Sağlık sektörünün tüm paydaşları problemleri bir arada tartıştılar

ohsad_toplantiOHSAD, İstanbul Üniversitesi, SGK ve Sağlık Bakanlığı işbirliği ile düzenlenen “Sağlıkta Ortak Çözüm Toplantıları”nın ikincisi Antalya da gerçekleştirildi.

Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) tarafından düzenlenen “Sağlıkta Ortak Çözüm Toplantıları”nın ikincisi 20-24 Nisan 2011 tarihleri arasında Antalya /Side Starlight Convention Center’de gerçekleştirildi. Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, SGK, İl Sağlık Müdürlükleri, Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları, Kamu Hastaneleri, Üniversite Hastaneleri ve Sigorta Şirketleri sağlık sektöründe yaşanan gelişmeleri değerlendirmek için bir araya geldiler. 9 panelin yapıldığı Kurultay’da, OHSAD – İstanbul Üniversitesi işbirliği ile “Sağlık Yönetimi Sertifika Programı” ile çok sayıda Workshop da düzenlendi. Genel Yönetim Organizasyonu, Tıbbi Yönetim, Sağlık Harcamaları ve Sağlık Finansmanı, Finansal Yönetim, Hasta İlişkileri Yönetimi, Sağlıkta Pazarlama Teknikleri, Sağlıkta İletişim Teknikleri, Hastanelerde Finansal Değerleme gibi temel başlıkların ele alındığı Eğitim Programı sonrasında, programa katılan 80 hastane yöneticisine sertifikaları teslim edildi. Toplantıya; Üniversitelerden: İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr.Yunus Söylet, İstanbul Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın, Afyon Kocatepe Üniv. Rektörü Prof. Dr. Mustafa Solak, Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Yavuz Coşkun, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serhat Bor, İstanbul Üni. Sağlık Bil. Fak. Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, İstanbul Üni. Cerrahpaşa Tıp Fak. Adli Tıp ABD Öğr. Üyesi Prof. Dr. A. Coşkun Yorulmaz, Marmara Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fak. Öğr. Üyesi Prof. Dr. Münir Şakrak, Hacettepe Üni. Hast. Gen. Direktörü Prof. Dr. Mustafa Özmen, Marmara Ün. Hem. Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuran Kömürcü, İstanbul Üni. Sağlık Bil. Fak. Öğretim Üyesi ve HAGED Direktörü Yrd. Doç. Dr. Haluk Özsarı ile üniversitelerin öğretim üyeleri; Sağlık Bakanlığından: Müsteşar Yardımcısı Prof. Dr. Adnan Çınal, Bakan Müşaviri ve Genel Müdür Dr. Mehmet Demir, Strateji Geliştirme Başkanı Memet Atasever, Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Şencan, Tedavi Hizmetleri Genel Müd. Yrd. Dr. Serdar Mercan, Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Şeraceddin Çom, Sağlık Turizmi Koordinatörü Dr. Dursun Aydın, Sağlık Bakanlığı Basın Müşaviri Mine Tunçel, SABİM Koordinatörü Ümran Benli, İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Ali İhsan Dokucu ile bakanlık bürokratları ve kamu eğitim hastaneleri başhekimleri; Sosyal Güvenlik Kurumundan; SGK Başkanı M.Emin Zararsız, GSS Genel Müdürü Dr. Hasan Çağıl, İstanbul İl SGK Müdürü Mustafa Kuruca ile Türkiye’nin değişik bölgelerinden İl SGK Müdürleri ve bürokratları; Ayrıca, Akredite Hastaneler Derneği Başkanı M. Ali Aydınlar, SAYED Başkanı Prof. Dr. Hayrettin Yekeler, TOBB Sağlık Komisyon Başkanı Dr. Seyit Karaca, İTO meclis üyeleri ve Özel Sağlık Sigortası Genel Müdürleri ve Bayındırlık Bakanlığı bürokratları katıldı. 600’ü aşkın kayıtlı katılımcı ve 100 civarında panelist ve konuşmacının yer aldığı toplantının açılış konuşmalarını; OHSAD Başkanı Op. Dr. Reşat Bahat, SGK Başkanı M. Emin Zararsız, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet, Akredite Hastaneler Derneği Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, Sağlık Yönetimi ve Eğitimi Derneği (SAYED) Başkanı Prof. Dr. Muhammed Yekeler ile Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Adnan Çinal yaptı. OHSAD Başkanı Op. Dr. Reşat Bahat açılışta yaptığı konuşmada, sadece özel sağlık sektörünün sorunlarının tek başına ele alınıp çözülemeyeceğini bu yüzden, Bakanlık, SGK ve üniversitelerle birlikte bu toplantıların verimli hale geleceğini söyledi. Ülkede siyasi bir istikrarın hüküm sürdüğünü, Sağlık Bakanlığı’nın başlattığı sağlıkta değişimin iktidarlar değişse de sistemde radikal değişimin olmayacağını bu programın süreceğine inandığını belirten Op. Dr. Bahat nereden nereye gelindiğini şöyle özetledi: “Sağlıkta erişim kolaylaştı. 2002’de yılda 2 defa doktora giden bir hasta, 2011’de yılda 7 defa doktora gidiyor. Hele hele Avrupa’da uzman doktora bu kadar kolay ulaşan ülke sayısı çok az. Ayrıca, bugün cepten ödemelerin en az olduğu 3-4 OECD ülkesinden bir tanesiyiz. Özel sektörün büyüklüğü yüzde 8’lerden yüzde 35’lere çıktı. Bütün sağlık sektörü büyümüş. Sistemin tek zararlısı muhtemelen üniversiteler ama Devlet hastaneleri de çok ciddi bir transformasyon geliştirmiş. Özel sektöre zamanında verilen sözlerin hiçbirisinin tutulmadığı da herkes tarafından biliniyor. Fiyatlar oluşturulurken bu fiyatların olmayacağı tarafımızdan ifade edilmişti. Özel sektör vahşice büyüdü, son 5 yılda Türkiye’de hızla büyüyen ikinci sektör oldu. Bütün dünyaya örnek oldu. Sonra acillerden fark almayın ile başlayan sistemde ciromuzun yarısını oluşturan kalemlerden fark alamadığımız, geri kalanından aldığımız farkın da yüzde 70’le sınırlandırıldığı, hatta uzun bir dönem yüzde 30 ile sınırlandırıldığı, uygulanamayacak kuralların sektörün önüne konulduğu bir dönemden geçtik.”

