile hekimlerinin nöbet tutması

Bir gazetecinin, “Aile hekimlerinin acilde nöbet olayı var bu konuda nereye gelindi” sorusu üzerine Müezzinoğlu, şöyle konuştu: “İlkesel duruşumuzu önce sizlerle paylaşayım. Bizim sağlık hizmetleri sunumunda beklediğimiz nedir? ‘İhtiyacım olduğunda hekimime ulaşabileyim’. Yani 24 saat, yani bayram, yani tatil, yılbaşı. Bir sağlık çalışanı 24 saatlik bir hizmet mesleğinin mensubudur. ‘Nöbet tutmam’ anlayışının meslekte yeri yok. Önce o konuda sağlık çalışanlarıyla hemfikir olmamız lazım. İster hemşirelerimiz, ister ebelerimiz, ister doktorlarımız ne olursa olsun nöbetsiz bir sağlık hizmeti sunumunun olmayacağını kabullenmeleri gerekir.” Bakan Müezzinoğlu, 22 bin aile hekiminin olduğunu, 22 bin civarında da ebe ve hemşirenin de yanlarında olduğunu anlatarak, “Bu kadroyu nöbetsiz bir alan gibi tescil etmemiz, bu mesleğe yapacağımız kötülüktür. Hekim arkadaşlarımızın da kabul ediyor olmasını açıkçası mesleki anlamda doğru bulmuyorum” dedi. Müezzinoğlu, acil hastaların ortalamalarına baktıklarında, ‘acilim’ diye gelenlerin oranının yüzde 70’inin acil statüsündeki hastalar olmadığına dikkati çekerek, “Biz bunları hastanelerimizde yeşil alanların tarifini daha sağlıklı yaparak, yani normal poliklinik hastası gündüz olsa aile hekimliğine gidecek hastalar. Biz şimdi acilleri yanıklar, kazalar, krizler.. Evet burası kırmızı alan. Burada aile hekimi nöbet tutmamalı ama yeşil alanın muhatabı kimdir? Aile hekimidir. Normalde gündüz o değil mi? Dolayısıyla bu anlamda çalışmalarımızı yakında” diye konuştu. Performans sistemini kurduklarını hatırlatan Müezzinoğlu, “Burada nöbetini tutan arkadaşımıza pozitif performans veririz, nöbet tutmak istemiyorum diyen arkadaşa da eyvallah negatif performansın muhatabı olur burada da zorlama yapmayabiliriz” ifadelerini kullandı.

Üniversite Hastaneleri

Yazıişleri Müdürümüz Yusuf Kürkçüoğlu’nun, “Sayın Bakanım; Üniversite Hastaneleri ödeme sıkıntısı içerisinde. Kamuda sistem oturmuş. Tıbbi cihaz, sarf malzeme ile hizmet alımı ödemelerinde büyük aksaklıklar var. Bildiğim kadarıyla birkaç üniversite hastanesini Bakanlığınız işletiyor. Üniversite hastaneleri ile ilgili bir çalışmanız var mı? Bu hastanelerin ödeme zorluğu aşılabilecek mi?” sorusunu Bakan Müezzinoğlu şu şekilde cevaplandırdı:

“Kalkınma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Başbakan Yardımcımız Ali Babacan Bey’in başkanlığındaki Ekonomi Koordinasyon Kurulu ile 10 gün önce bir toplantı yaptık. Önümüzdeki günlerde yine bir araya geleceğiz. Üniversitelerimiz bizin için önemli. Dünyadaki yarışta, güçlü olduğumuz, var olduğumuz müddetçe üniversitelerimiz lokomotifimizdir. Tıp alanında tıp fakültelerimizi üniversite hastanelerimizi önemsiyoruz. Onların bu yarışta güçlü olmasını arzu ediyoruz. Yönetim anlayışındaki değişikliklerden dolayı Sağlık Bakanlığı bugün bu noktaya gelmiştir. Üniversiteler, hastanelerdeki yönetim anlayışlarını sürdürülebilir, geliştirilebilir noktaya taşımaları gerekmektedir. Bütçeden sürekli destek ile sürdürülebilirlik olmaz. Daha önce bizim KİT’lerimiz Kamu zararı yazıyordu. Kamu zararı yazan KİT’ler bugün artıya geçtiyse burada çok daha fazla para bulduğu için değil iyi yönetildiği için bunu yakalamıştır. Üniversite yönetimlerinin de bu anlamdaki yönetim dinamiklerini gözden geçirmeleri gerektiği kanaatindeyim.”

