11. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi…

0
53
DSC

DSC

11. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi Antalya’da düzenlendi

11. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi ile 5. Akdeniz Ülkeleri Jinekoloji ve Obstetrik Federasyonu Kongresi Antalya’da Rixos Sungate Otel’de yapıldı. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) tarafından düzenlenen kongreye ABD’den Tunus’a kadar pek çok ülkeden 1685 hekim katıldı. 2 oturum FİGOM (Akdeniz Ülkeleri Jinekoloji ve Obstetrik Federasyonu) ile birlikte düzenlendi.

 

 

Kongrede 375 yerli 25 yabancı konuşmacı konuştu. Kongre kapsamında gerçekleştirilen basın toplantısına; TJOD Başkanı Prof. Dr. Cansun Demir, TJOD 2. Başkanı ve Avrupa Kadın Doğum Koleji Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ali Baloğlu, TJOD İstanbul Şube Başkanı Prof. Dr. Ateş Karateke ve TJOD Saymanı Doç. Dr. Eray Çalışkan katıldı. Toplantıda bir konuşma yapan TJOD Başkanı Prof. Dr. Cansun Demir, “Mutlu doktor yok” dedi. Türkiye’de hekime şiddette son on yılda büyük artış olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Demir, “Bu konuda birtakım tedbirlerin alınacağını biliyoruz. Ancak bunların durumu daha iyiye mi yoksa kötüye mi götüreceğini birlikte göreceğiz” diye konuştu. Kongrede sağlık sisteminin sorunlarını da konuştuklarını belirten Prof. Dr. Demir, hekime şiddet oturumunun da kongre çerçevesinde düzenlendiğini kaydetti. Prof. Dr. Demir, kongrede; riskli gebelik, ürojinekoloji, onkoloji ve infertilite ile ilgili son bilgilerin ele alındığını anlattı.

 

Gebelik kayıpları

Kongrede ele alınan konular ile ilgili ayrıntılı bilgi veren Prof. Dr. Cansun Demir, modern tıptaki ilerlemelere rağmen düşüklerin çoğu zaman nedeninin bilinmediğini belirterek, fetusun dış ortamda yaşayabilme kabiliyetinin kazanmasından, yani gebeliğin 22’nci haftasından veya fetus ağırlığının 500 grama ulaşmasından önce gebeliğin doğal olarak sonlanması olarak tanımlanan düşüğün tüm gebeliklerin yüzde 15-20’sinde yaşandığını söyledi. Prof. Dr. Demir, gebeliklerin yaklaşık yüzde 20’sinde vajinal kanama olduğunu belirterek, “Bu durum gebe ve eşinde büyük bir huzursuzluğa sebep olur. Erken gebelikteki yoğun kanamalar asla gözardı edilmemeli. Acilen araştırılmalıdır. Kanaması olan gebeliklerin yüzde 12’sinin düşük ile sonuçlandığı gösterilmiştir. Buna karşılık birçok gebelik tanınmadan önce kaybedilir” diye konuştu. Gebelikteki en önemli risk faktörünün fetustaki kromozomal anormallikler olduğunu kaydeden Prof. Dr. Demir, diğer risk faktörlerinin ileri anne yaşı, daha önce düşük yapmış olma, annenin geçirdiği enfeksiyonlar, ilaçlar ve çevresel etkenler, kronik hastalıklar, bağışıklık sistemi bozuklukları, rahim ve rahim ağzının yapısal anormallikler olduğunu ifade etti. Kendiliğinden düşükleri beş grupta toplayan Prof. Dr. Cansun Demir, bunları düşük tehdidi (Abortus İmminens), kaçınılmaz düşük (Abortus İncipiens), tam olmayan düşük (İnkomplet Abortus), Farkedilmeyen düşük (Missed Abortus) boş kese (Anembriyonik Gebelik) olarak sıraladı.

