Faiz lobisi ve onu besleyen faktörler

0
56

Bankacılık, faiz ve genel ekonomi konusunda uzman olmadığım için ahkâm kesecek değilim. Sade bir birey ve işim gereği bankalarla ticari ilişkileri olan, kredi kullanan birisi olarak son günlerde gündemde olan “faiz lobisi” konusuna biraz kafa yordum.

Faiz lobisi nedir? Nasıl beslenir? Bu konudan en fazla şikâyet eden hükümet neler yapabilir? gibi başlıklar atarak altlarını doldurmaya çalıştım ve bu düşüncelerimi siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim.
Faiz lobisi
Faiz lobisi denen gerçek bir sistem ve bir düzen var. Bu sistemin merkezi ABD’dir. Sistem buradan organize ediliyor. Organize derken illegallikten bahsetmiyorum. Legal olan bir realiteden bahsediyorum. Sistemin yol haritasını ABD’deki ekonomik veriler, ABD siyasi çıkarlarındaki hedefler direkt olarak etki etmekte ve ABD ulusal çıkarları neyi gerektiriyorsa o sistem uygulanmaktadır. Belirleyici kurum olarak görünürde ABD merkez bankası bulunmaktadır. Kısaca bu sistem dünya siyasetine ve dünya ekonomisine yön vermektedir. Genel seyri içinde özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde faizler düşebilir, kurlar yükselebilir, borsalar çökebilir, hükümetler düşebilir, iç ve bölgesel savaşlar bile çıkartılabilir. Her ülke içinde ve bölgesindeki stratejik konuma ve ekonomik durumuna göre sistemin etkilerinden payını alıyor. Dünyadaki gelişmelere ve çevremize baktığımızda bunları görmüyor değiliz. Bunların saha uygulayıcıları olarak sistemin direkt veya en direkt içinde olan büyük sermaye kuruluşları, fonlar ve bankaları (faiz lobisini) görüyoruz.
Faiz lobisinin beslenmesi
Faiz lobisinin elinde dünya ekonomisini ve siyasetini yönlendirmeye yetecek bir güç var. Yıllardan beri bazen siyaset ekonomiyi, bazen de ekonomi siyaseti kullanarak birbirlerini besliyorlar. Büyük operasyonları birlikte uygulamaya koyuyorlar. Sonuçta güçlerini muhafaza ederek dünyayı istedikleri gibi yönetiyorlar. Büyük operasyonları birlikte uygulamaya koyuyorlar. Merkezden belirlenen senaryo uygulamaya konduğunda ekonomisi zayıf olan ülkelerde piyasaların şiddetli şekilde çalkalanmasıyla reel ekonomilerde depremler meydana geliyor. Siyasi çalkantılar olabiliyor. Bunun sonucunda birileri müthiş kazanımlar elde ederken diğerleri de kaybedenlerden oluyor.
Faiz dışı gelirler
Bir ülkede bankaların kârı yükseliyorsa reel ekonomide sıkıntı var demektir. Şirketlerin kârları düşerken bankaların karının artması demek şirketlerin bankalara “faiz lobisine” çalıştığının açık bir göstergesidir. Türkiye’de de maalesef durum böyle. Başbakan geçenlerde bir konuşmasında bir bankanın faiz dışı gelirinden bahsederek Türkiye’de tüm bankaların faiz dışı gelirlerinin büyük kısmının kredi kartlarından geldiğini örnek gösterdi. Vatandaşlar olarak bizlerden ayağımızı yorganımıza göre uzatmamızı istedi. Bende Başbakan ile aynı görüşteyim ama uzamış ayağımı bir anda kısaltamıyorum. Yorgan yeni çamaşırın ilk yıkamasındaki kısalması gibi devamlı kısalırken ayağımız maalesef kısalmıyor. Kesecek durumumuz olmadığına göre vatandaş olarak kendimi çıkmaz sokakta hissediyorum. Hiç kimse normal şartlarda bankalara faiz ödemek istemez. Bankalarla papaz olup evine ve iş yerine icra gelsin, eşyaları haciz edilsin istemez. Kredi kartlarından bankalara faiz ödeyen daha çok dar gelirli halkımız. Gelir seviyesi orta ve yüksek olanlar kredi kartlarını kullanmakla beraber bankalara kredi kart ödemelerini zamanında ve tamamını yaptıkları için bankalar bu müşterilerden para kazanamıyorlar. Bankalar kredi kartlarının asgari limitlerini ödeyen müşterilerini çok severler. Çünkü parayı bunlardan kazanıyorlar. İnsanların çaresizliklerinden yaralanıyorlar. Burada altı ayda bir cep telefonu değiştiren savurgan halkımızın yaptığının da doğru olmadığının altını çizerek Başbakanın söylemindeki mesajın haklılığını ortaya koyalım.
