Sosyal medya: Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!

0
72

Ama bu afette biz sosyal medya aracılığı ile çok önemli bir şey kazandık. İnsanlığımızı, toplum olarak birlik ve beraberlik duygularımızı… Bir de ırkımızın ne olduğunu bize sürekli empoze edenlere karşı onların hiç istemediği bir şeyi gösterdik. Ne olursak olalım birbirimizi sevdiğimizi. Bundan tam beş yıl önce yine bu sayfada “Gönüllü Olmak” ile ilgili bir yazı yazmıştım. O zaman 1999 depremini atlatmış ve sonrasında AKUT ile başlayan ve diğer özel kurumlara da sirayet eden sivil inisiyatif diyebileceğim yapılanmalara şahit olmuştuk. O yazımda şöyle yazmıştım: “Bireyselleşmenin giderek arttığı ve kişisel hakların ya da kazanımların önem kazandığı bu küresel gelişme! süreci içerisinde; yönetişim, yerelleşme, çevre gibi kavramların ön plana çıkarılarak, küresel ölçekte yeni bir toplumsal anlayışın temellerinin atılmaya çalıştığını görüyoruz. Bu çalışmalar içinde de en güvenilir ve öncü kuruluşlar olarak sivil toplum kuruluşlarının ağırlığı hissedilmekte.” Yıl 2011. O günden bugüne sivil toplum kuruluşları ve özellikle de afetlerde arama-kurtarma faaliyetlerinde bulunan örgütler hem bilgi, hem de donanım yönünden artık birçok Avrupa ülkesi standartlarının üzerinde. Bu elbette hepimiz için umut verici, güven aşılayıcı bir gelişme. Ancak özellikle şu son yaşadığımız Van depreminde bir konu daha var ki; sadece bize güven aşılamakla kalmadı aynı zamanda toplum olarak yüksek bir birlik duygusu ve bilinci ile hareket edebileceğimizi gösterdi. Sosyal Medya! Bazılarımız hala; sosyal medyanın gereksiz, bilgisayar başında vakit öldüren, insanı atalete sevk eden bir unsur olduğunu düşüne dursun, Van depreminde özellikle Twitter üzerinden yapılan duyurular ve ihbarlar sayesinde hem birçok can kurtarıldı, hem de müthiş bir yardım organizasyonu yapıldı. Depremin ilk saatlerinden itibaren, göçük altında kalmış bazı gençler twitter üzerinden lokasyonlarını duyurup yardım istediler. Diğer yandan; çadır ve seyyar tuvalet başta olmak üzere birçok acil ihtiyaç malzemesi twitter kullanıcıları tarafından ilgili şirketlerin sayfalarına ya da twitter hesaplarına yönlendirilerek karşılandı. Bununla da kalmayıp, binlerce genç kendi ilçelerindeki yardımların toplanması (hatta evlerden gidip alınması) ve bunların sınıflandırılarak kolilenmesi için yerel belediyelere başvurarak gönüllü oldu. İstanbul’dan İzmir’e, Ankara’dan Antalya’ya, Samsun’dan Gaziantep’e kadar birçok kent bireysel iyi niyetin sivil inisiyatife dönüşerek; yardım olup Van’a yağdığını gördü. Benim özellikle gördüğüm bir başka şey de; sosyal medyanın kurumlar üzerindeki etkisi. Bazı kurumlar bu baskıyı yanlış değerlendirerek, yanlış pazarlama stratejileri ile yapacakları yardımları yüzlerine gözlerine bulaştırsalar da (OnurAir örneğinde olduğu gibi) bazıları da vardı ki; hakikaten gönüllerde taht kurdular. Sosyal medyada sınıfı geçen bu kurumların doğru yaptıkları şey samimi olmaktı. Samimi olarak yardımcı olmayı ve bireysel iyi niyetlerle oluşan bu sivil inisiyatifin bir parçası olmayı ön planda tuttular. Kötü gün dostu olduklarını gösterdiler. Afetlerde kazanan yoktur. Kurtarılan çoğu canın bile sevdiklerini, evlerini kaybettiklerini düşünecek olursak bütünüyle kazandıklarını söyleyemeyiz. Ama bu afette biz sosyal medya aracılığı ile çok önemli bir şey kazandık. Toplum olarak birlik ve beraberlik duygularımızı… Bir de ırkımızın ne olduğunu bize sürekli empoze edenlere karşı onların hiç istemediği bir şeyi gösterdik. Ne olursak olalım birbirimizi sevdiğimizi ve bütün olduğumuzu.(Birçok ayrımcı söyleme karşın) Bence bu afetten çıkarılacak en önemli sonuçlardan biri budur. Ülkemiz, sosyal medyayı örgütlenme amaçlı yeni yeni kullanmaya başladı. Ancak yurt dışında örgütlenmenin özellikle siyasal boyutlarına rastlamak mümkün. Bunun en önemli ve güçlü örneğini Amerika Başkanlık seçimlerinde Barrack Obama’nın sosyal ağları ve sosyal medyayı bir arada kullanarak yaptığı kampanya gözler önüne seriyor. Bunun yanında dünyada başta twitter olmak üzere Facebook ve Friendfeed gibi sosyal ağları kullanarak şirketlerine maddi kazanç elde etmeyi başaran onlarca örnek de bu alanda nasıl bir güç ile karşı karşıya olduğumuzun en önemli kanıtları arasında. Tüm bunları düşününce; sosyal medyayı gereksiz ve vakit kaybı olarak gören kurumların varoluş nedenlerini bir kez daha gözden geçirmeleri gerekiyor. Türkiye’de 18,1 milyon internet kullanıcısının %79,9’u sosyal medya kullanıcısı iken; bundan kaçınmak iletişim çağında yapılabilecek en büyük hata ve hatta intihar. O nedenle bazı kurumların bu konuya bundan sonra daha fazla önem vereceklerini ümit ediyorum.

Beril Erem
beril.erem@gmail.com

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here