Parmaktan alınan kanla down testi

Özellikle ileri yaş gebeliklerinde anneyi en çok sıkıntıya sokan testlerden biri de amniyosentez. Bu teste alternatif olarak geliştirilen anne kanından down sendromu testi çok yaygın olarak kullanma imkanı olmasa bile Down Sendromu tanısı için kullanıldığını ifade eden Prof. Dr. Cansun Demir şu bilgileri verdi: “Down Sendromu ve kromozom anomalisi için yapılan ikili ve üçlü tarama testleri ve amniyosentez var. Ancak özelikle amniyosentez anneleri korkutuyor. Bu yönteme alternatif yöntemler ortaya çıktı. Daha önce üniversitede bir çalışma yapmıştık. Anne karnından alınan örneklerde fetal hücreler yani çocuğun hücrelerini görüp bu hücrelerde Down Sendromu ve diğer kromozom anomalilerinin olup olmadığını araştırmıştık. Hatta biz o dönemde Akdeniz Anemisini de araştırmak istemiştik. Ne yazık ki bunu Türkiye şartlarında hayata geçiremedik. Ama şimdi yurt dışındaki toplantılarda bu yöntemin artık ticari kit haline getirildiğini görüyoruz. Annenin parmağından alınan kandan Down Sendromu hücresi olup olmadığına bakıyorlar. Ama bu test, şu an için rutin uygulamaya girebilecek durumda değil. Çünkü bu test aşağı yukarı 2.500 – 3.000 euro. Yani 4 -5 bin lira gibi maliyeti var ve sadece Down Sendromu’na bakılıyor. Ama tek kromozom anomalliği Down Sendromu değil. Şu anda elimizdeki tetkiklerle tamamını belirleyebiliyoruz. Ama ileride anne kanından hücrelerin incelenmesiyle hastalık teşhis edilir hale gelecek.”

Bebeklerdeki kansızlık

Bebeklerdeki kansızlığın anne karnında belirlenip tedavi edilebildiğini söyleyen Prof. Dr. Cansun Demir, “Anne karnında anemi-kansızlık belirlendiğinde, tedavisi ancak yine anne karnında kan verilmesi ile mümkün olur. Değişik nedenlerle görülebilir. En sık rastlanılan durum, kan uyuşmazlığı denilen durumdur: Anne RH(-) ve baba Rh(+) olduğu durumda, bebeğin de Rh(+) olması söz konusu olabilir. Eğer böyle ise, anne karnındaki bebeğin kan hücrelerinin çeşitli nedenlere anne kan dolaşına geçmesi ve oradan da bağışıklı sistemine giderek antikor-karşı madde oluşturması meydana gelebilir. Bu durum gelişti ise, kan uyuşmazlığından bahsedilir. Bu durum gebede direkt Coombs test ile belirlenir. Eğer negatif ise, kan uyuşmazlığı gelişme durumu yok demektir. Ancak bebeğin Rh(+) oması durumunda gelişme riski söz konusudur. Gebe Rh(-), baba Rh(+) ve Direkt Coombs testi (+) ise, anne karnındaki bebeğin kan dolaşım Doopler muayenesi yapılarak durum tesbiti yapılır. Kansızlık düşünüldüğünde, bebeğin göbek kordonundan kan alınarak kan sayımı yapılır. Eğer kansızlık durumu varsa, hemen aynı anda veya daha sonraki uygulamada, yine göbek kordonu yolu ile kan verilmesi yapılabilir. Burda amaç, kansızlık nedeni ile bebeğin gelişme problemi ya da anne karnında kaybedilmesinin önüne geçmektir. Eğer Parvovirus B-19 enfeksiyonu annede söz konusu ise, bebeğe geçerek kan yapım hücrelerine zarar verebilir. Bu durumda kansızlık-anemi bebekte söz konusu ise, yine anne karnında hemen kan verilmesi gerekli olabilir. Böylece bebeğin kaybedilmesinin önüne geçilmiş olur” şeklinde konuştu.

Sağlık çalışanlarının memnuniyeti düşük

“Sağlık Bakanlığı anketlerinde halkın sağlık hizmetlerinden memnuniyeti % 87 gibi rakamlarla vurgulanıyor ama sağlık çalışanlarının memnuniyeti % 10’larda” tespitini yapan TJOD 2. Başkanı ve Avrupa Kadın Doğum Koleji Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ali Baloğlu da sağlıkta dönüşüm projesine dikkat çekti. Prof. Dr. Baloğlu, “Sağlık çalışanlarını memnun etmeyen, onların sorunlarıyla ilgilenmeyen bir sistemin sürdürülebilmesi ve yeterli olması mümkün değil. Bizim ana temamız hasta, siyaset mekanizmasının da ana teması hasta yani insan. Hasta kutsaldır öncelik onun hakkıdır ama sağlık çalışanlarının da haklarını vermeniz gerekir. Bu doktorların vicdanına, inisiyatifine, iyi niyetine bırakılır ama bir yere kadar bırakılır. Sağlıkta dönüşümle ortaya çıkan sosyal politikalar nedeniyle 15 sene önce hiç bahsetmediğimiz konuları bugün konuşmak zorunda kalıyoruz. Yani bu sistem tümüyle onaylanabilir mi, eksiklikleri giderilebilir mi, bunun tekrar gözden geçirilmesi ve ortak bir çalışma yapılması lazım. ‘Ben yaptım, oldu’cu mantıkla bir yere varmak mümkün değil” diye konuştu.

