Aferez uygun ellerde yapıldığı sürece hayat kurtaran bir tedavidir.

0
52
aferez-kongresi

aferez-kongresi

Uzmanlar, aferez uygulamaları ile erken dönemde lösemi hücrelerinin vücuttan uzaklaştırılarak ölüm riskinin azaltıldığını söylediler.

 

Aferez Derneği tarafından organize edilen 6. Ulusal Aferez Kongresi, 29 Eylül- 2 Ekim 2011 tarihleri arasında KKTC Bafra Turizm Bölgesi’ndeki Noah’s Ark Deluxe Hotel’de gerçekleştirildi. Hematologların yanı sıra onkoloji, immünoloji, dermatoloji, nöroloji, yoğun bakım, göğüs cerrahisi ve ilgili diğer bilim dallarından çok sayıda hekimin ilgi gösterdiği kongreye; Dünya Aferez Derneği (WAA) Başkanı Prof. Dr. Robert Weinstein ile Dünya Aferez Derneği Editörü (Trans&Apher Sci Editor) Prof. Dr. Gail Rock da katıldı. Prof. Dr. Robert Weinstein kongrede, “2012 Dünya Kongresi’ne Giderken Güncel Terapötik Aferez” başlıklı bir konferans verdi. Kongrede şu konu başlıkları ele alındı: Terapötik Aferez, Kök Hücre, Hematolojide Epigenetik Tedavi, Pediatrit Aferez, Transfüzyon, Hücresel Tedavi, Hematolojide Güncel Tedaviler, Ekstrakorporeal Tedaviler, Donör Aferezi. Kongre çerçevesinde düzenlenen basın toplantısına; Aferez Derneği Başkanı ve Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Ünal, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman İlhan ile Kongre Genel Sekreteri ve Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Klinik Şefi ve Kök Hücre Nakli Merkezi Direktörü Doç. Dr. Fevzi Altuntaş katıldı.

6. Uluslararası Aferez Kongresi İstanbul’da

Kongre Başkanı Prof. Ali Ünal, konuşmasına, 6. Uluslararası Aferez Kongresi’nin 13-16 Eylül 2012 tarihlerinde İstanbul’da yapılacağı müjdesiyle başladı. Prof. Dr. Ünal, İstanbul Harbiye Askeri Müze’de gerçekleştirilecek olan kongreye 1.000 kişinin katılacağını söyledi. Prof. Dr. Ünal, kongre ile ilgili şu bilgileri verdi: “2012 Dünya Aferez Kongresi’ni, Amerika ile yarışarak ve Avrupalıların da baskısıyla Türkiye’ye aldık. Kurulda bu konuda neler yapabileceğimizi, deneyimlerimizi anlattık. Bunun ardından kuruldan kongrenin İstanbul’da yapılması kararı çıktı. Kongrede ilk gün Japon Aferez Derneği’nin düzenlediği aferez harici branşlardan katılımcıların olduğu toplantı ve daha sonra da tüm dünya çapındaki aferez derneklerinin katıldığı bir toplantıda bildiriler sunulacaktır. Avrupa, ABD, Kanada, Uzak Doğu ve Türkiye’den katılımcıların bulunacağı kongrede Cohn-de Lavalle ve Abel-Rowntree-Turmer Genç Araştırmacı Ödülleri de verilecek.” Prof. Dr. Ali Ünal, ülkemizde, Sağlık Bakanlığı’nın, derneklerinin de önemli katkılar sunmasıyla aferez merkezleriyle ilgili bilimsel kurul oluşturması, ardından bununla ilgili yönetmelik ve yönergeleri çıkarmasının aferez ünitelerini belli bir disiplin altına aldığını ifade etti. Bu ünitelerin Bakanlığın koyduğu standartlar çerçevesinde denetlendiği ve yine bu merkezlerde çeşitli kurslar düzenlendiğini sözlerine ekleyen Ünal, bu sayede hem altyapı hem çalışan hem de yapılan işin kalitesi açısından Avrupa ile yarışılabilir düzeye gelindiğini söyledi.

