Toplu Alımlar, Çerçeve İhaleler ve Milli Değerler

0
59

Son bir ayda gezi parkı olayları ile başlayıp ABD Merkez Bankası başkanının açıklaması ile gelişen döviz dalgalanması % 85 dışa bağımlı olan sağlık sektörüne büyük zarar verdi.

Gezi parkı olayları gösterdi ki Türkiye ekonomik ve siyasi bakımdan çok güçlü olduğu dönemlerde dahi kolaylıkla istikrarsızlığa sürüklenebiliyor. Ya da ülkesini çok seven yazılı ve görsel basınımız ekonomik ve siyasi istikrarın bozulması için elinden geleni yapıyor. Türkiye’de basının büyük çoğunluğunun prensipleri, ilkeleri, vatan sevgisi, ülke bütünlüğü gibi milli bir duruşunun olmadığı gezi olaylarında bazı medyanın tavır ve davranışı ile kendini bir defa daha gösterdi. Objektif duruşu olmayan basının tek yaptığı şey abartmak, saptırmak, olayları siyasi ve ideolojik yaklaşımla ele alarak ne pahasına olursa olsun istemediği veya siyaseten aynı safta olmadığı kişi ve kurumları zayıflatmak için çaba göstermek.
Medya geçmiş yıllarda bir başlıkla bakan değiştirmek, hükümetleri istifa ettirip ülkeyi seçim atmosferine sokarak, siyasi partilerle pazarlıklar edip istikrarsızlıktan büyük rant elde etti. Geçmiş yıllarda istikrarsızlıktan beslenen medyanın büyük üstatlarının çırakları bugün medyada ağırlıkları olan ve medyaya yön verir durumdalar. Medyaya yön verenler üstatlarından öğrendikleri gibi ağırlıklarını hissettirmek ve medyanın gücünü unutturmamak için her şeyi abartıp saptırmayı adeta mesleki ilkeler olarak görür oldular. Görsel medya bir kötü görüntüyü birçok konu ile bağlayarak günlerce ekrana yansıtmaktan kaçınmıyor. Ülkede güzel olan hiç bir şey onlar için haber niteliği taşımıyor. İyi basın mensubu olmanın birinci kuralı doğruyu saptırmak, olayları büyütmek, yalan haber yapmak ve ülke menfaatlerini yok saymak, küçük olayları saptırarak Türkiye’nin gelişmesini istemeyen ve ülkede karışıklık yaratmak için fırsat kollayan dış güçlere servis yapmak her halde.
Tarafsız ve bağımsız basın demokrasinin olmazsa olmazları arasındadır. Sözüm taraflı olan, yayınlarında gezi olaylarını Türk baharı gibi yansıtan ve yurt dışına servis edenleredir. Objektif yayın yapan, olayları olduğu gibi yansıtan basınımız başımızın tacıdır. Bu ülke T.C. kimliği taşıyan herkesin ülkesidir. Birinin ötekinden, ötekinin diğerinden hiçbir farkı yoktur. Zarar da hepimizin yarar da. Fırsatlardan yararlanıp kısa bir süre için kârlı olduğunu düşünenler uzun gelecekte ilk kaybedenler olacaktır. Akıllı, zeki, sağduyulu ve sorumluluk sahibi halkımız küçük menfaat karşılığı ülkesinin bütünlüğünü hiçe sayan, ülkenin büyümesine engel olmaya çalışan, ülke ekonomisine zarar veren, yüreği taşlaşmış bu jurnalcilerin tuzağına düşmemelidir, düşmeyecektir.
Son bir ayda gezi parkı olayları ile başlayıp ABD Merkez Bankası başkanının açıklaması ile gelişen döviz dalgalanması % 85 dışa bağımlı olan sağlık sektörüne büyük zarar verdi. Dövizde şimdilik % 7-8 civarında bir artış söz konusu. Bu kur artışı maliyetlerin en az % 10 yükseldiğini gösterir. Toplu alımlarla iki veya üç yılda sabit fiyatla teslim edilmek üzere ihalesi yapılmış teslimatların durumu şimdi ne olacak? Önümüzdeki aylarda benzeri bir durumun olmayacağını kim garanti edebilir? Önümüz de üç tane büyük seçim var. Bir siyasi istikrarsızlık söz konusu olursa genel ekonomi ve döviz kurunun durumunu düşünmek dahi istemiyorum. İstikrarsızlıktan beslenmeyi ilke edinmiş sülüklerin artmasından ve onların ne pahasına olursa olsun ülkeye verecekleri zarar beni ve benim gibi düşünen herkesi korkutuyor.
Buradan kamu hastane birliklerine seslenmek istiyorum. % 85 dışa bağımlı olan bir sektörde iki-üç yıl teslimatlı, TL sabit fiyatlı ihaleler firmaları batırmaktan başka bir şey değildir. Bu ihaleleri yapmak demek sektördeki firmaların yok olması, sektörün uluslararası kartel ve fon şirketlerine bırakılması demektir. Bu durum ülke milli değerlerine inanan her bakanın ve bürokratın yüreğini sızlatır. Sahipleri biz olmasak da yerli şirketlerin sermayeleri milli değerimizdir. Onların batırılması, çalışanların işsiz kalması, vergi kaybı ve mutsuz insanların çoğalması demektir.
Türkiye ekonomisi maalesef sabit TL fiyatlı iki-üç yıl teslim süreli toplu alım ihaleleri yapmaya henüz hazır değildir. Avrupa da bazı ülkelerde çerçeve alımların yapıldığı örnek verilebilir. Ancak unutmayalım ki bu ülkelerde dışa bağımlılık yok denecek kadar az. Hatta bu ülkelerin çoğunda dışa bağımlılık sıfır düzeyde. Onlar yerli ürettikleri tıbbi cihazlar için çerçeve ihale ve toplu alım yapıyorlar. Bu durum gözden kaçırılmamalı. Hiçbir neden yokken son bir ayda yaratılan kargaşanın döviz kurlarındaki dalgalanmayı Sağlık Bakanlığı, Kamu Hastaneleri Birliği ve Sosyal Güvenlik Kurumu Tıbbi Cihaz Fiyatlandırma Komisyonlarının iyi incelemelerini tavsiye ediyorum. Bu olaylardan ders çıkartarak tıbbi cihaz fiyatlarını belirlerken objektif olmalarını ve toplu alımları, çerçeve ihaleleri devam ettirerek tıbbi cihaz tedarik zincirini koparmamalarını diliyorum.
Mehmet Ali ÖZKAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here