Tam Gün konusu

“Tam gün konusunda düşünceleriniz nedir? İki ileri, bir geri pozisyonunda bir durum söz konusu. Bu konuda son durumu alabilir miyiz” sorusuna Bakan Müezzinoğlu, şu cevabı verdi: “İki ileri, bir geri şeklindeki bir cümleyi kabul etmiyorum. Bakanlığımın ilk ayından itibaren 11 üniversitemizin rektörleri ve yönetimleri ile, üniversite dışından bazı hocalar ile 1,5-2 ayı kapsayan bir görüşme yaptık. Neler isteniyor, neler bekleniyor bunları öğrenerek ortak aklı nerede toparlayabiliriz dedik. Çapa, Cerrahpaşa merkezli baktığımızda bir farklı noktada ortak alan buluyoruz. Türkiye geneline baktığımızda bir farklı noktada ortak bir nokta yakalayabiliyoruz. Biz bir taraftan yalnız bugünkü koşulları değerlendirerek değil, önümüzdeki 10 yıl ve 20 yılı da kurduğumuz yapı, düşündüğümüz, geliştirmek istediğimiz yol haritası, sürdürülebilir ve geliştirilebilir olmalı. Dolayısıyla birçok ildeki hocalarımızın taleplerini, Üniversite Hastaneleri Birliği ve YÖK’ün taleplerini aldığımızda; açıkçası Tam Gün devam etmeli, bizim de kanaatimiz bu. Hocalarımız kendi kurumlarıyla birlikte büyümeli, gelişmeli. Zaten hocamız belirli vasıfları ve kabiliyetleri yakaladıysa o üniversitemizle, kurumumuzla birlikte yakaladı. Dolayısıyla o birikimlerini, o farklılıklarını yine üniversitemizde hastalara, bu ülke insanına sunmalı. Dolayısıyla Tam Gün’den bir geri adım atma söz konusu değil.” Müezzinoğlu, hocaların mesai sonrası aktif olarak çalışmak istediklerini de belirterek, şöyle devam etti: “Mesaiden sonra saat 17.00’den sonra cumartesi-pazar, gece, her türlü dışarıda yapabileceği tüm faaliyetlerini üniversitesinde yapsın. Buradan gelir elde etsin, bu geliri kurumla birlikte paylaşsın. Dolayısıyla hocalarımızın mesaiden sonra Tam Gün’den sonra yine kendi kurumlarında çalışabilmeleri için yasal düzenlemeyi oluşturduk. Meclis kapanmadan çıkarmak istedik ama yoğunluk dolayısıyla ekim ayına kaldı. İnşallah ekim ayında meclisin ilk çıkaracağı kanun tasarılarından biri bu olacak. Dolayısıyla Ekim ayının 15’ine kadar biz bunu tamamlamış olacağız.”

Özelde çalışma imkânı

Bakan Müezzinoğlu sözlerine şöyle devam etti: “Saat 17’den sonra hem devletin sorumluluğu devam edecek, diğer taraftan da hocamızın fark ücreti yani bir muayene ücreti gibi ayrıca vatandaşımızdan alınacak. Bakanlar kurulunun bunu iki muayene ücretine çıkarma yetkisi var. Yaptığı ameliyatlarda da iki asgari ücreti geçmeyecek kadar ücret alabilecek. Bu ücretlerin yarısı kuruma diğeri de hocamızın hesabına geçmiş olacak. Dolayısıyla da maddi anlamda gündüz yaptığı çalışmalarda elde ettiği performans kadar mesai sonrası bir performans ücreti elde etme hakkına sahip olacak. Hocalarımız alanında bir numara isimler. Birikimli olan hocalarımız yalnız kurumunda değil bir başka yerden talep varsa, üniversite yönetimine kadrosunun yüzde 5’i kadar oranında hocalarına dışarıdan sözleşme yapmasına imkân veriyoruz. Diğer taraftan hocamız Özel üniversite veya vakıfta çalışmayı tercih etmiş ise, bu hocamıza bizim ihtiyacımız varsa üniversite yönetimlerimize kadrosunun yüzde 5’i kadar dışarıdan vasıfları olan öğretim üyeleri ile sözleşme yapıp o sözleşme çerçevesinde eğitim ve sağlık hizmeti alınması yolunu açıyoruz.”