Lenfoma geni

Fillandiya, İngiltere ve Fransa’dan bilim adamlarıyla yürüttüğü araştırmanın sonuçları, bilim dergileri Blood ve British Journal of Hematology’de yayınlanan Prof. Dr. Ali Ünal, artık kanserin genetik yatkınlıkla alakalı bir hastalık olduğunu, çevresel faktörlerin de bu genetik yatkınlığı ve genlerdeki bozukluğu tetiklediğini söyledi. Çalışma sırasında, lenfoma hastalığı görülen aynı aileden bireylerin incelendiğini anlatan Prof. Dr. Ünal, araştırma sayesinde artık ‘lenfomanın geni bulundu’ diyebileceklerini, bu sayede de lenfomaya yatkınlığı olan kişilerin tespit edilebileceğini söyledi. Prof. Dr. Ali Ünal, şu bilgileri aktardı: “Bir ailenin herhangi bir bireyinde lenfoma görülmüşse, artık taradığımız diğer aile bireylerinde de aynı hastalığın ortaya çıkıp çıkmayacağını neredeyse kesin olarak söyleyebiliyoruz. Hasta kişilerde bulunan ve lenfomaya sebep olan ‘NPAT’ adı verilen gen, ailevi olarak anne ve babadan geçmekte ve bu genin geçtiği aile bireylerinde hayatın bir döneminde Hodgkin hastalığı ortaya çıkmaktadır.” Bu geni taşıyan aile bireylerinin daha yakından takip edilmesiyle artık hastalığın çok erken bir evrede yakalanabildiğini belirten Prof. Dr. Ali Ünal, “Erken teşhis edilen hastaların tedavi şansı çok yüksek oluyor. Lenfomanın geç evrede teşhisi halinde ise başarı oranı yüzde 50’nin altındadır. Oysa hastalığın erken evresinde tanı konulan bu kişilerde tedavi şansı yüzde 98’lere çıkabilir” diye konuştu. Aynı araştırmayla yine lenfomaya sebep olabilen “KLHDC8B” genindeki bozulmanın da tespit edildiğini bildiren Prof. Dr. Ünal, “Bu aslında normal insan vücudunda var olan bir gen. Ama bu gende çeşitli dış faktörlerle bozulmalar meydana gelebiliyor. Bu bozulmalar da lenfomaya yol açabiliyor. Bu araştırmamızda, bu gende bozulma olan kişilerde lenfoma hastalığının daha sıklıkla ortaya çıktığını bulduk” şeklinde konuştu. Gendeki bu bozulmaya, kimyasal maddeler ve aşırı radyasyona maruziyetin neden olabildiğini anlatan Prof. Dr. Ünal, “Bu geninde bozulma tespit edilen kişilerde de yakından takip edilirse hastalık çok erken evrede yakalanır ve böylece tedavi şansı artar. “Gendeki bozulmayı neyin tetiklediğini araştırıyoruz. Yani çevresel faktör, kimyasal maddeler, ilaçlar, zirai ilaçlar, bu tür ilaçların ve maddelerin bu gendeki bozulmayı nasıl tetiklediğini tespit edebilirsek bunun önünü alabiliriz. Yani bu gende bozukluk oluşmasını önleyebiliriz. Bu riskli kişiler de artık bir müddet sonra kansere yakalanmayabilir.” Lenfomanın ilerde ortaya çıkıp çıkmayacağını bulmak için tüm insanları taramanın hem zor hem de çok maliyet getiren bir işlem olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Ünal, “Ancak risk grubundakileri ve ailesinde lenfoma olanları taramak yeterlidir” dedi. Lenfomadakine benzer gen bozukluklarının, meme ve yumurtalık kanserinde de söz konusu olduğunu anlatan Prof. Dr. Ünal, aynı taramaların bu tür kanserlerin görüldüğü ailelerdeki bireylerde de yapılabileceğini bildirdi.