Basel kriterleri
Faiz lobisinin ticari faizlerden elde edilen kazançlarına baktığımızda Türkiye, Basel kriterlerini uygulamaya başlamasıyla bankaların ekmeğine adeta yağ sürdü. Firmaları bankalar karşısında çaresiz bıraktı. Basel kriterleri normalde iyi bir sistem, ancak uygulamaya koymaktaki zamanlama bana göre erken oldu. Hükümet finans kaynaklarında alternatifler oluşturduktan sonra uygulamaya geçmeliydi veya uzun bir geçiş süreci verilmeliydi. Kriterler devreye girince bankalar kendilerini kastı, şirketlerin bankalarla yapabilecekleri pazarlık imkânı bir anda yok oldu. Mevcutta banka biliyor ki, şirket kendisine kredi talebinde bulunduğunda çaresizdir. Ne isterse alabileceğinin farkında olarak masada pozisyon almaktadır. Tıbbi cihaz sektörü son yıllarda bankalara en çok kazandıran sektörlerin başında yer almakta. Tıbbi cihaz sektöründeki merkezi toplu alımlar, çerçeve ihaleler ve ihale bedellerinin geç ödenmesi, kurların yükselmesi firmaları finansal bakımdan sıkıntıya sokmuştur. Firmaların varlıklarını sürdürmeleri ve ihalelere olan taahhütlerini yerine getirmeleri için iş yapmak zorundalar. Sektörde zaten var olan büyük rekabet ve SGK’nın fiyat politikası şirketlerin kârlarını almış götürmüş durumda. Tüm bunların sonucu olarak bütün firmalar faiz lobisinin kıskacına itilmiş durumda. Tıbbi cihaz sektöründe kamunun uyguladığı ihale sistemi tek taraflı olup, firmaları yaşatan değil, batıran ve faiz lobisinin kucağına iten bir sistem olarak uygulanmakta. Bu sistem devam ettiği sürece faiz lobisi kazancına kazanç, gücüne güç katmaya devam edecektir. Devlet farkında olmadan bankalar dışında alternatif finans çözümleri yaratmadığı için ve mevcut kamu ihale sistemiyle tedarikçisini yaşatmak konusunda bir sorumluluk hissetmediği sürece faiz lobisinin beslenmesine destek doğal olarak destek vermiş oluyor.
Neler yapılmalı?
Türkiye ekonomisinin büyümesi isteniyorsa ve faiz lobisinin gücü kırılmak isteniyorsa gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bankacılık sistemi dışında finansal rekabeti oluşturacak alternatif finans argümanları oluşturulmalıdır. Türkiye’de vakıflar, sendikalar, ticaret, sanayi odaları ve TOBB gibi birçok kuruluş portföylerindeki nakitleri bankalara yatırıyorlar. Bankalar da bu paraları reel sektöre yüksek faizle kullandırarak para kazanıyorlar. Bu kuruluşların ellerinde olan nakit kaynakları denetlenilebilir ve kontrol edilebilir bir sistemle üretime dayalı reel ekonomiye sunulması için gerekli düzenlemelerin yapılması gerekir. Türkiye’de bankaların dışında alternatif finans imkânları oluşturulmazsa, vakıflar, sendikalar, odaların bankalardaki kaynakları bankaların dışında başka bir sistemle ekonomiye kazandırılamazsa ekonomide beklenen büyüme gerçekleşemez. Gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında kaynaklarımız onlarla baş edebilecek seviyelerde değil. Onların ekonomik seviyesine ulaşabilmek ve onlarla dünya pazarında rekabet edebilmenin yolu, ülke kaynaklarının son limitine kadar katma değeri yüksek ve ihracat imkânı olan stratejik üretimlere kaynak olarak kullandırmaktır. Kamu ihaleleri, tedarikçisini batıran değil, yaşatan prensibine uygun hale getirilmeli. İhale bedellerinin ödemelerine standartlar konulmalı, buna rağmen geç ödeyen kuruluşlara vade farkı ödeme zorunluluğu getirilmeli. Kamu ihalelerinde avans ödeme sistemi uygulamasına geçilerek firmaların faiz lobisine olan ihtiyacı azaltılmalıdır.

 

Mehmet Ali ÖZKAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here