“Ortaklarımızı yatırıma ikna edemiyoruz”
Özellikle 15 Şubat 2008 tarihinde uygulamaya giren yönetmelikten sonra ciddi hedefsizlik yaşadıklarını ifade eden Op. Dr. Bahat, bu tarihten itibaren özel sektörün büyümesinin durduğunu, bunun da belki “duvara toslamamak” adına olumlu olduğunu ancak önlerine başka duvarlar çıktığını söyledi. 2008’den beri tek bir doktor alamayan, tek bir ilave branş alamayan, nitelikli cihaz alamayan, sadece özel sektörün kendi arasında transfer yaşadığı belirten OHSAD Başkanı Dr. Bahat şöyle devam etti: “Biz ortaklarımızı yeni yatırım yapmaya ikna edemiyoruz. Başka hastaneleri satın almadan büyüyebilen veya önceden izin alma mucizesini geliştiremeyen hiçbir kurum veya kişi sağlıkta büyüyemiyor. Bu hedefsizliğin ve adaletsizliğin hızla çözülmesi lazım. Sağlık Bakanımız özel sektöre 1000 kadar kadroyu acilen verme sözü vardı. Bizim sektör olarak istediğimiz eğer sektör yüzde 25 ila 35’lik bir büyüklüğü oluşturuyorsa, çıkan uzman doktor ve hemşirelerden bu oranda almamız gerekir. Özel sektör seyreder kamu alır durumundan Sağlık Bakanlığı biran önce vazgeçmelidir. Hemşirenin bile karaborsa olduğu bir sektörden bahsediyoruz. Tüm bürokratları karşımızda bulmuşken sorunlarımızı anlatmak istiyorum. Hemşiresi doktorundan az tek ülkeyiz. Bu sorunların hepsi elbette mevcut iktidarın getirdiği sorunlar da değil ama bunları konuşup çözmemiz lazım.”

