Majör depresyon tedavisinde yeni bir umut, yeni bir seçenek

0
197
astrazeneca

astrazenecaAkademisyenlerin, ortak görüşü, “Seroquel-XR’ın, majör depresyon tedavisinde yeni bir seçenek, hastalar için ise yeni bir umut olduğu” yönünde oldu.

AstraZeneca’nın geliştirdiği, şizofreni ve bipolar bozukluk alanlarında endikasyonu bulunan antipsikotik Seroquel-XR’ın majör depresif nöbetlerin tedavisinde de endikasyon onayı alması, akademisyenler tarafından “majör depresyon tedavisinde yeni bir seçenek, hastalar için ise yeni bir umut” olarak yorumlandı. Seroquel-XR, majör depresif nöbet tedavisinde diğer antidepresanlara cevap alınamadığı durumlarda kullanılacak. Seroquel-XR’ın majör depresyon endikasyonu kapsamında gerçekleştirilen Basın Toplantısı’nda Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Erdal Işık, “Majör depresyonun önemi ve hastalığın yükü”, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Ömer Aydemir, “Majör depresyonda semptomlar ve tanı”, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Nesrin Dilbaz, “Majör depresyonda karşılanmamış ihtiyaç ve eşlik eden komorbid durumlar” ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Fisun Akdeniz de, “Majör depresyonda yeni tedavi seçenekleri ve Seroquel-XR” başlıklı sunumları gerçekleştirdi. Akademisyenlerin, ortak görüşü ise “Seroquel-XR’ın, majör depresyon tedavisinde yeni bir seçenek, hastalar için ise yeni bir umut olduğu” yönünde oldu. Depresyonun her 4 kadından ve her 10 erkekten 1’inde görülen bir hastalık olduğunu ve bir kez depresyon geçiren hastaların % 50 – 85’inde depresyonun tekrarladığını belirten Prof. Dr. Erdal Işık, “Genetik faktörlerin de rol oynadığı bu hastalıkta, ebeveynde varsa bireyde de depresyon görülme oranı 3-5 kat daha fazla” diye konuştu. Depresyonun bir beyin hastalığı olduğunun altını çizen Prof. Dr. Erdal Işık, “Depresyon bir beyin hastalığı olduğuna göre sadece psikoterapi ile bu hastalığın geçmesi beklenemez. Gerçek bir depresyon varsa mutlaka ilaç tedavisi gerekiyor. Şu anda elimizde var olan ilaçlarla % 70 civarında sonuç alabiliyoruz. İlaçların yanında diğer tedavi yöntemlerini de birlikte kullanarak daha yüksek oranlarda başarıya ulaşabiliyoruz” dedi. Depresyonun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Işık, işlevselliği bozan depresyonun dünyada yeti yitimine neden olan hastalıklar arasında dördüncü sırada geldiğini, bunun 2020 yılında ikinci sıraya yükseleceğini belirtti. Prof. Işık, “Doğru tedaviye ne kadar erken başlanırsa hastalık o kadar erken düzeliyor. İlaç tedavisini kesintisiz sürdürürlerse hastalar normal hayatlarını sürdürebiliyorlar” şeklinde konuştu. Prof. Işık, depresyonun ayrıca, ‘hastalık yükü’ açısından Türkiye’de birinci sırada olduğuna da dikkati çekerek, yetersiz yanıt durumunda bir sonraki düzeye geçilen ve depresyon tedavisinde dört düzeydeki alternatiflerin incelendiği STAR*D çalışmasında, hastanın remisyona girme oranının ilk düzeyde sadece % 37 ile sınırlı kaldığını belirtti. Uzun süreli ve kararlı bir tedavi süreci gereken depresyonda, hastaların ilaçlarını düzenli almamalarının, yarıda bırakmalarının, relaps riskini artırdığını açıklayan Prof. Işık, depresyon tedavisinin zorluğunun STAR*D çalışmasıyla da bir kez daha ortaya çıktığını söyledi.

