Tam Endoskopik Lomber Disk Cerrahisi ile bel fıtığı ameliyatı

0
433
tuncal-canbolat_k

tuncal-canbolat_kBeyin cerrahları için yepyeni bir ufuk olan “Kapalı/Kamera ile bel fıtığı ameliyatı”, hastanın ameliyat olduğu gün ayağa kalkmasını sağlıyor.

Bel fıtığı ameliyatı oluyorsunuz, vücudunuzda yalnızca bir kalem kalınlığında bir delik açılıyor, aynı gün ayağa kalkıyorsunuz ve bel fıtığınızın tekrarlama riski yalnızca yüzde 4. Bel fıtığı nedeniyle ameliyat olmak zorunda kalanlar için neredeyse hayal gibi. Ancak İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi’nde uygulanan “Tam Endoskopik Lomber Disk Cerrahisi” yani “Kapalı/kamera ile bel fıtığı ameliyatı” ile bu mümkün. Hastanede bugüne kadar yaklaşık 130 kişi bu yöntemle ameliyat olarak sağlığına kavuştu.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Tuncay Canbolat, modern hayat şartlarının artık gençlere dahi kolayca hediye ettiği bel fıtığı ve uyguladıkları “Tam Endoskopik Lomber Disk Cerrahisi”ne ilişkin sorularımızı cevapladı.

Günümüzde bel fıtığı görülme oranı nedir?

Tam bir istatistiki veri vermek mümkün değil, ancak hayatları boyunca bir dönemde beli ağrıyan insanların oranı yüzde 85. Her beli ağrıyan bel fıtığı olacak diye bir şey yok ancak büyük çoğunlukla kıkırdak hastalığı söz konusu olduğu için bel fıtığı ortaya çıkar.

Gözlemlerinize göre geçmişe oranla bel fıtığında bir artış söz konusu mu?

Bir artıştan söz edebiliriz. İnsan doğası gereği, bundan 200-300 yıl önce bedeniyle çalışan bir varlık. Kasları kuvvetli, en fazla bindiği at arabası. Şimdi medeniyetin getirdiği rahatlıkla kaslarımızı hemen hemen hiç kullanmıyoruz. Halbuki saatte 150-200 kilometre hızla giden araba kullanıyoruz. Kas yapımız zayıflarken omurgamızın ve iskeletimizin en çok da omurgamızın maruz kalmış olduğu darbe misli ile artıyor. Dolayısıyla, özellikle boyun ve bel bölgesi çok hareketli olduğu için, saatte 100-150 kilometre hızla giden bir aracın ani bir freni veya ani kalkışı veya düşme kas yapısı zayıf olan insanlarda, doğrudan omurgayı, omurgayı oluşturan diskleri ve onun da en zayıf bölgesi olan sinirlerin çıktığı spinal kanalı etkiler. Bu bölgenin zarar görmesinden dolayı da bel ve bacak ağrıları, boyunda ise boyun fıtığı olarak ortaya çıkar.

Genç nüfusta da bir artış söz konusu mu?

Genç nüfusta da oldukça yaygınlaşıyor. Günümüz hayat şartları, spor yapmamak ve çılgın spor yapmak bu artışın en önemli nedeni. Örneğin motocross, rafting, bambi jumping, sürat tekneleri ve deniz bisikleti ile hızla gitmek, snowboard… Genç popülâsyonda bunlar oldukça yaygın. Bunlar farkında olmadan ciddi darbe veren sporlar. Hiç bir şey olmuyormuş gibi görünür ama 3-5 derken her seferinde alınan darbeler kıkırdağı bozar. Günün birinde de bel fıtığı ortaya çıkar.

Aşırı yüzme böyle bir soruna yol açar mı?

Yüzme bütün vücudun kaslarını en iyi şekilde çalıştıran spordur. Özellikle beli zayıf olan hastalara ağrısız dönemde yüzmesini öneririz. Bu bir bel fıtığı nedeni değildir aksine, koruyucu bir spordur.