Türkiye’deki sağlık pazarı
Türkiye’deki kişi başı sağlık harcamasının 400 dolar civarında olduğunu belirten Op. Dr. Bahat, “Hükümetin hedefi önümüzdeki 10 yıl içinde bunu şu anki OECD ortalaması olan 2000 dolara ulaştırmak. Bu rakam hep yabancıların neden sağlık sektörüne ilgi duyduğuna yönelik güzel bir cevap sanırım” dedi. “Burada Türkler olarak bizim daha uyanık olmamız gerekiyor” diyen Op. Dr. Bahat, şöyle konuştu: “Sağlık bizim Türkler olarak iyi yaptığımız bir iş. Yabancı yatırımcılar iyi patronların başında kalmak kaydıyla hastanelerimize ortak oluyorlar. Ancak yabancı yatırımcı belli bir oranın üzerine çıktığında hastaneler satılırken Pazar da satılmış olur. O yüzden burada uyanık olmak ve bu işleri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bizim yapmamız gerekir.” Kişi başı 400 dolarla vatandaşın sağlık sorunlarının çök önemli bir kısmını çözmeye çalıştıklarını anlatan Op. Dr. Reşat Bahat, “İlaç harcamaları olsun diğer işlemler olsun aslında çok ucuza mal ediyoruz. Türkiye’de doktorlar hemşireler belki Türkiye ortalamasından fazla kazanıyor ancak Türkiye ortalamasının da 5-6 katı fazla çalışıyorlar. Bu kadar çalışıyorlarsa maaşların yüksekliğini de bu kadar gündeme getirmenin anlamı yok” dedi.

Özel hastanelerin başka pazarlar bulması lazım
OHSAD Başkanı Op. Dr. Reşat Bahat sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de bir tehlike bizi bekliyor. 3 bin hizmet sunucu var, tek alıcı ise SGK. SGK’nın ödeme gücünde sıkıntı olduğu durumlarda ödeme dışında tuttuğu bir hastane olursa veya SGK ödemeleri gelecekte siyasetin bir aracı olarak kullanılırsa bu hastanelerin bugünkü Pazar şekliyle yaşama şansı olmaz. Bu yüzden bizim mutlaka başka pazarlar bulmamız lazım. Özel sigortalar mutlaka desteklenmeli. Tamamlayıcı sigorta çıkmalı. Devletin ödeme gücü olan hastaların, cebinden ödeme yapabileceği bir sistemi oluşturması lazım.” Sağlık turizmi konusuna da değinen Op. Dr. Bahat, “Turisti çok iyi tedavi ediyoruz ama sağlık turizmini çok iyi yapamıyoruz. 500 milyon dolarlık bir değer üretiliyor. Ama bu Pazar çok büyük. İnanın 5 milyar doların altındaki bir değeri sağlık sektörüne yakıştıramıyorum. Bu konuda OHSAD olarak ciddi çalışmalar yapacağımıza söz veriyorum” diye konuştu. Aciller ve trafik kazalarıyla ilgili de çok büyük sorunların olduğuna değinen Op. Dr. Bahat, bu sorunun da acilen çözülmesi gerektiğini ifade etti. SUT fiyatlarından da bahseden Dr. Bahat, “SUT fiyatları belirlenirken, sektörün yüzde 35 ihtiyacını gören özel sektörün masada olmayışını, itiraz haklarının olmayışını anlamakta zorluk çekiyoruz. Masada sadece TOBB temsilcimiz var, o da seyirci olarak var. Ama nasıl olur da hizmetin yüzde 35’inin sunucuları masada olmazlar, itirazlarını belirtmezler, şerh koymazlar. Pazarlık gücümüz yok. Eylemde yapamayız” dedi. SGK’ya bütçeden pay verilmesi gerektiğini de ifade eden Op. Dr. Reşat Bahat, “SGK 115 milyar TL’lik bütçesi olan bir kurum. Kayıt dışı istihdamın azalması lazım. Siyasetçilerin SGK’ya siz bizim gider kalemimizsiniz demesini uygun bulmuyorum” diye konuştu. Sık değişen mevzuatlardan artık sıkıldıklarını anlatan Dr. Bahat, OHSAD’ın her pazartesi günkü toplantılardan mevzuattan başka bir şeyin konuşulamadığını belirterek, kaçmaktan kovalamaya fırsat bulamayan bir sektör olduklarını kaydetti. SGK’nın özel sektör bütçesini tutturduğunu söyleyen Op. Dr. Bahat, SGK’nın 5.380 milyon dolarla 2010 yılını kapattığını hatırlattı. Tam Gün Yasası’na da değinen Op. Dr. Bahat şöyle konuştu: “Devletle çalışanlar muayenehane açabiliyorlar, ama özelde çalışamıyorlar. Muayenehane açmak kirlilik değil, ama özel hastanede çalışmak kirlilik. Muayenehaneniz varsa özel hastanede ameliyat yapabiliyorsunuz ama özel hastanede çalışamıyorsunuz. Biran önce özel hastanelerde çalışan kamudaki hekim arkadaşlarımızın istemeleri halinde özel sektöre olan kayıtlarının tam gün şeklinde yapılmasını ve kamudan ayrılabilmelerine müsaade edilmesini istiyoruz. Çünkü bu söz bize verildi. Mağdur olmuş arkadaşlarımız da var.” SAYED Başkanı Prof. Dr. Hayrettin Yekeler de yaptığı konuşmada, Türkiye’de uygulanan sağlık sisteminin, kamusuyla özeliyle dünyada uygulanan sağlık sistemleri arasında kendisinden övgüyle bahsettirdiğini söyledi. Gelinen noktayı yeterli görmediğini ifade eden Prof. Dr. Yekeler, “Ülkemizin bu alanda hep birlikte çok daha iyi yerlere geleceğine inanıyorum” dedi.