Depresyon, hastalık yükünde Türkiye’de birinci sırada
Majör depresyonda semptomlar ve tanı konusunu irdeleyen Celal Bayar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ömer Aydemir şunları söyledi: “”Bir hasta majör depresyondadır diyebilmek için hastanın en az 15 gün boyunca depresyon belirtilerini göstermesi gerekiyor. Mutlaka bulunan iki özellik var; biri ‘ilgi, istek olmaması, zevk alamama’ diğeri ise ‘depresif ruh hali’. Ama bunun yanı sıra ‘uyku bozuklukları’, ‘iştah bozuklukları’, ‘yorgunluk-bitkinlik-halsizlik’, ‘hareketlerde ve düşüncede durgunlaşma – seste tekdüzeleşme’, ‘suçluluk-kararsızlık-karamsarlık-özgüvensizlik-dikkatini toplayamamak’ gibi belirtilere de depresyonda rastlanıyor. Profesör Aydemir, depresyonun yol açtığı sonuçlardan birisinin ise intihar olduğunu, intiharların % 50 civarında ‘girişim’ ve % 10 civarında ise ‘sonuçlanmış intihar’ olarak görüldüğünü belirtti. Profesör Aydemir’e göre Türkiye’de depresyon belirtileri olarak değerlendirilen bir diğer sorun ise ağrı. Direkt ilişkisi olmasa da baş ağrıları, sırt ağrıları, eklem ağrıları depresyonda çok sık görülüyor. Toplumumuzda ayrıca ‘sinirlilik’, ‘tepkisellik’, ‘dürtüsellik’ de çok sık görülen sorunlar. Depresyonun ‘kabızlık’, ‘çarpıntı’ ‘uyuşma’ vs. gibi bedensel rahatsızlıklara da yol açtığını belirten Aydemir, ‘unutkanlığın’ da sık görülen belirtiler arasında olduğunu söyledi. Prof. Dr. Aydemir, “Depresyon yaşamın her alanını etkileyen bir tablo sergiliyor. Bu nedenle günlük moral bozukluklarıyla ayırt etmek gerekiyor” açıklamasında bulundu.

Majör depresyonda tedaviye yanıt

Depresyon tedavisinde halen geçerli olan tedavi algoritması ve depresyon tedavisinde yetersiz yanıt durumunda güçlendirme tedavileri hakkında bilgi veren Doç. Dr. Nesrin Dilbaz, şunları söyledi: “Majör depresif bozukluk (MDB) nedeniyle antidepresan alan hastaların önemli oranında tedaviye yeterli cevap alınamamaktadır. Antidepresan monoterapisi ile tedaviye başlanan hastaların en azından % 50’si tedaviye yanıt vermemekte, bu hastaların da ancak %30’u ikincil tedavi denemelerinden yarar görmektedir. Selektif serotonin gerialım inhibitörleri (SSRI) ve selektif serotonin noradrenalin gerialım inhibitörleri (SNRI) ile yapılan akut faz tedavilerinde ancak % 25-45 oranında remisyon (belirtilerin tümüyle ya da tama yakın kaybolması) görülmektedir”. Doç. Dr. Dilbaz, depresyon tedavisinde ilaç etkinliği ile ilgili yapılan randomize kontrollü çalışmalarda hastaların ancak % 30 – % 40’ının tam remisyona ulaştığını, % 60 – % 70’inin depresif belirtilerinin halen devam ettiği, hatta % 10 -15 hastada hiç cevap (en az % 50’lik düzelme) alınmadığını belirtti. Tedavide asıl amacın remisyon olduğunu belirten Doç. Dr. Nesrin Dilbaz, sonrasında yeni bir atağı önleyerek işlevsellikteki bozulmayı düzeltmeyi amaçladıklarının altını çizdi. Dilbaz, remisyona ulaşamamanın, daha yüksek relaps riski, işlevsellikte bozulma ve uzun dönem prognozda kötüleşme ile ilişkili olduğuna değindi. Doç. Dr. Dilbaz şöyle devam etti; “Güncel pratiğimize öncülük eden, yanıt değil remisyonu kriter olarak alan en geniş depresyon tedavisi çalışması STAR*D sonuçlarına göre her tedavi basamağında remisyon oranları azalmaktadır. Daha da ötesi, akut faz tedavi basamağında yanıt veren fakat remisyona ulaşamayan hastaların, relaps oranlarının hızla arttığı görülmektedir.” Doç. Dr. Dilbaz, çalışmada 2000’den fazla hastaya SSRİ grubu bir ilaç olan citolopram verildiğini ve bu hastaların içinden yanıt alınamayanların ya da kısmi yanıt alınanların ikinci düzeyde tedaviye alındığını açıkladı. Yine cevap alınamayanların veya kısmi yanıt alınanların üçüncü ve dördüncü düzeyde tedaviye kadar ilerlediğini açıklayan Dilbaz, “İlk düzeyde sadece citolopram alan hastalarda % 37 remisyon var. Bu da bize depresyonun çok da kolay tedavi edilebilir bir hastalık olmadığını gösteriyor. İkinci düzeyde kısmen yanıt aldıysak o zaman ilaca bir güçlendirici ekliyoruz. Bu bir antidepresan olabiliyor veya antidepresan olmamasına rağmen antidepresan gibi etki eden bir ilaç olabiliyor” dedi. Doç. Dr. Dilbaz, antidepresan olmamasına rağmen tek başına antidepresan özelliği olan bir ilaç olan ketiapin XR’ın antipsikotik sınıfına girmesine rağmen bir antidepresan ile birlikte kullanıldığında geçerli bir kombinasyon tedavisi olduğunu belirtti. Karşılanmamış ihtiyaçlar açısından bakıldığında birinci düzeyde % 37 remisyon oranının, ikinci düzeyde % 30’larda, son düzeyde % 13 civarında olduğunu açıklayan Doç. Dr. Dilbaz “Kümülatif olarak dört düzeyde hastaların % 67’si remisyona giriyor anca her türlü seçeneğe rağmen yaklaşık %33’ü hala remisyona girmiyor. Bu da bize gösteriyor ki STAR*D çalışmasına kadar elimizde var olan antidepresan ilaçlar, hala hastaların üçte birini remisyona sokmaya yeterli değil” dedi. Doç. Dr. Nesrin Dilbaz, majör depresyonda karşılanmamış ihtiyaç ve buna eşlik eden komorbid durumlar hakkında şu bilgileri verdi: “Antidepresanların hastayı remisyona sokmaya yeterli olmadığı durumlara baktığımızda karşımıza eş tanımlı hastalıklar ya da komorbid durumlar geliyor. Depresyon başka bir psikiyatrik hastalık ile komorbid durumda ise o zaman tedavide başarı şansımız daha da düşmüş oluyor. Depresyonda dört komorbid hastalık görüyoruz: % 60 oranında anksiyete bozuklukları, %30 oranında alkol kullanım bozuklukları, % 30 oranında kişilik bozuklukları, % 8.5 oranında.