İlik Bankası

Müezzinoğlu, “Efe Cömert’in ölümünün ardından ilik bankası bir defa daha gündeme geldi. İlik bankası ne zaman kurulacak, çalışmanız var mı?” sorusuna ise, “Çalışma var devam ediyor. Bu çok stratejik, altyapısı çok güçlü olması gereken bir alan. Dolayısıyla bilimsel çalışmalar ve değerlendirmeler iki ay sonra bitecek noktada değil. Ama bakanlık olarak bu konuda çalışmaları devam ettiriyoruz. Biz de bu anlamda Türkiye’nin güçlü olmasını arzu ediyoruz. Organ nakli ve ilik nakli konusunda Türkiye’nin ciddi bir eksikliği var. Toplumsal bilinçlenme ve toplumun gönüllüğü konusunda, çünkü bu iş gönüllülüğe dayanıyor. Bizim de bazı bürokratik tedbirler ve kamuoyu oluşturma adına almamız gereken tedbirler var. Önümüzdeki bir iki ay içinde yoğun bir çalışmayı tamamlayacağız. Sonra çözümler anlamında kamuoyunu bilgilendireceğiz” diyerek cevap verdi.

Şehir hastaneleri

Ülke genelinde yapılacak şehir hastanelerinin uzman hekim ve yardımcı sağlık personeli olmadan nasıl işletileceği yönündeki bir soru üzerine ise Bakan Müezzinoğlu, “Türk Tabipler Birliği hekim fazlası var diyordu onun fazla olan stoklarından istifada etmeyi düşünüyorum” diye espri yaparak, şunları kaydetti: “Şehir hastaneleri Türkiye’nin sağlığını dünya ile yarışır noktaya taşıyacaktır. Şu anda bizim 44 bin yatak planladığımız. Bu 50 bine kadar çıkabilir. Bu, kamu özel işbirliğiyle yapacağımız hastaneler. Bizim hastane yatak kapasitemize ilave bir 50 bin yatak kapasitesini artıracak değil. Mevcut yatak kapasitelerimizi nitelikli hale getirecek bir dönüşüm projesidir bu. Mevcut yatak kapasitemizin ve teknolojik altyapımızın dönüşümünü sağlayacağız. Daha bilimsel ve daha halkımıza yakışır şartlarda sağlık hizmeti sunacağız. Orada insan verimliliğini de artırmış olacağız. Bu şehir hastaneleri nedeniyle hekim açığımıza veya hemşire açığımıza ilave bir yük gelmeyecek. Mevcut hekim açığımız neyse orada da o devam etmiş olacak.” Müezzinoğlu, önümüzdeki 7-8 yıl içerisinde 20 bin ilave hekim kazanımının sağlanacağını belirterek, bugün sağlık hizmeti sunumundaki hekim sıkıntısı ne ise önümüzdeki 5 yılda bu sıkıntının devam edeceğini söyledi.

Gezi Parkı’nda kullanılan ilaçlar

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, mesaisini bırakarak Gezi Parkı’na giden sağlıkçılar hakkındaki soruşturmanın devam ettiğini de belirterek, “Soruşturmalardan sonra gerekli yasal işlemler yapılacak. Bir hukuksuzluk varsa bu hukuksuzluğu yapan da cezasını çekmeli” dedi. Basın mensuplarının, “Gezi Parkı’ndaki ilaçların hastanelerden nasıl çıktığına dair bir soruşturmanız oldu mu?” sorusu üzerine Bakan Müezzinoğlu şunları söyledi: “Tabii bir soruşturma oldu ve devam eden boyutları da var. Gezi Parkı olaylarında hekimlerin sağlık hizmeti sunumuyla ilgili hiçbir kurumun, ‘Benim şu doktorlarla şu hemşirelerle şu hastalara sağlık hizmeti verdim’ diye bir bilgisi yok. Bizim bunu görmemezlikten gelmemiz mümkün değil ama adresler var. Burası bir hukuk devletiyse, Sağlık Bakanlığı da bu anlamda sorumluysa benim her vatandaşıma, ‘En ufak bir tedavi yapıyorum’ diyenin kim olduğunu ne tedavi yaptığını kurumsal olarak birinin bilmesi lazım veya birinin bunun hesabını vermesi lazım. İster Gezi Parkı’ndaki ister normal noktadaki bir vatandaşımız olsun, bizim Gezi Parkı olaylarında bir sağlık sunumu eksikliğimiz yok ki. 2 kilometre mesafede 4 tane hastane var. 30 küsur tane ambulans orada. Ambulansları tahrik ederek, ambulansların hizmet verimini engelleyerek biz burada farklı bir şey yapacak diyorsak bu terörün ötesindeki bir hadise olur.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here