Sağlık çıtasının yükselmesi
Akredite Hastaneler Derneği Başkanı Mehmet Ali Aydınlar ise, sağlıklı bir toplum ve toplumun sağlık çıtasının yükselmesinin herkesin ortak değerleri olduğunu söyledi. Bu hedefin başarılmasının en azından bir gün hizmet alma ihtimali nedeniyle herkesi yakından ilgilendirdiğini ifade eden Aydınlar, “Ülkemizde son zamanlarda sağlık alanlarında hukuki ve idari düzenlemeler sonucu halkın sağlık hizmetlerine ulaşmasının kolaylaşması söz konusu hedefe giden önemli bir adımdır. Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan 2010-2014 yılları 5 yıllık stratejik planını çok ciddi ve dikkate alınması gereken önemli bir belge olarak görüyoruz. Bu önemli çalışmayı yapanları da kutluyoruz. Kronik hastalıkları yönetimi, ulusal aşı programı ve aşı üretimi konusunda hedeflerin konulmasını destekliyoruz. Yine tütün mamulleri ile ilgili atılan adımlar, obezite gibi konularda toplumsal farkındalığın artırılmasına yönelik çalışmalar gurur verici. Kamu sağlık hizmetlerinin tek çatı altında toplanması, aile hekimliği, geri ödemede standart durumun sağlanmasına yönelik çalışmalar, genel sağlık sigortası kısa zamana sığdırılmış dev adımlar. Ülkemizin ulaştığı fırsatları iyi değerlendirirsek sağlıkta kazanımın hızı daha da artacaktır. Hasta kayıt sistemine yönelik çalışmalar, akıllı kart projesi, TİTUBB, tele-tıp, kamu-özel sektör üniversite işbirliklerinin önümüze yeni fırsatlar açacağına inanıyoruz. Ülkemizde sağlık alanında artık çok ciddi veriler toplanmaktadır. Bu verilerin sağlıklı bilgiye dönüştürülmesini ve özel ya da kamuda karar alışların kullanımına sunulması konusunda adımlar atılmasını heyecanla beklemekteyiz. Yalnız verilerin toplanması için yapılan çalışmaların hızını, paylaşım konusunda göremediğimizi de itiraf etmeliyim” dedi. Türkiye’de Ar-Ge çalışmalarının bir kalkınma projesi, bir sanayi projesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine inandığını belirten Aydınlar şöyle konuştu: “Kullandığı ileri teknoloji ürünleri, nitelikli işgücü dikkate alındığında sağlık sektörünün bu projenin önemli bir parçası olacağını göstermektedir. Sağlıkta yüksek teknoloji kullanımının ve bilişim teknolojisinin hızlı gelişimi ülkemize yeni fırsatlar sunarken, bu gelişime uygun insan kaynakları yetiştirilmesi önem arz etmektedir. Sağlık turizmi için bir akreditasyon sürecinin düzenlenmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Yine kamu sağlık kuruluşlarında yabancıların tedavi edilmesi için belirlenecek fiyatlar ülkemizi ucuz sağlık hizmeti sunucu durumuna düşürerek kıt kaynağı olan sağlık sektöründe kapasite kullanımı bakımında kendi vatandaşımızı dezavantajlı duruma itmemelidir.”