Akut lösemi

“Çocukluk akut lösemileri nispeten daha iyi seyirlidir. Erişkin lösemilerinde mevcut durum ise maalesef yüz güldürücü değil. Amerikan NCCN hematolojik kanserler kongresinde sunulan en son çalışmalarda erişkinlere çocukluklarda uygulanan tedavi protokollerinin akut lösemilerde başarıyı artırdığını ölüm oranlarını azalttığı bildirilmiştir. Bu nedenle 40 yaş altı olgularda bu yeni tedavi stratejileri uygulanmaya başlanmıştır” diyen Doç. Dr. Fevzi Altuntaş, Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Kliniği’nde de Amerika’da uygulanan bu yeni stratejiler uygulanıyor ve mükemmel sonuçlar aldıklarını belirtti. Doç. Dr. Altuntaş, gerek son yıllarda geliştirilen ilaçlar gerek destek tedavilerinde ve aferez teknolojilerindeki gelişmeler sonucu akut lösemilerde ölüm oranlarının son yıllarda azaldığını ifade etti. Doç. Dr. Altuntaş şöyle konuştu: “Aferez uygulamaları ile erken dönemde lösemi hücreleri vücuttan uzaklaştırılarak lösemi yükü azaltılmakta ve böylece hastanın erken dönemde ölüm riski azaltılmaktadır. Ayrıca lösemi hastasının kemoterapi uygulaması sırasında çok sayıda kan ürününe ihtiyacı olmaktadır. Yeterli kan ürünü sağlanamaz ise hasta o dönemde kaybedilmektedir. İşte aferez teknolojisi ile istenilen kan ürünü daha fazla miktarda ve çeşitte az sayıda vericiden güvenle elde edilebilmektedir. Bu şekilde akut lösemi hastasına mükemmel düzeyde destek tedavisi sağlanmış olmaktadır. Sonuç olarak, aferez teknolojisindeki gelişmeler kanserden ölüm oranlarını azaltmıştır.”

Lösemi tedavisinde Aferez’in önemi

Doç. Dr. Fevzi Altuntaş, aferez tedavisinin kemoterapiye yardımcı bir tedavi şekli olduğunu ancak lösemi hücreleri fazla olan hastalarda erken dönemde uygulanırsa hayat kurtarıcı önem arz ettiğini de bildirdi. Doç. Dr. Altuntaş; “Akut lösemi hastalarına erken dönemde aferez uygulaması ilk bir ay içinde lösemiye bağlı ölüm oranı da azalmaktadır. Sağlık Bakanlığı işin önemine binaen dünyadaki gelişmelere paralel olarak terapötik aferez merkezleri yönetmeliğini çıkarmış ve bu kapsamda terapötik aferez eğitim merkezleri kurulmuştur. Bu merkezlerde şimdiye kadar 150’nin üzerinde sağlık personeline eğitim verildi. Sertifika sahibi olan bu kişilerin bulundukları merkezlerde binlerce akut lösemi hastasına şifa sunması beklenmektedir” dedi. Kanser tedavisinde bir umut olarak görülen aferez sayesinde kansere bağlı erken ölümlerin azaldığını belirten Doç. Dr. Altuntaş, “Soba, mantar ve doğalgaz gibi zehirlenmelerde hasta erken evrede gelirse aferez sayesinde kurtarılması mümkündür. Aynı şekilde şeker hastalarında diyabetik ayak tedavisinde de bu yöntem çok yüz güldürücü sonuçlar veriyor” dedi. Donör trombosit aferezi bağışlarının kayıt olduğunu bir sistemin bulunmadığını anlatan Doç. Dr. Altuntaş, donör aferezi için bir merkezi sistemin kurulabileceğini, bunun için de zamana ihtiyaç olduğunu sözlerine ekledi.

Yeni merkezlar açılacak

Prof. Dr. Osman İlhan da, hangi durumlarda aferez işlemi uygulanacağına dair yakında bir düzenlemeye gidileceğini söyledi. Prof. Dr. İlhan, bu yöntemin nöroloji, dermatoloji, gastroenteroloji gibi alanlarda ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığında uygulanmasının söz konusu olduğunu belirtti. “Türkiye’de yeterli aferez ünitesi var mı?” sorusu üzerine Prof. Dr. İlhan, ülkede 49 merkez bulunduğunu, 24 yeni merkezin daha açılmasının planlandığını kaydetti. Türkiye’deki bu merkezlerin AB’den sertifikalı Türk müfettişlerce denetlendiğini anlatan Prof. Dr. İlhan, “Türkiye’de 19 JACIE müfettişi var. Ülkemiz henüz AB’ye girmedi, ama hematoloji Avrupa’nın göbeğindedir” ifadesini kullandı. Prof. Dr. İlhan, aferez uygulamalarıyla ilgili performans sisteminde düzenlemeye gidilmesi ve puanların artırılmasının yerinde olacağını belirtti. Kordon kanı ve verici bankası kurulmasını amaçlayan Türkkök Projesi ile ilgili soruları da cevaplandıran Prof. Dr. İlhan, bu projenin ailesinde vericisi olmayan kan hastaları açısından büyük önem taşıdığını bildirdi. Bu sayede yurt dışından kemik iliği getirilmesine gerek kalmayacağını vurgulayan Prof. Dr. İlhan, projenin 5 yılda kendisini amorti edeceğini söyledi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here