Bel veya boyun fıtığı olan her hastayı ameliyat ediyor musunuz?

Hasta ağrı ile geldi. Sadece sorun ağrıysa önce istirahata sevk ederiz, artı ilaç veririz. Bundan yararlanmadığı takdirde, ağrısını engelleyici lokal enjeksiyonlar yaparız. Bunlarla da geçmezse, ağrı sık sık tekrarlar ve hastayı sosyal ve iş yaşamından geri bırakırsa bu ameliyat için birinci neden olur. Hareket bozukluğuna veya duyu kaybı kaybına yol açıyorsa; bel fıtığı söz konusuysa, bir ayağının düşmesi veya iki ayağının birden güçsüzleşmesi, boyun fıtığı ise omuriliğin bası altında kalıp, kol ve bacaklarda güçsüzlüğün olması gibi acil durumlarda hiç bir şekilde beklemeksizin ameliyata alıyoruz. Onun dışında sadece ağrılı hasta olursa ameliyata almıyoruz. Eğer hasta istirahattan ve tıbbi tedaviden yararlanır, 15 gün sonra kötüleşir, 16. günde tekrar yatağa düşerse cerrahi tedavi seçenekleri gündeme gelir.

Neden ilk seçeneğiniz ameliyat olmuyor

Bütün cerrahi seçeneklerden önce hastaları doğal yoldan düzeltmeye çalışırız. Çünkü biliriz ki kıkırdaklar yaşa bağlı olarak değişmekle beraber en az yüzde 50-70’i sudan ibarettir. Kıkırdak dışarı çıkıp sinire basmaya başladığı zaman bu böyledir. Hastayı istirahata sevk edip ilaç da verirseniz, hem ağrısını azaltırsınız hem de kıkırdağa yük binmediği zaman bu su içeriği olan kıkırdak yavaş yavaş büzüşür. Milimetrenin onda biri kadar bile büzüşse hastanın şikâyeti geçer. Hastanın şikâyeti sadece ağrı olduğu zaman için konuşuyoruz. Hastanın şikâyeti geçerse niye ameliyat edeceksiniz. İkincisi yapılan istatistikî çalışmalarda ameliyat olan hasta ile ameliyat olmayan hastalarda, 10 sene geçse de radyolojik sonuçlar aynı. Bunları bile bile bir hastayı boşu boşuna ameliyat etmenin hiç bir anlamı yok. Biz kliniğimizde yetişen bütün uzmanlarımıza bunu söylemişizdir. Bir zararı olduğundan değil, hastaya ve vücuda saygılı olduğumuzdan dolayı ama mecbur olduğumuz zaman da en iyi tedavi seçeneği ameliyattır. İster açık olsun ister kapalı olsun. 

“Tam Endoskopik Lomber Disk Cerrahisi” oldukça yeni bir teknik. Ne zamandır uygulanıyor?

1998 yılında dünyada, 2009 yılında ise Türkiye’de kliniğimizde uygulanmaya başlandı.

Bu yöntemle kaç hasta ameliyat edildi?

Bu yöntemle bugüne kadar yaklaşık 130 hasta ameliyat edildi ve bu hastalar arasından yalnızca 5’inde fıtık tekrarladı. Yani yüzde 4 tekrarlama oranı. Literatürde bu yöntemle ameliyattan sonra tekrarlama oranı yüzde 6’dır. Yani dünya standartlarının daha üstünde bir başarı bu. Her hasta bu yöntemle ameliyat edilebilir. Endoskopik cerrahiye özel bir merakımız olduğu için biz bu işe başladık. Ve arkadaşlarımız da zaman içerisinde bu yöntemi uygulamaya başladı. Ancak biz daha henüz öğrenme sürecinde kabul ediyoruz kendimizi, buna rağmen bizde ameliyat olup geri dönen hasta sayısı oldukça düşük. Bundan sonra daha da düşük olacaktır.

En son teknoloji olan bu yöntemle diğerleri arasında bir karşılaştırma yaparsak, diğer yöntemlere göre avantaj ve dezavantajları nelerdir?