İstikrar önemli
Sağlık sektöründe bir yatırım yapmanın, kullanılan teknoloji, fiziki yapı ve insan kaynağı açısından ciddi riskleri göze almayı gerektirdiğini kaydeden Mehmet Ali Aydınlar sözlerini şöyle tamamladı: “Bunların ötesinde her sektördeki yatırımcı için istikrar, öngörülebilirlik açısından çok önemlidir. Ancak son zamanlarda sağlık mevzuatlarında yaşanan belirsizlik, sürekli değişen geri ödeme kuralları, kamu finansman kayıpları sebebiyle kısa vadeli çözümler, sağlık sisteminde kaliteye yönelik değil sayıya yönelik sınıflandırma çabaları yatırımcıların yarını görmesini engellemektedir. Sağlık sektöründe kalite önemlidir. Bu sebeple kaynakların yanlış kullanımı sadece yatırımcıyı değil, halkın sağlığını da etkiler. Bu nedenle sağlıkta kamu özel arasında ve özel sağlık sunucuları arasında haksız rekabeti teşvik eden düzenlemelerden ve uygulamalardan vazgeçilmelidir. Gerekli denetimler de hasta şikayetleri üzerinden değil sistemsel olarak yapılmalıdır.”

Çift yumurta ikizleri
İstanbul Üniversitesi Rektörü ve Üniversite Hastaneleri Birliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Yunus Söylet de toplantıda bir konuşma yaptı. Bütün sektörlerde olduğu gibi dinamik olan her yerde sorunların olmasının kaçınılmaz olduğunu söyleyen Prof. Dr. Söylet, “Gerçekten sağlık sektöründe de sorunlar var. Ve biz ortak çözüm üretmek üzere, ortak aklı bir araya getirmek için, ortak bir dil ortaya koymak için ve ortak bir ülkü doğrultusunda da beraberce yürümek için bir araya gelmiş bulunuyoruz. Toplantıyı düzenleyen OHSAD bu sac ayağının birisi. Özel sektörü, özel sağlık kuruluşlarını temsil ediyor. Diğer iki ayak ise Kamu’ya ait çift yumurta ikizleri. Yani birbirine çok benzemeyen ikiz söz konusu. Bu ikizlerden bir tanesi Bakanlık. Oldukça iri yapılı, semirmiş, oldukça dominant. Siyasiler tarafından bir hayli kollanıyor. Yine Kamu’ya ait olan ama tek yumurta ikizi olmadığı daha ilk bakışta belli olan üniversite hastaneleri de bu ikizlerden bir tanesi, sacayağının da yine birisini oluşturuyor. Üniversite hastaneleri daha içine kapalıdır. Bizim ikizimiz olan Sağlık Bakanlığı son yıllarda Sağlıkta Dönüşüm Programı ile gerçekten büyük bir gelişim ve dönüşümü başlattı. Sigara yasağı ile halkımızı pasif içicilikten kurtardı. Ücretsiz çeşitli aşılama kampanyası ile büyük bir başarıya imza attı. Ve de 112 acil organizasyonunu mükemmele yakın bir şekilde gerçekleştirerek 1. basamak hizmetlerinde oldukça büyük bir başarı yakaladı. Özel hastaneler tarafında ise, organ naklinde büyük başarılar sağlandı. Yurt dışına giden hasta sayısı azaldı, modern teknolojilerin transferi ile başta tüp bebek olmak üzere birçok alanda ciddi çözümler ortaya kondu. Sağlık sektöründe özellikle hastane işletmeciliği anlamında ülkeye mükemmel örnekler verildi” dedi.

Üniversite Hastaneleri Birliği Derneği
Üniversite hastaneleri olarak 2 yıl öncesine kadar statükoyu korumak yolunda ciddi bir çaba sarf ettiklerini ifade eden Prof. Dr. Söylet şunları söyledi; “Hastanesi olan her rektör bireysel olarak kendi gemisini kurtaran kaptan olmaya çalıştı. Ama hiçbir zaman birlikte oturup üniversite hastanelerine bütüncül bir bakışla sorunları ortaya koymadılar ve birlikte bir çözüm odağı olmaya çalışmadılar. Bunun diğer bir etkisi önemli bir sektörde, önemli bir lobi, önemli bir partner maalesef o döneme kadar olamadılar. Biz bu tablonun içinde sacayağı olarak bir araya geldik. Bizim ülkümüz toplumun sağlığını korumak üzere kendi sağlığımızı kaybetmemek. Onun için bir araya gelmemiz sorunlarımızı paylaşmamızda, ortak çözümler üzerinde anlaşmamızda yarar var. Özel sektör ciddi şekilde kan kaybı yaşıyor. Üniversite hastaneleri ise başta Tam Gün Yasası olmak üzere global bütçe ve benzeri uygulamalarda sorunlar yaşıyor. Devlet Hastanelerindeki hekimlerde de bir kırgınlık bir huzursuzluk var. Elele vermenin tam zamanıdır.” 2 yıl önce Üniversite Hastaneler Birliği Derneği’ni kurduklarını da hatırlatan Prof. Dr. Yunus Söylet, sorunları bir arada konuşmak ve çözüm yollarını ortak çalışmalarda aramak için böyle bir birliği kurduklarını belirtti.

