Günümüzün öne çıkan alanı: Geriatri

0
68

2005 yılında % 5,7 olan Türkiye’de 65 yaş ve üzeri nüfusun da, 2050 yılında % 17,6’ya ulaşacağı beklenmektedir.
Günümüze baktığımızda insanların giderek daha fazla teknoloji kullandığını görüyoruz. Özellikle gençler arasında yaygınlaşan digital dünya kullanımı ister istemez tüm yaş gruplarını etkilemeye başladı. Giderek dafa fazla sayıdaki ileri yaş grubu da bu trendlerde etkilenmeye başladı.. Gelecekte bu eğilimler giderek artacak, hastalara, ve ileride sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyacak ve duyabilecek olanlara giderek daha kişisel sağlık hizmetleri sunulacaktır. Tıptaki ve teknolojideki hızlı ve mucizevi gelişmeler, önleyici tıp çalışmaları, refah düzeyindeki artışların sayesinde dünyada ortalama yaş artmaktadır. 2005 yılı itibarı ile dünyada 260 milyonun üzerinde yaşlı (65 yaş üstü) olduğu, 860 milyonun üzerinde kronik hastalıklarla mücadele eden hastanın olduğu belirtilmektedir. 2050 yılında dünya nüfusunun %25’inin yaşlılardan oluşacağı öngörülmektedir. Demografik bulgular, 2020’li yılların sonlarında 65 yaş üstü nüfusun, 16 yaş altı nüfustan fazla olacağını göstermektedir. Uzayan ömür ile birlikte, yaşlılığın sonucu olarak değişik yapı ve fonksiyonel bozuklukların ortaya çıkması, belirli hastalıkların da etkisiyle yaşamsal aktivitelerin kısıtlanması söz konusu olacaktır. Bu veriler kronik hasta sayısının da giderek artacağını ve sağlık hizmeti ihtiyacının da artacağını göstermektedir. OECD ülkelerinde yaşayanların ortalama ömrü 1960 yılında 68,9 iken, 2011’de 79,5’e yükselmiştir (OECD, 2011-2012). İlgili rapora göre, en uzun yaşayanlar 83 yıl ile Japonlardır.
TÜİK 2011 verilerine göre Türkiye’de, Doğuşta beklenen yaşam süresi 2011’de erkeklerde 72,0 kadınlarda 77,1, toplamda 74,5 yıldır, Aynı çalışmaya göre toplam yaşam süresinin 2015’te 74,9’a, 2020’de ise 75,4’e yükseleceği öngörülmektedir. Eurobarometer 2012 araştırmasına göre, Türkiye’deki yaş ortalaması 29,3 yaşlı nüfus oranı ise yüzde 7,1 çıkmıştır. Bilimsel açıdan bir ülkede yaşlı nüfus oranı yüzde 7-10 arasında ise o toplum yaşlı toplum olarak ifade edilmekte olduğu düşünülürse Türkiye de bu sınıra yaklaşmış durumdadır. 2000-2050 dönemi için Türkiye nüfus projeksiyonuna (Hoşgör ve Tansel, 2010) göre, Türkiye nüfusunun, giderek azalan bir nüfus artış hızıyla birlikte 77 milyondan 99,7 milyona ulaşması beklenmektedir. 2005 yılında % 5,7 olan Türkiye’de 65 yaş ve üzeri nüfusun da, 2050 yılında % 17,6’ya ulaşacağı beklenmektedir (OECD, 2008). Bütün bu rakamlar Türkiye’de de konuya ciddiyetle eğinilmesi gerektiğini ortaya çıkartmıştır. Geriatrideki ilgi artışı da bunu göstermektedir. Uzayan bu ömürde insanların mümkün olduğu kadar uzun süre “üretmeye” devam etmeleri, kendi kendilerine yetebilmelerinin gerektiğini göstermektedir. Bu sosyal yaşama katılım ve ekonomiye katkı açısından da büyük önem taşımaktadır.
Bunun sağlanabilmesi için ülkemizde de yaşlılık ile ilgili politikalara ve programlara, yaşam kalitesini ve genel sağlığı arttırmaya odaklanmaya başlanılmıştır. Böylece yaşlıların yaşlılık dönemindeki hastalıkları önlemek için politikalar daha da geliştirilecek, sağlık ve bakım hizmetlerine daha kolay erişim sağlanabilecek ve yaşlıların gereksinimleri karşılanabilecektir. Diğer yandan, nufüsün yaşlanmasının istihdam açısından bir etkisi olacaktır. İstihdamda yeni imkanlar ve yeni alanlar ortaya çıkacaktır. Yaşlı bakımında özelleşmiş uzmanlıklara ihtiyaç her gün artacağı için bu alanlarda daha yaygın eğitimler oluşturulacak ve verilecektir. Hastanelerde de bu hizmetleri en iyi şekilde verebilmek için konunun uzmanları olan çalışanların sayısı artacaktır. Geriatri alanında başarının tam olarak sağlanabilmesi için hastanelere de büyük görevler düşmektedir. Koruyucu hekimlik çalışmaları kapsamında yaşlıların, hastalıklar henüz belirti vermeden erken tanısı yapılarak iyilik hallerinin daha uzun devam etmesi sağlanmalıdır. Hastalık durumunda ise tanısının koyularak tedavisinin takip ve planlarının yapılması gerekmektedir. Yaşlılarda en sık rastlanan hastalıkların başında diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, endokrin gibi hastalıklar gelmektedir. Bunun yanı sıra, yaşa bağlı demans, delirium, depresyon, hareketsizlik, osteoporoz, düşme, işitme ve görmede azalma, beslenme bozukluğu ve ilaç kullanım problemlerine rastlanmaktadır. Bu hastalıkların tedavi ve takiplerinde hassasiyet ve multidisipliner yaklaşımlar gerekmektedir. Amaç yaşam kalitesinde iyileşme sağlamak, hastane yatışlarını azaltmak, yaşlının kendi kendine hayata devam edebilmesi, bakıma muhtaç olmadan daha uzun ve daha iyi yaşamasını sağlamaktır. Bütün bunların olabilmesi için de, henüz gençken ve henüz yaşlanmadan başlayan sağlıklı yaşam yaklaşımlarının ileri yaşlarda da devam etmesi, hastalıklar ortaya çıkmadan hekime ve hastaneye başvurulması büyük önem taşımaktadır.

Oya MUTLU
Echomar Sağlık Grubu
Kurumsal Pazarlama Müdürü

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here