Majör depresyonda ideal bir tedavi
Depresyonun önemli ve uzun soluklu bir hastalık olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Nesrin Dilbaz, atak geçiren hastanın en az bir yıl tedavi olması gerektiğini belirterek, “Her bir atak bir sonraki atak için habercidir. Yapılan çalışmalar dört ataktan sonra atakların çok kolaylaştığını, dokuzuncu ataktan sonra ise neredeyse spontan hale geldiğini gösteriyor. O zaman baştan itibaren doğru tedavi aslında bizim bir sonraki atakları da önlememizi sağlıyor. Bu nedenle ilk tedaviyi doğru yapmalıyız. Çünkü ilk tedavide başarı sağlayamazsak diğerlerinde başarılı olma şansımız düşüyor, relaps oranı ve hastanın tedaviye direnci de artıyor. Özellikle komorbid durumda, anksiyeteli depresyonda ve hele ki anksiyetesi yüksek olan grupta ketiapin XR’ın mutlaka 300 mg olarak kullanılması gerekiyor. Ketiapin XR’ın günde tek doz kullanılması önemli bir avantaj. Yapılan çalışmalar depresyonlu bir hastanın ilacını düzenli olarak 3 ay bile kullanamadığını gösteriyor.” Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fisun Akdeniz ise, “Majör depresyon tedavisindeki yeni tedavi seçenekleri ve Seroquel-XR” konulu sunumunda şu bilgileri paylaştı: “Majör depresyonun tedavisindeki birinci seçenek antidepresanlardır. Tedaviye ilk başladığımızda uyguladığımız antidepresana cevap oranları % 60- 70’lerde, remisyon ise % 37’lerde kalıyor. Yeni tedavi seçeneklerine ihtiyaç duyduğumuz safhada Ketiapin XR’ın, monoterapi olarak da antidepresan etkisi gösterdiği çalışmalarla kanıtlanmıştır.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here