“495 özel hastane var”
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Prof. Dr. Adnan Çınal da konuşmasında, vatandaşın sağlık hizmetine ulaşmasındaki tüm engellerin aşıldığını belirtti. Özel sektörün gelişmesinin teşvik edildiğini anlatan Çınal, “Sağlık hizmeti sunumunda bir yetersizlik vardı. Bu sebeple özel sektörün önü açıldı ve çok ciddi bir orana sektör ulaştı. Bugün 495 özel hastane var. 100 kadar da ön izin almış, inşaat aşamasında olan özel hastane var. 1.200’ün üzerinde de tıp merkezi ve dal merkezi var. 59 bin olan uzman hekimlerimizin 21 bin kadarı özel sektörde çalışıyor. Sağlık Bakanlığı’nı ve özel sektörü sıkıntıya sokan durum sağlıkta yetişmiş insan gücüdür. Hemşire ve hekim sayısı çok düşük. Ama sağlıkta insan gücünde belli kritik sınır aşılmış durumda. Sayın bakanımızın açıkladığı gibi özel sektöre 1.000 hekim kadrosu sözü vardı. Onla ilgili çalışmalar son noktaya geldi. Bu kadrolar yakın bir zamanda özel sektöre verilecek. Biz bu toplantıları daha sık yaparsak sorunlarımıza ortak çözüm üreteceğimizi düşünüyorum” diye konuştu.

Bütünleşme ve entegrasyon süreci
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanı M. Emin Zararsız da, “Sağlık Sigortacılığı Perspektifinden Sağlık Harcamalarının Gelişimi” başlıklı bir sunum yaptı. Zararsız şöyle konuştu: “SGK olarak biz kendimizi halen bütünleşme ve entegrasyon sürecini yaşayan ve birçok kendi iç sorununu da çözmesi gereken bir yapı olarak değerlendiriyoruz. Elbetteki bu büyüme hızlı dönemi birtakım sorunları da beraberinde getirmiş olacaktır. Türkiye’nin genel yapı itibariyle 2003 yılından buyana bir değişim dönüşüm yaşadığını, bu değişim ve dönüşümün en hızlı bir şekilde sağlık alanında ve sosyal güvenlik alanında olduğunu herkesin kabul etmesi gerekiyor. Belki sizlerin ifade ettiği gibi zamanında alınması gereken tedbirlerin alınmaması, biraz gece bırakılmış olması ve geç alınmasından dolayı acıtıcı tarafının fazla olması elbetteki yakınılması gereken tarafı oluşturmaktadır. Şunu da memnuniyetle görüyoruz ki Türkiye, 2001- 2002 yılları ile mukayese edilemeyecek kadar ulusal ve uluslararası ölçekte sağlık alanında büyük açılımlar meydana getirmiştir. Kamu ve özel işbirliği içerisinde sorunlara çözüm üreteceğiz. Sosyal güvenlik maalesef geçmiş yılların acı tecrübelerinden dolayı daha sert tedbirler alınmak zorunluluğu olduğu alanların başında geliyor. Çünkü şu anda Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi finansman açığı veren bir yapı içerisinde devam etmektedir. Alınan tedbirler ile yılbaşında öngörenden daha düşük miktarda finansman açığı gerçekleştirmiştir. Alınan tedbirlerle bundan sonraki yıllarda finansman açığının giderek azalacağını, aktif pasif dengesinin giderek yükseleceğini ve kurumun kendi gelirlerinden kendi giderlerini karşılama oranının çok daha yüksek oranlara çıkacağını görüyoruz.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir