Filler ve Çimen

0
70

 

Son birkaç gündür tüm medyada ama özellikle televizyonda “Tam Gün Yasası”nın getirdiklerini Sağlık Bakanından, götürdüklerini de ülkemizin güzide üniversitelerinde görev yapan hekimlerden dinliyoruz. Ama benim şimdi yazacaklarım sokaktaki insanın konudan ne anladığı ya da daha doğrusu ne anlayamadığıdır.

“Tam Gün Yasası”… Tırnak içinde yazılması bile ona, konuşulması belli yetkinliklere açık, hatta biraz gizli, belki de biraz -ne olduğunu bilirsin sen- hali veriyor. İlk duyduğumda ilgimi çekmiş ve Arama Tanrısı Google’da konuyla ilgili ne kadar makale-açıklama varsa okumuştum. (Kabul ediyorum, yasayı okumak oldukça uzun, dolayısı ile sıkıcı gelmişti.) Her neyse, benim anladığım şu: Üniversite hastanelerinde görevli hekimler bundan sonra tam gün sadece üniversite hastanesinde hasta bakacaklar. Muayenehanesi olanlar ya da günün bir kısmında özel hastanede hasta bakanlar, bu durumda üniversite ya da diğer seçenekler arasında bir seçim yapacaklar. Aslında hasta açısından bakıldığında oldukça adil gözüküyor, öyle değil mi? Bugüne kadar üniversite hastanesinin kadrosunda olan önemli bir hocadan öğleden sonra hastanede olmadığı için muayenehanesinden randevu almak; her Türk evladı için alışıla geldik bir durumdu. Ve muayenehanede küçük servetler ödemek de alışıla geldik bir durumdu. Hiç kimse aslında hakkı olan temel sağlık bakım hizmetini üniversite hastanesinde değil de; neden ekstra ücret ödeyerek bir başka yerde aldığını sorgulamıyordu. Çünkü bu ülke halkı buna alışmış. Atasözümüz bile var: Üzümünü ye, bağını sorma! Üniversite kadrosunda görevli personelin tam gün boyunca bağlı olduğu kurumda çalışmasında nasıl bir sakınca, yanlışlık var? İşte bunu anlamıyorum. Mesela, üniversite hastanesinde çalışan bir hemşire, öğleden sonraları da bir ilaç firmasında reprezant olarak çalışabilir mi? Ya da bir hasta bakım personelinin, öğleden sonra daha çok parası var diye özel sektörde çalışmasına göz yumulabilir mi? Yanlışlık bunun neresinde? Daha demokratik bir yaşamdan bahsederken, “böyle gelmiş böyle de gider” lerin bazı istisnai durumlarının olması sizce normal midir? Peki, günlerdir haber programlarında izlediğimiz restleşme niye? Daha da önemlisi kime? Bazılarını izlerken duyduklarıma inanamıyorum. Ülkemizin en güzide üniversitelerinden birinin doçenti çıkmış, kimi hastalıklar bir profesörün ilgisini, uzmanlığını gerektirir, uzman hekimle olacak işler değil bunlar diyor. Kulaklarıma inanamıyorum. Üniversite hastaneleri bunun için yok mu zaten? Üniversite hastanelerindeki onlarca doçent ve profesör, uzman hekimlikten geçmeden mi bu payeleri aldılar? Uzman hekim, adı üstünde o klinik disiplinin uzmanı anlamına gelmiyor mu? Diğer bir taraftan; ameliyat sırası bekleyen kanser hastalarını, çaresiz insanları ekrana getirip, olayı tamamen kamu vicdanı meselesi haline getiriyorlar. Ameliyat sırası beklediklerini ve sırf bu yasa yüzünden ameliyat onayını vermesi gereken profesörün tam gün yasası yüzünden hastaneye gelmediğini, onayı vermediğini söylüyorlar. Çünkü hastane personeline “Neden?” diye sorduklarında, “Tam Gün Yasası” yüzünden cevabı almışlar. Ne alaka diye sormamışlar. Gerçekten ne alaka? Ölüme ramak kalalarla mücadele eden birinin ameliyat onayını bir üniversite hastanesinde verecek tek bir hekim, tek bir yetkili merci kalmadıysa kapatın o üniversiteyi zaten siz. Özeli ya da muayenehanesini seçen hekime hiçbir sözü yok bu milletin. En azından bir seçim yapmıştır çünkü. Ama “ne yardan ne de serden geçerim” sözünü kendine misyon edinmiş hekimlere “Primum Non Nocere” sözünü hatırlatırım. Tek sözüm hekimlere değil elbet. Günlerdir televizyona çıkanlar sadece onlar değiller. Bir de hemşireler var, hocalarını koruyan. Ellerinde bakkal defteri gibi bir defterle çıkıp, üzeri fosforlu kalemle çizilmiş ameliyat sırası bekleyen isimleri gösteren… Bakanlık tam gün yasası ile uğraşacağına, üniversiteye eldiven, galoş…vs. alsın diyenler. Ben mi yanlış hatırlıyorum yoksa benim üniversite hastanesi tecrübelerimde bunların parasını bana faturalamanız hayal miydi? Haddimden sırıkla atlayarak alanınıza daldıysam kusuruma bakmayın. Ama o bembeyaz mobilyalarla döşeli muayenehanelerinizde baktığınız hastaların gözlerinde de emin olunuz bu yazdıklarımı görebilirsiniz. Ha, bir şey demezler, sormazlar o ayrı… Ne de olsa üzümü yiyip, bağı sormamak adetten.

 

HAMİŞ: Bu arada cidden soruyorum, sizce bunları konuşacağımıza ameliyat sırası bekleyen hastaların neden bakkal defteri gibi bir defterde kayıtlarının tutulduğunu konuşmamız daha doğru olmaz mı?

Beril Erem
beril.erem@gmail.com

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here