Kadınlar daha uzun yaşıyor

Prof. Dr. Ali Baloğlu, kadınların erkeklerden daha uzun yaşadığını ancak daha çok hasta olduklarını ve en büyük rahatsızlık oranının ise kadın doğum konularında yaşandığını söyledi. Türkiye’de ileriye dönük ilk 10 yılda kadınların ortalama yaşam beklentisinin 74 iken erkeklerde 70 olduğunu belirten Prof. Dr. Baloğlu, ancak kadınların daha çok hastalık yükü ile karşı karşıya olduğunu hatırlattı. Prof. Dr. Baloğlu, “Hemen hemen tüm toplumlarda kadınların erkeklere göre daha fazla hastalık ve stres yaşadıkları bildirilmektedir. Kadınların daha uzun yaşamaları, onların ileri yaşlardaki daha yüksek hastalık oranlarının bir nedenidir. İkincisi, kadınlar ve erkeklerin üreme ile ilgili hastalık yükleri incelendiğinde, kadınların üreme sağlığı sorunlarını erkeklerden çok daha fazla yaşadıkları ve bu durum özellikle üreme çağında (15-49 yaş arası) daha da arttığı görülmektedir. Ayrıca menopoz ile bağlantılı hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Sağlıksız koşullarda çalışma ve şiddete maruz kalma gibi toplumda kadınların daha yüksek oranda maruz kaldıkları durumların yanı sıra sağlıksız yaşam biçimi de belirli sağlık sorunlarını beraberinde getirmektedir” şeklinde konuştu.

Kadınlarda yaşlılığa bağlı idrar kaçırma

TJOD İstanbul Şube Başkanı Prof. Dr. Ateş Karateke ise Türk toplumunda 30 yıl önce doğumla ilgili problemlerle uğraşılırken bugün en önemli şikayetlerin başında pelvik taban kaslarında oluşan hasarlar geldiğini söyledi. Prof. Dr. Karateke, “İyi çalıştığında varlığını hissetmediğimiz bu yapı kötü çalışmaya başladığında yaşam kalitesini ciddi olarak etkiliyor. Bu sarkıklarla oluşan olaylarla gaz ve idrar kontrol mekanizması bozulmakta ve ciddi cinsel problemler ortaya çıkmakta. Kadının ortalama yaşı 80’lere yaklaşmakta tüm dünyada yüzde 15 civarında idrar kaçırma ya da idrar torbası sarkması, kalın bağırsak sarkması, rahim sarkması sebebiyle ameliyat olması gerekmekte. Burada diğer problem de idrar kaçağıyla ilgili problemleri yaşlı kadın hekime ifade edemiyor ve çekiniyor. Mutlaka bu kadınların yaşam kalitesinin çok olumsuz etkileyen ve zaman içinde çözülmezse evin bir köşesinde yalnızlığa sürükleyen problem olur” dedi. Prof. Dr. Karateke, kadında idrar kaçırmanın başka hastalıkların belirtisi de olabileceğini belirterek Alzheimer ve MS hastalıklarının başlangıcında idrar kaçırmanın görülebileceğini söyledi.

Doktorların motivasyonu

TJOD Saymanı Doç. Dr. Eray Çalışkan da tüp bebeğe alternatif yöntemler, hasta doktor ilişkileri ve doktorlara uygulanan şiddet konularına değindi. Son yıllarda tüp bebek başarısızlığında sık koşulan alternatif yöntemlerin umut pazarı oluşturduğunu söyleyen Doç. Dr. Eray Çalışkan, “Bu tip bilimsel kanıtlanmamış yöntemler konusunda özellikle hepimizin dikkatli olmasını öneriyorum” dedi. Doç. Çalışkan şunları söyledi, “Hiçbir meslek grubunda veya ülkede olmayan bazı uygulamalar doktorları üzüyor. Üniversiteden veya devlet hastanesinden ayrılmak, özel bir hastanede çalışmak istiyorsunuz ama o bölgede doktor kadrosu yoksa çalışamıyorsunuz. Bu ülkenin yetişmiş doktorlarının böyle muamelelere maruz kalmaması gerekir. Bütün bunlar doktor kalitesini ve memnuniyetini düşürmektedir. Hepimiz severek ve ne kadar kutsal olduğunu bilerek bu mesleği seçiyoruz ancak yapılan uygulamalar doktorların motivasyonunu olumsuz etkilemektedir”.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here