Tarihsel sürece baktığınız zaman geçmişte sadece açık ameliyat vardı. Ameliyat yaptığınız alan 1 santimetrekarelik bir alandı. Cerrahtan başka asistan bile yapılan ameliyatı görmezdi. Ameliyat sahasını görebilmek için 10-12 santimetrelik bir alan açılırdı. 70’li yılların sonunda 80’li yılların başında mikroskop işin içerisine girdi. Mikroskopta büyütme imkânı olduğu için ufacık yerden açıp aynı yeri görme şansınız olurdu. Klasik açıkta, kemik almak mecburiyetiniz de varken, mikroskopik cerrahide kemik almadan bu işi yapma imkânınız olurdu. 10-12 santimetrelik yer açmıyorsunuz, o taraftaki adaleleri ayırmıyorsunuz, çok büyük bir doku travması olmuyor. Ben Türkiye’de 81’de bu işi ilk yapan kişiyim, benle dalga geçti meslektaşlarım, “ne o Ali Bey gözünüz mü bozuldu” diye… 3-4 yıl sonra bu yöntemi kullanmaya başladı. 2009 yılından bu yana da tam endoskopik yöntemi kullanmaya başladık. Aradaki fark, mikroskopla en az iki santimetrelik yer açıyorsunuz, ona bağlı olarak adaleleri ayırıyorsunuz. Bu ameliyatta 1 santimetrelik bir alan açıyorsunuz ve bir kalem kalınlığında bir boru ile vücut içine girdikten sonra ve onun altında daha detaylı 3-4 milimetre çapında iki delik açıyorsunuz. Ve sonuçta çektiğiniz zaman aynı yere girmek istediğinizde aynı deliği bile bulamıyorsunuz, doku zararı en az. Erken vadede hastanın konforu çok önemli, hasta aynı gün ayağa kalkıyor hiçbir ağrısı sızısı yok. Uzun vadede de oluşacak nedbe dokusu gibi sonuçlar yaşanmıyor. Dokuya çok daha fazla saygılı bir yöntem. Sebastian Rüetten ve arkadaşlarının bu yöntemi geliştirdikleri aletleri kullanıyoruz ve 6,9 milimlik bir boru içerisinden çalışıyorsunuz. Rüetten ve arkadaşları binin üzerinde hastada bu ameliyatı yaptıktan sonra çalışmalarını yayınladılar.

Yöntem yalnızca bel fıtığı hastalarına mı uygulanıyor?

Biz, omurga darlığı olan hastalarda da bu yöntemi uyguluyoruz.

Omurga darlığı doğuştan mı sonradan gelişen bir hastalık mı?

Omurga darlığı doğuştan ve sonradan olabiliyor. Esas sonradan olan önemli. Yaşlandıkça insan omurgası, kireçleniyor, kireçlenmelerin sonucu sinirlerin geçtiği kanal daralır ve sinirler dar bir yerden geçtiği için de beslenemez ve ona bağlı olarak yaşam kalitesi azalır. Yürüyemez hale gelir hasta. Ameliyatsız da hiçbir çözümü yok maalesef. Evvelden vida koyar kemikleri açardık, bunları hepsi ciddi kan kaybı ve vücut deformitelerine yol açar. Bugüne kadar 7 hastayı tam endoskopik yöntemle ameliyat ettik. Omurga kanalını genişletiyoruz. Çok meşakkatli bir şey tek tek iğne ile kuyu kazar gibi kalem kalınlığındaki boru içinden girip, kemiği içten yontuyoruz. Bu yöntemle ameliyatı yapanlar iki mesafe yapıldığını belirtiyorlar. Biz dört mesafeye kadar yaptık. Bu ameliyat için aletler daha da geliştiriliyor. Omurga darlığı olan hastalar için çok önemli. Biz mecbur kaldık hep yaşlı hastaları yaptık. Bir tanesi benim dostumdu önce onu yaptık.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here