Büyük tehlike

0
83

Kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tedarikçisi olan tıbbi cihaz üreticileri, ithalatçılar ve dağıtıcıları gelecek endişesi yaşamakta.

 

 

Sağlık sisteminde modernleşme süreci yaşanırken ve sağlıkta dönüşüm programı ile birlikte halkın sağlık hizmetlerine ulaşımını kolaylaşırken, kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tedarikçisi olan tıbbi cihaz üreticileri, ithalatçılar ve dağıtıcıları gelecek endişesi yaşamakta. Kamunun uygulamaları ve yaptırımları tıbbi cihaz sektöründe kriz seviyesine ulaşmış durumda. Belki de farkında olunmadan sektör kaldıramayacağı bir yükün altında bırakılmakta. Başta SGK’nın fiyatlandırma ve pozitif liste politikası olmak üzere, kamu hastane birliklerinin merkezi ve toplu alım politikaları sektörde ayakta kalma endişelerini beraberinde getiriyor. Kamunun “biz sıkıştırabildiğimiz kadar sıkıştıralım, ayakta kimler kalırsa tedarikçilerimiz onlar olur” ve “birçok firma ile muhatap olmak yerine büyük sermayeli kurumsal firmalarla muhatap oluruz” şeklindeki düşünceleri pek sağlıklı değil. Bu düşünceyi taşıyanlar uygulamaları ile sektörü bitirme konusundaki hedeflerine mutlaka ulaşabilirler. Ancak sektörün bitmesinden sonra sektörde kalacak tedarikçiler kimler olacaktır? Bu tedarikçiler tıbbi cihazları hastanelere hibe mi edeceklerdir? Yoksa “rakiplerimiz yok” diyerek fiyatların yükselmesine sebep mi olacaklardır? Bunların cevabını vermek için fazla düşünmeye gerek yok. Yerli sermayeli üreticiler kapanacak veya yabancı sermayeli uluslararası firmalarca satın alınacaklar. Yerli sermeyeli ithalatçıların yerini yabancı sermayeli fon şirketleri alacak. Bu arada ülkemizde yerli sermayeli özel hastanelerin son beş yıl içinde yabancı fon şirketlerinin eline geçmiş olduğunu gözden kaçırmayalım. Bu gün itibariyle özel hastane sektöründe satılmamış kaç hastane kalmıştır? Satılmamış olanlarda, “iyi bir teklif gelse de bizde satsak” diye aracı şirketlerle temas halindeler. Tıbbi cihaz sektörünün geleceğini görmek için özel hastanelerimizin bu durumunu iyi analiz etmek gerekir. Milli sermayeden yabancı sermaye daha iyidir diyenler varsa onlara bir sözümüz olamaz. Tıbbi cihaz sektörünün geleceğini tehlikeye sokan birçok neden var. Bunlardan bazıları: Hiç bitmeyen geç ödemeler sorunu: Kıran kırana bir ihale ile alımı yapılan tıbbi cihaz bedellerinin devlet hastanelerince ortalama dört ila sekiz ayda yapılması, bu sürenin üniversite hastanelerinde ise on ila otuz ayı bulması. Ortalama kâr oranları bu ödeme süreleriyle ters orantılı. Bu ödeme sistemi firmaları bankalara mahkûm ederek, faiz kıskacına almış durumda. Ödeme problemleri şirketlerin büyümesi bir tarafa sermayelerinin erimesine sebep olmakta. Muhammen bedel tespitleri: İhalelerde muhammen bedel tespit edilirken en düşük fiyat ortalamasının temel alınması, firmaları kalitesiz, tıbbi cihaz üretim ve ithalatına teşvik etmekte veya birçok ihalenin iptal edilmesine sebebiyet vermektedir. İhale muhammen bedel fiyatları kaliteli malzemeler için reel fiyatların altında kalmaktadır. Sosyal güvenlik kurumunun yanlış politikaları: Kurumun “ilaç sektörünü disipline ettim, fiyatları düşürdüm, sıra tıbbi cihaz sektöründe” anlayışı ile yapmış olduğu uygulamaları sektörü krize sokan etkenlerin başında geliyor. Yeni uygulamaya konulan pozitif liste uygulaması ile geçmiş yıllarda geri ödemesi yapılan birçok malzeme liste dışında bırakılmış ve önceden satılmış faturası kesilerek tahakkuku yapılmış firma alacakları geri ödeme kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu mazeretle, hastaneler tarafından ödemelerinin yapılmıyor olması firmaları bitirmektedir. Bu uygulamada adalet, hukuk çiğnenmiş durumda. SGK’nın bütçeyi düşünerek “az paraya çok tıbbi malzeme ve daha fazla sağlık hizmeti satın alma” ilkesi gerçeklikten uzak uygulamaları beraberinde getirmekte, uygulamalar ve yaptırımlar sağlık sektörünün geleceğinde en büyük tehdit oluşturmaktadır. Kamu hastane birliklerinin toplu alım politikası: Merkezden yapılan toplu alımlar birçok üretici, ithalatçı ve tedarikçi firmanın ihalelere girmesine engel teşkil etmektedir. Her malzeme için yılda bir defa yüksek miktarlarla yapılan alımlarda ihale dışında kalan üretici ve ithalatçıların bir yıl süresince iş yapması engellenmektedir. Hastanelerin yaptığı sarf malzeme ihalelerinde idari şartnameler tümüyle tedarikçi aleyhine maddeler içermektedir. Örneğin, üç yıl gibi bir sürede tüketilemeyen tıbbi saf malzemelerin kullanım ömürlerinin bitiminde yenileriyle değiştirilmesi konusunda firmalardan taahhütnameler alınmaktadır. Burada sorgulanması gereken, üç yılda bitirilemeyen malzemelerin neden satın alındığı olmalıdır. Çerçeve alımlarda sözleşmelerin fes edilmesi yönünde hastanelerce tek taraflı uygulamalar yapılmaktadır. Sözleşme gereği stok edilen birçok tıbbi malzeme sözleşmeler fes edildiği için firmaların elinde kalmaktadır. Devletin stratejik konu olarak kabul edip, tıbbi cihaz üretimi için uygulamaya koyduğu birçok teşvik, devletin sağlığı finanse eden kuruluşu SGK ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı kuruluşların bazı yanlış uygulamaları ve geç ödemelerin meydana getirdiği olumsuzluklar yerli üretim hamlesinin önünde en büyük engeldir. Merkezi toplu alımlar, muhammen bedel tespitleri ve kamu ödemeleri reel şartlarda gerçekleşmediği sürece tıbbi cihaz sektörünün ayakta kalması mümkün görülmemektedir. Kayıt dışı ekonomiyle mücadele eden devletin, tamamı kayıt altında olan tıbbi cihaz sektörünün yaşaması için daha gerçekçi uygulamalar içinde olması gerekir. Aksi durumda tıbbi cihazlarda stratejik durum ve yerli sermayenin desteklenmesi fikri kâğıt üzerinde kalacaktır.

Mehmet Ali ÖZKAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here