Seçimsel, Mevzusal, Partisel

0
52

Bir parti minibüsünün sizin evinizin önünde durmasından daha kötü olan şey nedir biliyor musunuz? 

Seçim öncesi her yer bir karnaval alanı gibi. Flamalar, bayraklar, el broşürleri, bir de ses sistemi sanki dünyanın en iyi ses sistemiymiş gibi sonuna kadar açılan parti şarkıları, kafa ütüleyen bir uğultu. “Of hadi eve atayım kendimi” dediniz yine kurtuluşunuz yok. Posta kutunuzdan fışkıran parti broşürleri, kapınızın arasına sıkıştırılmış el ilanları…

Televizyonu açtığınızda ortamdaki karnaval havasına aykırı hepsi birbirinden kaknem siyaset kişilikleri, facebook ya da twitter açtığınızda gündemden başlıklar, yorumlar… Yani anlayacağınız kurtuluşunuz yok! Seçim öncesinde sizin tüm bunlardan kendinizi arındırmak gibi bir seçim şansınız yok. Bu sene ben en çok parti minibüslerinden muzdaripim. Daha önce oturduğumuz daire 11. katta olduğu için belki de; bir önceki seçimlerde hiç rahatsız olmamıştım. Bir de Ataşehir gibi biraz daha içine kapalı bir bölgedeydik. Oysa şimdi her yarım saatte bir hiç sektirmeden kapımızın önünden geçen parti minibüsleri var.

Bir parti minibüsünün sizin evinizin önünde durmasından daha kötü olan şey nedir biliyor musunuz?
İki parti minibüsünün evinizin önünde durmaları ve biri sesi açtığında diğerinin de altta kalmayıp sesi daha fazla açması ve bu şekilde sürüp giden bir kakofoni.
Aslında sinir bozucu… İnsanın hangi partinin minibüsü yoksa ona oy veresi geliyor. Bir de sokakta yakalayanlar var sizi. Arabanızın içindeyken ya da eşinizle minnoş minnoş yürürken “Hoop” önünüzü kesen, elindeki kâğıt tomarlarını oranıza buranıza sıkıştırmaya çalışanlar var. Alsanız bir dert, almasanız başka bir dert… Bir kere elinizde bir sürü kâğıtla yürümek istemezsiniz, takip ediliyorum, izliyorlar korkusu ile iki adım sonra çöpe de atamazsınız elinizdekileri. İlgilenmiyorum deseniz; bu sefer duyarsız olursunuz. “Teşekkür ederim, ben bunları biliyorum daha önce de aldım” deseniz, bu sefer sorgu-sual başlar. Kaç milletvekili adayımız var? 1.Bölgeden kaç aday var? Manifestomuzu okudunuz mu, ne düşünüyorsunuz?

Bir de bunları soran insan profili çok önemli. Mesela siz, İstiklal’de veya Bahariye’de yanınıza gelip anket yapmaya çalışan öğrenci şahsiyetlere burun kıvırıp “Iııghh sonra, acelem var!” deyip poponuzu devire devire yanlarından yürüyüp geçiyorsunuz öyle değil mi? Merak etmeyin sonra görüşeceksiniz diye heyecanla beklemiyorlar onlar da, önlerine bakıp işlerine devam ediyorlar, siz olmazsanız bir başkası, o da olmazsa bir başkası… Alışmışlar çünkü onlar bu anket işine. Oysa bu parti propagandası yapan, el ilanı, broşür dağıtan insan profili bambaşka. Ben Kadıköy bölgesinde ikamet ettiğim için oradan örnek vereceğim. Çoğu sanırım emekli ve ev kadını bir kere… Ama bir zamanların “Papatya”ları gibiler. Nasıl bir azim, bir hırs, bir ataklık anlatamam. Arabanızın önüne atlayıp, camı açtırana kadar uğraşıyorlar. Hani trafikte camınızı silmeye çalışan cam silici çocuklar vardır ya, aynen öyle işte. Camınızı açtıktan sonra da zaten kurtuluşunuz yok. Dağıtılan sayfalarca el ilanını ve promosyonu almak mecburiyetindesiniz. Sırf bununla kalsa iyi… Bir de gülümsemek ve “Ehehuhueee evet ben sizi destekliyorum” demek zorunda da hissediyorsunuz. Çünkü onun için iş, sadece elindekileri vermekle bitmiyor. Karşısındakinde o sayfalarca kâğıdı hak edip etmediğine dair bir ışık da görmek istiyor.

Seçimlerden önce seçimsizlikle cezalandırıldığımız günler bunlar. Ne kulağımıza, ne gözümüze, ne ruhumuza, ne de zihnimize hitap etmeyen kocaman bir siyasi kirlilik içinde 12 Haziran’ı bekliyoruz.
Peki, ne için?
Daha adil, daha temiz, daha akil bir siyasi düzen için…
Bakın yine aklıma Orhan Babanın o satır aralarında mis gibi felsefe kokan sözleri geldi:
Daha güzel, daha iyi, daha mutlu bir dünya için:
BATSIN BU DÜNYA!
*Zaten yeteri kadar batırdık etrafı, bundan sonrası sadece satır arasında kalsın isterseniz☺

 

Beril Erem
beril.erem@gmail.com

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here